Bush’tan Nixon, Ahmedinecad’dan Mao çıkar mı?
01.03.2007 Vatan
ABD’de dört yıl önce Irak’a savaş açılıp işgal edilmesinin büyük hata olduğunu çok az kişi söyledi. Bunların en meşhurlarından biri emeki general William Odom. Reagan döneminde, 1985-88 arasında dünyanın en büyük telekulağı olarak bilinen Ulusal Güvenlik Ajansı’nı (NSA) yönetmiş. Emekli olduktan sonra hem Yale Üniversitesi’nde ders veriyor, hem de sıkı durun, Irak işgalinin tezgahlandığı yerlerden olan Hudson Enstitüsü adlı Neo-con think tank’te çalışıyor.
Geçtiğimiz günlerde Odom’la sohbet ettim. Savaşa karşı çıktığı için New York Times, Washington Post gibi büyük gazetelerin kendisine kapılarını kapadıklarını, ama bugün açtıklarını anlattı. “Peki siz savaş karşıtı biri misiniz?” diye sorunca “Olur mu öyle şey, ben askerim. Savaş benim işim. Oğlum da subay ve şu anda Irak’ta görev yapıyor” diye karşılık verdi.
Odom’un dört yıl önce dile getirdiği endişeler, mesela Irak’ın demokratikleşmesinin zorluğu, El Kaide’nin güçlenme ihtimali ve bu işlerden en fazla İran’ın kârlı çıkacak olması, zamanla teker teker doğrulandı. Öngörüsü bu kadar güçlü birini yakalamışken “Ya İran?” diye sordum. Odom, Bush’un İran’a saldırma ihtimalini az görmekle birlikte yabana atmıyor. Ama böyle bir durumda işlerin Irak’takinden daha berbat olacağına da emin. Amerikan yönetimine bir an önce İran’la doğrudan görüşmelere başlamasını öneriyor. Ve çok iddialı bir cümle kuruyor: “ Bugün İran’la diyalog, Başkan Nixon’ın Çin’e açılım yaparak Mao ile görüşmesi, böylece Soğuk Savaş’ın seyrini değiştirmesine benzer bir sonuç doğurur.”
Detant önerisi
Mahmud Ahmedinecad’ın İran cumhurbaşkanı seçileceğini tahmin eden birkaç uzmandan biri olan Ray Takeyh de, Tahran’la ilişkilerin düzelmesinin şart olduğunu, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ile yakınlaşma için kullanılan “detant” kavramını kullanarak savunuyor. ABD’nin en etkili düşünce üretim kuruluşlarından Dış İlişkiler Konseyi’nın (CFR) çıkardığı Foreign Affairs dergisinin son sayısındaki “İran: Rejim Değişikliği Değil Detant” başlıklı yazısında Takeyh dört aşamalı bir süreç öneriyor:
1) Diplomatik ilişkiler yeniden kurulsun, Amerikan bankalarındaki dondurulmuş İran paraları geri verilsin;
2) Nükleer konuda her iki taraf da taviz versin;
3) ABD Irak’ta istikrarı temin için İran’ın bu ülke üzerindeki nüfuzunu da kullansın;
4) Bütün bunların sonucunda İran İsrail’e bakışı da yumuşatacak, Hamas ve Hizbullah’a verdiği desteği gözden geçirecektir.
Takeyh, hayal gibi görünen bu sürecin pekala mümkün olduğunu Ahmedinecad’ın etkisinin giderek azaldığını ileri sürüyor. Ona göre İran’da iktidar adım adım, pragmatist, muhafazakar ve aynı zamanda milliyetçi olan yeni bir seçkinler sınıfının eline geçiyor ve bu kesim ABD ile barış istiyor.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün son Washington ziyareti sırasında, hükümet yetkilileriyle İran sorununu epey tartıştık. Genellikle, diyaloğun kaçınılmaz olduğuna, Bush’un ilerde masaya güçlü oturmak için İran’a bugün karşı aşırı sert çıktığına inanılıyor. Diyaloğun gerçekleşmesi ve verimli olabilmesinde Türkiye’ye önemli görevler düşeceği tahmin ediliyor ve umuluyor.
Kimsenin hevesini kırmak istemem fakat Washington’da, bazı Avrupa ülkelerinin, Suudi Arabistan’ın, hatta bazı Iraklı liderlerin adı geçiyor ama Ankara’nın Tahran’la köprü olabileceğine, olmasının iyi olacağına dair bir şey ne duydum, ne de okudum.
|