Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?

03.06.2026 medyascope.tv

3 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün yorucu bir gündü. Sabah erken saatlerde Hilmi Hacaloğlu ile birlikte Bora'nın kullandığı arabayla Ankara'ya gittik, Meclis’e. MHP'nin ve DEM Parti'nin grup toplantılarını da izledim ama esas olarak tabii ki CHP grup toplantısına gittik. Tarihi bir olaydı. Şu ana kadar benim Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel liderliğindeki CHP'nin yaptığı onlarca, belki daha fazla, yüzlerce de olabilir, grup toplantısı izlemiş birisi olarak böylesine tanık olmadım. Çok açık netlikle söyleyebilirim; gerçekten tarihi bir olaydı. Çünkü mutlak butlan ilanı, Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının devlet yardımıyla genel merkezi ele geçirmeleri diyelim ve seçilmiş CHP yönetimini engellemek için ellerinden geleni yapmalarına tanık oluyoruz 21 Mayıs'tan bu yana ve ilk defa grup toplantısı oluyor. Zaten araya bayram tatili de girmişti, galiba 3 hafta sonra ilk defa yapıldı. Kılıçdaroğlu engellemeye çalıştı, engelleyemedi. Önce bunu düşündük, acaba olacak mı diye. Olacağı bir gün önceden akşam saatlerinde belli oldu. Sonra çok erken saatlerde CHP'li bazı milletvekilleri salona yerleşmeye başladılar. Ardından çok sayıda izleyici geldi. Eski milletvekilleri, eski parti yöneticileri, tıka basa dolu bir salonda Özgür Özel bir saati aşkın, belki 70 dakika civarında konuştu. Konuşmanın arasında Türkiye'nin ekonomik sorunları falan da vardı ama esas olarak mutlak butlan üzerine konuştu ve Kılıçdaroğlu ve onunla beraber hareket edenlere karşı bugüne kadar görmediğimiz netlikte, doğrudan ve sert ve yer yer çok öfkeli bir konuşma yaptı.
Önder Sav oradaydı, hayatımda ilk defa Önder Sav'ın elini sıktım. Kendisiyle kısa da olsa muhabbet ettim. Bana dediği laf çok ilginç; "Bazen kavga etmek gerekiyor." dedi. Biraz ilerisinde eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay, bizim Süheyl Batum da, ‘‘bizim’’ diyorum okuldan abimiz, Süheyl Batum da eski CHP milletvekili olarak oradaydı. Ahmet Tatar oradaydı, Ali Tatar'ın kardeşi; malum Ergenekon-Balyoz sürecinde hayatını kaybeden subayın kardeşi oradaydı ve çok sayıda insan vardı. Neyse, tarihe tanıklık ettik. Özgür Özel'i biraz daha farklı gördüm. Çok doluydu, onu fark ettim. Konuşmaya başlamadan önce çok doluydu. Bu arada bir not; Meclis’e geldiği sırada bir şekilde ben de Özgür Özel'i karşılayanların yanında bulundum ve bana "Nasılsınız?" diye sordu. Ben kendisine dedim ki "Ben bu soruyu size sormaya korkuyorum." O da bana şu cevabı verdi: "Benim kötü olma imkanım yok, kötü olamam." dedi. Çok dolu, öfkeli ama hep vurguladığı bir şey var orada, konuşmasında da vurguladığı; ‘‘öfke yok’’ diyor, ‘‘öfke olmasın, mücadele olsun, dayanışma olsun, direniş olsun ve umut olsun.’’ Dayanışmanın özellikle altını çok çizdi.
Şimdi gelelim, niye böyle bir başlık attım bu yayına? Çünkü sonrasında, bittikten sonra Medyascope'un Ankara'daki muhabiri, temsilcisi Özgecan Özgenç'le bir yayın yaptık, canlı yayın. Biraz gürültülü bir ortamdı maalesef ama yine de yaptık. O yayın yaptığımız yer bir oda, bir meslek kuruluşunun, medya basın kuruluşunun odası; ben 2003 1 Mart'ında da oradaydım. 2003 1 Mart'ı tezkere oylaması; basına kapalıydı, basının olduğu yerin önüne engeller konulmuştu ki gazeteciler gidemesin. Ben de orada Hıdır Göktaş'la beraber tezkere oylamasını bekledik. Çok tarihi bir olaydı ve biliyorsunuz tezkere geçmedi, Türkiye direkten döndü. Dedim ki; orada bir tarihe tanık olmuştum. 2003 AKP'nin ilk aylarıydı, yani 2002 sonlarında gelmişlerdi. 2003 1 Mart'ı, aradan geçmiş 23 yıl. 23 yıl AKP tarafından yönetiliyor bu ülke. 23 yılda çok tarihi olay oldu ve ben de gazeteci olarak bunların bir kısmına uzaktan ama bir kısmına da yakından tanıklık ettim ve sizlere de aktarmaya çalıştım, tıpkı dünkü olayda olduğu gibi.
Peki ne oldu? 23 yılda Türkiye nereden nereye geldi? Açıkçası çok hazin bir bilanço var. Yorulduk, ülke olarak yorulduk. Hele son yıllarda gençlerden kaçabilenler ülkeden kaçtı ve burada, Ortadoğu'da bir ateş çemberi içerisinde sürekli yeni tarihi anlar yaşıyoruz. Özellikle son dönemde 19 Mart süreci, şimdi 21 Mayıs süreci. Bunların hepsi ayrı ayrı tarihi öneme sahip olaylar, dönemler. Özgür Özel bunları ‘‘darbe’’ olarak niteliyor, ki bence abartılı değil. Bunları izliyoruz, takip ediyoruz, bunlara tanık oluyoruz. İnsanlar sokaklara dökülüyor, insanlar CHP grup toplantısını dolduruyor, hapislerde yatıyorlar vesaire ve Türkiye iyiye gitmiyor. Ne oluyor? CHP'de seçilmiş genel başkan o tarihi grup toplantısını yaptıktan sonra, yaklaşık 14:30'da falan bitti, 14:30'u biraz geçe galiba, saat 16:00'da atanmışların yeni sözcüsü Müslim Sarı, Kılıçdaroğlu'nun atadığı MYK'yı açıkladı. Parti Meclisi de toplanmıyor, kurultay da yapılmak istenmiyor. MYK listesine baktık; içlerinde tanıdığım, sevdiğim insanlar da var ama çok hazin bir durum.
Yani biraz önce orada o insanların, CHP'nin tabanından gelen insanların hayal kırıklıklarını, öfkelerini, artık ne derseniz, aynı zamanda coşkularını falan görüyorsunuz. ‘‘Aşağıdan gelen’’ buna İngilizce ‘‘grassroot’’ diyorlar, grassroot bir hareket var, toplum yani orada ve diğer tarafta onların düne kadar çok yakın arkadaşı olan, birlikte siyaset yapmış, birlikte yiyip içmiş insanların bazıları devlet tarafından toplumsal hareketin önünü kesmek için devreye sokuluyor ve onlar da bunu itiraz etmeden kabul ediyorlar. Şimdi çok eşitsiz bir mücadele var, çok eşitsiz bir olay var ve buna tanıklık ediyoruz. Buna tanıklık ederken de içimiz cız ediyor ve aklımızda şu soru var: Acaba haftaya CHP grup toplantısı yapabilecek mi? Kılıçdaroğlu "Hayır, ben yapacağım." derse ne olacak? Bunlar ayrılacak mı? Ayrı parti mi kurulacak? Kurultay yapılacak mı? Her ne kadar "Bizim bu olaya hiçbir dahlimiz yok." diyorsa da Erdoğan ve onun destekçileri CHP'yi ve toplumsal muhalefeti karıştırmak, bölmek için nasıl yeni şeylere kapılacaklar? Ve bu arada tabii yine hep böyle birtakım tarihi olaylar olacak, kesin olacak. Çünkü Erdoğan baş edemiyor, 19 Mart'ta edemedi, 21 Mayıs'ta da edemeyebilir. Butlan tek başına yetmeyeceğe benziyor. Yeni birtakım yargı darbelerine tanık olabiliriz, yine tarihe tanıklık ederiz ve olduğumuz yerde saymaya devam ederiz.
Ben ki iyimser bilinen birisiyim, dün Meclis’te gerçekten içim cız etti. Ülkeye, halimize, kendime, her şeye ne diyeceğimi bilemiyorum. Yazık oluyor, hep birlikte bize yazık oluyor. Şöyle düşündüm; ‘‘CHP Genel Merkezi’ne gidip atanmışların nasıl bir atmosferde olduğunu falan görsem mi?’’ dedim. Gazeteci merakım ‘‘Evet.’’ dedi ama insan olarak şu aşamada en azından — bir şekilde gitmek zorunda kalacağız herhalde ama — dedim ki ‘‘Daha bir müddet gitme.’’ Çünkü gerçekten birileri bir yerde tarih yazmaya çalışırken birileri de bir şekilde o tarihin önüne geçmeye çalışıyorlar, olay bundan ibaret aslında.
Bugünün ithafı... Bir komedi diyeceğim ama... Jacques Tati, Fransız yönetmen Jacques Tati. 1907 doğumlu, 30'lu 40'lı yıllarda sahneye çıkıyor, pandomimler falan yapıyor ama esas sinema olayını 40'ların sonlarında yapıyor ve en büyük filmi, ilk filmi ‘‘Bay Hulot'nun Tatili’’. ‘‘Bay Hulot'nun Tatili’’ni izlemediyseniz, bir yerlerde vardı diye biliyorum, muhakkak izleyin. ‘‘Bay Hulot'nun Tatili’’ mizahta bambaşka bir şey. Bu yanılmıyorsam ‘‘Amcam’’. Bu Tati'nin başka bir filmi. Şimdi bakıldığı zaman piposuyla, Mösyö Hulot sanki Şarlo gibi sanılıyor, ilk başta bu zokayı ben de yuttum, ama öyle değil. O kendisi çok komiklik yapan birisi değil. Kendisi oynuyor bu arada, yönetiyor ve oynuyor Jacques Tati, Mösyö Hulot o. Kendisi komedi yapmıyor, espriler yapan birisi değil; esprileri ortaya çıkaran birisi. Ve en önemlisi de benim izlediğim filmlerinde çok ciddi bir şekilde toplumsal eleştiri var. Burjuva, küçük burjuva hayatlarına yönelik, yaşam tarzlarına yönelik çok ciddi eleştirileri var Tati'nin. Nevi şahsına münhasır bir isim, dünya çapında da belli bir üne kavuşmuş ama esas olarak Fransa ve Fransızca konuşulan yerlerde daha çok bilinen bir isim. Biz Galatasaray'da okurken bazı filmlerini izlemiştik ama o zaman bizim komedi anlayışımıza herhalde çocuk halimizde çok fazla uymamıştı. Tabii ki piposuyla falan bir ilginçliği vardı ama... Bu, film yönetirkenki bir şeyden. Ama sonra, yıllar sonra Tati'yi keşfettim, size de tavsiye ederim. Çok fazla filmi yok ama özellikle "Bay Hulot'nun Tatili"ni ve "Amcam"ı seyrederseniz... Bir de "Trafik" vardı, evet "Trafik" de çok çarpıcı bir filmdir. Jacques Tati, 1982 yılında 75 yaşında hayatını kaybetmiş bir büyük sinemacı, bir büyük sanatçı. Kendisini saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı