Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?

02.06.2026 medyascope.tv

2 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba iyi günler, iyi sabahlar. Siz bu yayını izlerken ben Ankara yolunda olacağım; onun için önceden kaydediyorum. Ankara’da Cumhuriyet Halk Partisi’nin grup toplantısı olacak mı, olmayacak mı? Yıllarca Meclis’te Deniz Baykal’ı, Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve Özgür Özel’i grup toplantılarında konuşurken izlemiş bir gazeteci olarak bugün ne ile karşılaşacağımı bilmiyorum. Normali, Özgür Özel’in grup başkanı olarak konuşma yapması ama bunu Kılıçdaroğlu, atanmış genel başkan olarak engellemek için her yola başvuracağa benziyor ve tabii ki iktidar sahipleri onu kayıtsız şartsız destekledikleri için talebini yerine getirmeleri ihtimali hayli yüksek. Yine de bekleyelim, görelim diyelim. Size daha sonra Ankara izlenimlerimi bilahare anlatacağım zaten.
Dünden biraz bahsedelim. Dün Silivri’deydim. Silivri’de ne olup biteceğini merak ettim. Ekrem İmamoğlu’nun ne söyleyeceğini merak ettim ama öğle arasına kadar kaldım. O araya kadar bir şey söylemedi ama zaten T24’te Murat Sabuncu’ya uzun bir röportaj vermiş. Orada duruşunu net bir şekilde söylüyor ve Kılıçdaroğlu ile artık bütün ipleri koparmış ve yeni bir partinin de olabileceğinin işaretlerini veriyor. Onu da bir kenara koyalım. Yine T24’te Cansu Çamlıbel’in Bülent Kuşoğlu röportajı daha erken saatlerde çıkmıştı, insan hani ne derler, hayret ediyor. Öyle bir röportajdı, söyleşiydi. Bayağı uzun bir şey. Bülent Kuşoğlu kim? Kılıçdaroğlu’nun 40 küsur yıllık arkadaşıymış. SSK’da birlikte çalışmışlar. Daha sonra kendisi Doğru Yol Partisi ve Türkiye Partisi’ydi, yanılmıyorsam Abdüllatif Şener’in talihsiz, neden kurulduğu anlaşılmayan bir partisi, orada yer almış bir isim. Daha sonra CHP’de peş peşe milletvekili oldu ve Genel Başkan Yardımcısı oldu. Özellikle mali işlere bakan birisi oldu. Kılıçdaroğlu’nun en güvendiği isimlerden birisi ve konuşmuş. Neler söyledi neler... Çok şey söyledi ama özetle şu: ‘‘Devlet, CHP’yi, Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu CHP’sini bir tehlike olarak gördü. Bizi yardıma çağırdı, biz de davete icabet ettik.’’ Ben bunu anladım. Kendisi eğer başka bir şey söylemek istediğini söylüyorsa her türlü tartışmaya açığım.
İşin içerisinde, Etyen Mahçupyan’ın son günlerde geliştirdiği “Yeni İttihatçılık” teorisi var. Başka şeyler de var ve bize şunu anlatmaya çalışıyor: ‘‘İç cepheyi tahkim için kolları sıvadık,’’ ‘‘devlet aklı’’ diyor. Açıkçası devlette bir akıl olduğu muhakkak ama bu muhataplarının ne kadar akıllı olduğu çok tartışmalı. Diyelim ki devlet aklı; ama esas olarak iktidarın bir aklı var. O da Özgür Özel’in, Özgür Özel liderliğindeki CHP’nin, hele aday olabilirse Ekrem İmamoğlu’nun Erdoğan’ı yenebilme ihtimalini bir alarm konusu olarak alıyorlar. Burada aslında tehdit devlete karşı değil, iktidara karşı bir tehdit; ama devletle iktidar çok iç içe geçtiği için hepsi birlikte görülebilir ve bunu engellemek için her yola başvuruyorlar, özellikle yargı üzerinden. 19 Mart süreci bunun önemli bir ayağı ama başarılı olmuyor, ters tepiyor ve bunun üzerine mutlak butlanla yeni bir şey yapıyorlar ve mutlak butlanın olabilmesi için de iş birlikçilere ihtiyaçları var. İşte iş birlikçiler de Kılıçdaroğlu, Kuşoğlu ve adlarını saymaya kalksak... Saymayayım, öne çıkan isimleri biliyorsunuz. Bunlarla beraber iktidar medyasının desteğiyle böyle bir hareket oluyor.
Şimdi burada “iç cepheyi tahkim” nerede? Hani bir dış tehdit mi var? Kim tehdit ediyor? CHP iktidara... Yani akıl alır gibi değil; CHP’nin iktidara gelme ihtimalini tehdit olarak gören bir iktidar olabilir, çok güzel. Ama CHP içinde birileri bu tehdidi kendilerine yönelik olarak görüp iktidarın yanında yer alıyorlar. Yani birisi bizi ya kandırmaya çalışıyor ya da işler hakikaten bu kadar zor durumda birileri için. Yani şunu söyleyeyim: “Devlet aklı” lafını süreçte, çözüm sürecinde Devlet Bahçeli’nin ağzından duyduk ve o, daha çok bölgedeki olağanüstü gelişmelerle ilgili yapılan bir akıl yürütmeydi ve anlaşılır bir şeydi. PKK’nın böyle bir süreçte devletin ve Türkiye’nin yanına çekilebilmesi, bir devlet aklı projesi olarak görülebilecek bir şey; ama burada kim tehdit? Yani İsrail’e karşı ya da ABD’ye karşı... Ki işin ilginç tarafı, bütün bunlar şu anda yapılmaya çalışılan şeyler, dün Özgür Özel de söylemiş, Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack’ın özlediği Türkiye’ye yönelik birtakım adımlar; bu yapılıyor. Devletin bu kadar akıldan yoksun olduğuna emin değilim. Ama CHP içerisinde bulduğu iş birlikçilerin gerçekten çok akıllı olmadığını ya da bizi — “akılsız” diyeceğim hadi — akılsız sanmaları... Bizi akılsız sanıyorlar. Bununla bizi ikna edebileceklerini mi düşünüyorlar? Ne alakası var olayın İttihatçılıkla, şununla bununla?
Diyelim ki İttihatçılık; İttihatçılardan geriye ne kaldı? Ne kaldı? Mustafa Kemal geldi, ülkede bir Cumhuriyet inşa etti. İttihatçıların kafasında bu mu vardı ya da başka şeyler mi? Birbirlerine düştüler, şu oldu, bu oldu... Yani olayı böyle birtakım ‘‘yeni İttihatçılık’’, şunlar bunlarla tanımlayıp; “İşte iç cepheyi güçlendiriyoruz, el atıyoruz, yoksa çok kötü şeyler olur.” Ne kötü olacak yani? CHP, diyelim ki Ekrem İmamoğlu... Ekrem İmamoğlu, 2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı yardımcısı adayıydı. Onun iktidara gelmesi halinde Türkiye uçurumdan aşağı düşecekse, Kılıçdaroğlu niye yanına yardımcı olarak almıştı? Yani aslında gerçekten üzerinde konuşmanın da insanı utandırdığı şeylerle yaşıyoruz.
Açık açık şunu söylesinler: “Erdoğan iktidarını kaybetmek istemiyor, bizi yardıma çağırdı, biz de elimizden geleni yapıyoruz” diyeceksiniz, noktayı koyacaksınız. Buraya süslü “devlet aklı”, “iç cepheyi tahkim” vesaire... Çünkü bunu söyleyebilmeniz için tehdidi tanımlamanız lazım. Tehdit kim? İmamoğlu, Özgür Özel ve onlara destek verenler. Bunların sayıları kamuoyu araştırmalarında %30 civarı gözüküyor. Diyelim ki her üç seçmenden birisi ülkeye tehdit mi oluyor? Yani çok kötü başladı Kılıçdaroğlu ve ekibi; işten çıkartmalar, tazminatsız şekilde işçi katliamı, şu, bu... İktidara yönelik tek kelime etmeden sadece kendi insanlarına yönelik, dünkü yol arkadaşlarına yönelik suçlamalar; hele FETÖ suçlaması, korkunç bir şey, yani olacak gibi değil. Neyse, uzatmayalım. Sonuçta devlet bir yerde akıllı olabilir çünkü gerçekten kullanabilecekleri birilerini bulmuşlar; ama kullanabilecekleri kişilerin çok da kullanışlı olduğundan açıkçası emin değilim.
Bugünün ithafı... Nereden aklıma geldi? Geçenlerde, çok alakasız ama, bir Finlandiya filmi izliyorum; yönetmeni Mika Kaurismäki, adını tam söyleyemiyorum. Yıllar önceden bildiğim bir yönetmen. Çok ilginç birisidir, hafif bir mizahı vardır. "Zombi ve Hayalet Tren" diye çevrilmiş filmin adı, çok garip bir Fince adı var ve onun bir yerinde karşımıza tanıdık bir isim çıktı: Ali Özgentürk, kendini oynuyor. Allah Allah! Evet, belli ki arkadaşlar bir şekilde onu filme monte etmiş. Evet, Ali Özgentürk’ten bahsetmek istiyorum. Geçen yıl, yaklaşık 1 yıl önce, 15 Mayıs’ta hayatını kaybetti; yaklaşık 80 yaşındaydı. Ali Özgentürk Adanalı, Arap Alevisi; biliyoruz. Çekirdekten sinemada başlamış, Atıf Yılmaz, Yılmaz Güney gibi isimlerin yanında asistanlık yapmış ve sonra senaryo yazmış. Az da olsa oyunculuğu da var, demin bahsettiğim gibi; ve hep iyi işlere imza atmış, temiz bir insandı Ali Özgentürk.
Evet, "Hazal" (1979); o zamanlar biz daha lisedeydik, çok ilgi görmüştü, Türkan Şoray’lı bir film. Orada bir Hüseyin Peyda var, ona da ayrı bir parantez açmak gerekebilir; çok değişik birisiydi, karakter oyuncusu denir ya. Daha sonra "At" (1981), 12 Eylül döneminde yapılmış bir film, Genco Erkal’lı bir film; senaryoyu da Işıl Özgentürk yazmış, müziği Okay Temiz yapmış. "Bekçi" var; Bekçi’de Müjdat Gezen oynamıştı, o daha sonraki bir film, 1986. "Su da Yanar", bu Tarık Akan’lı bir filmi; daha sonraki bir filmi olması lazım. Bunun da müziği Sarper Özsan... Hep böyle birbirinden önemli müzisyenlerle çalışan bir isimdi Ali Özgentürk. Kendi halinde diyeceğim, bir çevrenin, Yeşilçam’ın içinden çıkmış ama Yeşilçam’ı aşmış ve iz bırakmış bir isimdi. Kendisini rahmetle ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı