Erdoğan’ı severken Erbakan’a saygısızlık etmek şart mıdır?

02.02.2009 Vatan

Bazı meslektaşlarımız, 6 Ekim 1996 günü Libya lideri Muammer Kaddafi’nin Başbakan Necmettin Erbakan’a o akıl almaz sözleri etmesiyle 29 Ocak 2009 günü Davos’ta yaşananlar arasında bir devamlılık ilişkisi kuruyorlar. Onlara göre birincisi açık bir diplomatik skandaldı, ikincisiyse tam bir diplomatik zafer. Yine onlara göre, o sırada RP’den belediye başkanı olan Erdoğan, bedevi çadırındaki skandaldan ders çıkardığı için bugünkü zafere imza atabilmiştir.

O gün o çadırda ben de vardım ve cumhuriyet tarihinin en büyük skandallarından birinin yaşanmış olduğuna katılıyorum. Davos’taysa yoktum, orada bir “diplomatik zafer” yaşandığına inanmıyorum. Yanılıyor olabilirim, ama bu, söz konusu benzetme ve akıl yürütmenin tutarsızlıklarla dolu olduğu gerçeğini değiştirmez. Öncelikle şu soruları sormak lazım: Kimileri, Erdoğan’a sevgilerini göstermenin bir yolunun neden illa Erbakan’a saygısızlık etmekten geçtiğini düşünür? Çoğu muhafazakâr görünümlü bu kişilerin Erbakan’la ne alıp veremedikleri olabilir? Sahiden Erbakan’ı “monşer” olarak mı görmektedirler? Erdoğan’ın “milli haysiyet” e Hocası’ndan daha fazla önem verdiğine mi inanıyorlar? Bugün Erbakan, Başbakan olsa Davos’a davet edilir miydi? Edilse kabul eder miydi? Kabul etse Peres onunla aynı panele çıkar mıydı?

Erbakan’ın rüyası

Soruları uzatmak yerine Libya ile Davos’un aynı kefeye konulup konulamayacağını tartışmak daha doğru olur. RP Lideri Erbakan, Türkiye’nin öncülüğünde bir “Dünya İslam Birliği” kurma iddiasındaydı. Zaten yeterince hayali olan bu proje, Erbakan’ın esas olarak İslam dünyasının halklarını değil de rejimlerini muhatap alması nedeniyle imkansızdı. Ama “Hoca’nın hayaline kurşun sıksan yetişemez” olduğu için sürekli bunu zorladı. Başbakan olduktan sonra hiç Batı’ya hiç resmi gezi yapmaması, bütün ikazlara rağmen Kaddafi’den müteahhit alacaklarını talep etmeye gitmesi bundandır.

Erbakan bütün enerjisini Türkiye’yi “Batı Kulübü” nden çıkartmak için harcarken Erdoğan ise, aksine o kulübün itibarlı bir üyesi olmak için uğraştı. Erdoğan AKP’nin kuruluş sürecinde, 2002 seçimlerinin ardından daha siyasi yasaklıyken ve Başbakan olduktan sonra defalarca ABD’ye gitti, Beyaz Saray’a çıktı, düşünce kuruluşlarında konuştu ve Musevi kuruluşlarıyla görüştü. Erbakan ise bundan 15 yıl önce gittiği ABD’de çoğunlukla İslami kuruluşlarla görüştü, Amerikan yönetimi ve ona yakın kişi ve kurumlarla çok alt düzey temaslar kurdu. Bunlarda da muhataplarını nasıl derin bir hayal kırıklığına uğratmış olduğunu, bizzat onların ağzından dinlemiştim.

Şahsen Erbakan’ın herhangi bir Batılı liderle yan yana fotoğrafını hatırlamıyorum. Gizli ya da açık, Yahudi kuruluşlarıyla görüştüğünü de duymadım. Hele İsrail’e ziyaretinin asla söz konusu olamayacağını biliyoruz. Ama Erdoğan gitti. Üstelik Soykırım Müzesi’ni de ziyaret etti. Tabii bu noktada Erbakan’ın inatçı bir “anti-semitik” yani Yahudi aleyhtarı olduğunu, Erdoğan’ınsa anti-semitizmi hep bir insanlık suçu olarak tanımladığını hatırlatmak şart.

Anlaşılır değil

Erbakan eğer Kaddafi’ye, mesela Erdoğan’ın Peres’e gösterdiği gibi bir tepki gösterse kuşkusuz Batı’dan ve Batıcılardan alkış alacaktı, ancak bu, onun “İslam birliği” rüyasından vazgeçtiği anlamına gelecekti. Sonuç olarak Erbakan yanlış yaptı ama tepkisi (daha doğrusu tepkisizliği) anlaşılırdı.

Erdoğan’ın Davos çıkışı en büyük alkışı içerden ve İslam dünyasından aldı. Batı’daysa birkaç istisna dışında şaşkınlık hakim. Eğer Erdoğan “Batı Kulübü” üyeliğini terk etmeye niyetliyse bir sorun yok. (Nitekim ülkedeki bütün tescilli Batı karşıtları bugüne kadar hep eleştiregeldikleri Erdoğan’ı yere göğe sığdıramıyor.) Ama Erdoğan meşruiyetini Batı’da aramaya ve bulmaya devam edecekse Davos’ta yaptığı pek anlaşılır bir şey olamaz.

Son bir not: Libya ile Davos’u, Doğan Grubu’nun tutarsızlığını göstermek için karşılaştırdıklarını ileri süren meslektaşlara Milliyet Ankara Temsilcisi Fikret Bila’nın o günkü ve bugünkü yazılarını da karşılaştırmalarını öneririm.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
28.05.2026 Özgür Özel yeni parti kuracak mı?
28.05.2026 Kılıçdaroğlu aradığı adaleti dokuz yıl sonra buldu
27.05.2026 “Bay Kemal”in “Kemal Bey”e dönüşmesinin derin anlamı
26.05.2026 Hani Kürt hareketi CHP'ye karşı Erdoğan'ın yanında saf tutacaktı!
25.05.2026 Özgür Özel kendisini aşıyor
25.05.2026 İslam Özkan yorumladı: Süreç AK Parti’nin aleyhine işliyor
25.05.2026 Seren Selvin Korkmaz değerlendirdi: CHP bugün millete dönüyor
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı