Global 28 Şubat'ın son demleri
09.11.2005 Vatan
ABD Başkanı George Bush, Doğu Avrupa'da gizli CIA zindanlarının varlığını reddetmedi ama şöyle konuştu: "Biz teröristleri buluyor ve adalete teslim ediyoruz. Teröristlerin nerede saklanıyor olabileceklerine ilişkin bilgi topluyor ve onların planlarını bozmaya çalışıyoruz. Bütün bu süreç ve yapılan işlemlerin tümü hukuk sınırları içindedir. Biz işkence yapmayız."
Bu açıklamadaki yanlışları sayalım:
1) Amerikalıların terörist diye yakaladığı ve yıllarca yargılamadan tuttuğu çok sayıda ismin basit birer sempatizan ve hatta bazılarının masum olduğu ortaya çıktı.
2) ABD'nin El Kaide'ye yönelik operasyonlarda yakaladığı kişilerden mahkemeye sevk ettiklerinin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Çünkü onları ne savaş esiri, ne siyasi, ne de adi suçlu olarak kabul ediyorlar. Bu kişiler, Amerikan yasalarından yararlanmamaları için yabancı topraklarda tutuluyorlar.
3) Şu ana kadar, yakalananlardan elde edilen bilgilerle hangi terör eylemlerinin engellenmiş olduğu inandırıcı bir şekilde kamuoyuna anlatılmadı. Ama geçtiğimiz günlerde tam tersi kanıtlandı. Enes El Libi adlı üst düzey El Kaideli'nin Saddam Hüseyin ile işbirliği yaptıkları yalanı, ABD'nin Irak işgaline gerekçe için kullanılmış.
4) Bu süreç ve işlemlerin hiçbiri hukuk sınırları içinde değil. Sanıklar hangi ülkede tutulduklarını bile bilmiyor, yakınlarıyla irtibat kuramıyor, avukat sahibi olamıyor, Kızılhaç'la bile görüşemiyorlar.
5) Ebu Garip gibi orta yerdeki bir cezaevinde işkencenin en adisini yapan Amerikalıların gizli zindanlarda neler yaptıklarını kestirmek güç. Ayrıca posasını çıkarttıkları bazı zanlıları işkence göreceklerini bile bile Mısır, Ürdün, Yemen gibi ülkelere iade ediyorlar. Zaten Washington, suçlanmamak için işkencenin uluslararası tanımını iyice daraltmak istiyor.
İtirazlar tırmanıyor
11 Eylül 2001 terör saldırılarının hemen ardından, 15 Eylül tarihli Hürriyet Gazetesi'nde "Global 28 Şubat süreci başladı" diye yazmıştım. "ABD'nin ilk olarak kendi içinde bir '28 Şubat süreci'ne girmesi şaşırtıcı olmayacak. Yani ülke içinde İslami kuruluşların üye ve yöneticileri, faaliyetleri, para hareketleri sıkı denetim altına alınacak; belki bazıları kapatılacak, şüpheli kişiler sınır dışı edilecek. Başörtüsü, uzun sakal gibi simgeler bir şekilde tartışma gündemine gelecek" demiş ve noktayı şöyle koymuştum: "Demokrasi, fikir ve inanç özgürlüğüne aykırı her türden uygulama, 'terörizmle mücadele' adına hoşgörülecek..."
"Global 28 Şubat" tanımı, "liberal" ve "muhafazakâr" Amerikancı çevrelerden "safsata" diye itiraz gelmesine rağmen kısa zamanda benimsendi. Başlangıçta terörün yarattığı şok nedeniyle keyfi uygulamalara fazla ses çıkartan olmadı. Ama zulümlerin peşpeşe (Guantanamo, Bagram, Ebu Garip, CIA'nin işkence uçakları, CIA'nin gizli zindanları...) ve tartışmaya yer bırakmayacak ölçüde gözler önüne serilmesi, üstelik El Kaide'nin bütün bu çabalara rağmen yenilememesi havayı değiştirdi.
Artık "liberal" Amerikan medyası büyük ölçüde bu işin takipçiliğini yapıyor. Senato ezici bir çoğunlukla terör zanlılarına da hukuki haklar verilmesini kabul etti. Yüksek Mahkeme Guantanamo'daki bir tutuklunun başvurusunu görüşmeyi kararlaştırdı.
Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in "şahin"likte yalnız kaldığı söyleniyor. Amerikan politikasının uluslararası normlara çekilmesi için özellikle Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice yoğun çaba yürütüyor.
"Global 28 Şubat" ABD'nin yaptıklarını tanımlamada hafif bile kalıyor. Bu acı deneyim, Fransa'ya ve İçişleri Bakanı Nicholas Sarkozy'ye ithaf olunur.
|