Ruşen ÇakırRuşen Çakır Resmi web sitesi
Facebook Paylaş
İntihar eylemcilerini anlamak: Zor ama zorunlu
14.12.2005 Vatan


Vatan Kitap Eki Aralık 2005
İntihar eylemleri üzerine ilk ciddi kitabı Alman gazeteci Christoph Reuter yazdı. 2002 yılında çıkan "Mein Leben ist eine Waffe" (Hayatım Silahımdır) kısa sürede birçok dile çevrildi. Reuter, davaları uğruna ölüme koşanların, sanıldığının aksine beyinleri yıkanmış, hayatta kaybedecek bir şeyleri olmayan bağnazlar değil, tam tersine belli bir eğitim ve kültür seviyesindeki aklıbaşında insanlar olduğunu tartışmasız bir şekilde gözler önüne serdi. Reuter kitabına İslamiyet tarihinde özgün bir yeri olan Haşhaşinler’le başlamış, 2. Dünya Savaşı’ndaki Japon Kamikazelerden, Irak’la savaşta gönüllü olarak ölüme koşan genç Basicilere geçmişti. Ardından Lübnanlı, Filistinli ve nihayet El Kaide militanlarını inceleyen Stern, ayrılıkçı örgütlerin intihar eylemlerinde kadınların nasıl ve neden öne çıktığını Sri Lanka’da Tamil Kaplanları, Türkiye’de PKK örnekleri üzerinden anlatmıştı. Reuter’den sonra bu konuda bir dizi kitap yazıldı, yazılıyor. Bunlardan İsrailli “uzmanlar” (terör ve/veya İslam uzmanları) tarafından kaleme alınanlar daha çok psikolojik savaş konsepti içinde oldukları için pek ciddiye alınmıyor. Bunların dışında ABD ve Fransa’da ilginç ve önemli çalışmalar yapılıyor. Bu yazıda bunların dördüne değinmek istiyoruz.
Kadınlar eylemcilerin açmazı 2005 Mayıs ayında ABD’de, adları ve içerikleri birbirine çok benzeyen iki kitap piyasaya çıktı: Mia Bloom’un “Dying to Kill: The Allure of Suicide Terror” (Öldürmek İçin Ölmek: İntihar Terörünün Albenisi) ve Robert Pape’in “Dying to Win: The Strategic Logic of Suicide Terrorism” (Kazanmak İçin Öldürmek: İntihar Terörizminin Stratejik Mantığı). Her iki kitap da Reuter’in bıraktığı yerden, onunla hemen hemen aynı tarihsel ve güncel örnekleri işleyerek, intihar eylemlerinin ve eylemcilerinin ciddiye alınmayı fazlasıyla hak ettiklerini gösteriyorlar. Her iki yazar, bu eylem türünün, hiç de dincilere, hele sadece İslamcılara özgü olmadığını tartışmasız bir şekilde kanıtlıyorlar. Cincinnati Üniversitesi öğretim üyesi Mia Bloom, benzer davalara sahip örgütlerin neden intihar eylemlerini seçip seçmediği üzerinde epey kafa yormuş. Örgütlerin, amaçlarına ulaşmaları veya ulaşamayacaklarını anlamaları durumunda bu yöntemden vazgeçebildiklerini söyleyen Bloom, örnek olarak Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan verdiği talimatla PKK’lıların intihar eylemlerini durdurmalarını veriyor. Bloom’un bir diğer başarısı, kadın intihar eylemcilerininin konumunu toplumsal cinsiyet (gender) ölçeğinden hareketle irdelemesi. Bloom, Sri Lanka, Çeçenistan ve Türkiye’deki kadınların ölümü seçerek, toplumlarındaki erkek egemenliği kırmadıklarını, tam tersine daha da pekiştirdiklerini söylüyor.
Rakamlar konuşuyor Chicago Üniversitesi öğretim üyesi Robert Pape ise, dünya çapında gerçekleşen yaklaşık 500 intihar eylemin veritabanından hareketle somut, elle tutulur bilgiler veriyor. En fazla intihar eylemini Marksist-Leninist eğilimi Tamil Kaplanları’nın gerçekleştirdiğini; eylemlerin yüzde 95’inin geniş halk desteği olan örgütler tarafından düzenlendiğini; her eylemin somut siyasi ve dünyevi bir hedefi olduğunu rakamlarla, tarihlerle, grafiklerle gözler önüne seriyor. Pape’a göre bir ulusun farklı bir dini inanışa sahip bir halkın topraklarını işgal etmesinin intihar eylemleri için en elverişli zemin olduğunu düşünüyor: (İsrail, ABD ve Fransa-Lübnan; İsrail-Filistin; Sri Lanka-Tamil; Rusya-Çeçenistan; Hindistan-Keşmir; ABD-Irak...). Yazar, intihar eylemlerine maruz kalan ülkelerde iyi-kötü demokrasi olduğunu, otoriter-totaliter rejimlerinse bu eylem türünden çok şikayetçi olmadıklarını belirtiyor.
Sadece silahla olmaz Fransa’da yayınlanan iki araştırmadan ilki Diplomasi ve Savunma Enstitüsü Müdürü François Géré’nin 2003 tarihli “Les Volontaires de la Mort: L’arme du suicide” (Ölüm Gönüllüleri: İntihar Silahı) adlı kitabı. Aslen tarihçi olan Géré’nin kitabında, intihar eylemlerinin geçmişi geniş bir yer tutuyor. Yazarın esas derdi, 11 Eylül 2001’de tüm dünyayı şok eden El Kaide militanlarına karşı ne yapmalı sorusuna cevap verebilmek. Géré bu işin sadece güvenlik güçlerine bırakılamayacağını söylüyor ve siyasi, felsefi, ahlaki mücadelenin önemine dikkat çekiyor. İslam dünyasında intihar eylemlerine karşı çıkanların özendirilip öne çıkarılmasını savunan Géré bu noktada medyaya çok fazla görev düştüğünü belirtiyor.
İslam bunun neresinde? Son dönemlerde iyice yaygınlaşan intihar eylemlerini İslam diniyle açıklamaya çalışmak ne kadar yanlış ve tehlikeliyse, bu sorunun dini/İslami boyutlarını görmezden gelmek de aynı ölçüde yanıltıcı. Bu ince dengeyi usta bir şekilde kuran İran asıllı Fransız asıllı sosyolog Farhad Khosrokhavar’ın, 2002’de Fransa’da basılan ve yakınlarda İngilizceye de çevrilen “Les Nouveaux Martyrs d’Allah” (Allah’ın Yeni Şehitleri) kitabı şimdiden konuyla ilgili bir “başyapıt” olarak değerlendirilmeyi hak ediyor. Yazar hem İslam’da, hem Hıristiyanlık’ta “şehitlik” ve “şahitlik”in aynı kelime olduğunu hatırlattıktan sonra “cihad”, “hicret”, “davet”, “şehadet” gibi temel İslami kavramların, farklı dönemlerde, farklı bölgelerde ve farklı mezhepler tarafından nasıl yorumlanıp hayata geçirildiğini sorguluyor. Lübnan, İran ve Filistin’deki intihar eylemlerini ulus devletin imkansızlığı”; El Kaide’yi ise “yeni bir uluslarötesi ümmet” hayali çerçevesinde irdeleyen yazar, bunun için İslam teolojisi, siyasetbilimi, sosyoloji, antropoloji ve psikolojiye başvuruyor. El Kaide içinde, Wadi el Hac, Richard Reid, Lionel Dumont gibi İslamiyeti sonradan seçenlerin sembolik önemine vurgu yapan Khosrokhavar, kitabını, içinde bulunduğumuz yüzyılda bu türden “kutsal ölüm”lerin giderek yayınlaşabileceği öngörüsüyle bitiriyor. Khosrokhavar’ın yanılacağına dair ortada en ufak bir işaret yok. El Kaide ile, hele ABD’nin Irak işgali sonrası, siyasi şiddet denince akla sadece intihar eylemi gelir oldu.1980’lerde, yılda ortalama üç intihar eylemi olurken, bu sayı 2001 ve 2002’de 40, 2003’deyse 50’ye çıktı. Peki ne yapmalı? İntihar eylemlerinin Lübnan’da fazlasıyla, İsrail ve Sri Lanka’daysa kısmen etkili olduğunu hatırlatan Robert Pape, Washington’daki bir toplantıda bu soruyu “Bir an önce Irak’taki işgale son vermeliyiz” diye cevaplamıştı. Ama galiba ABD’nin Irak’tan çıkması bile bu sorunu çözebileceğe benzemiyor.

Bu yazıda ele alınan kitaplar: My Life is a Weapon: A Modern History of Suicide Bombing, Christoph Reuter, Princeton: Princeton University Press, 2004, 240 pp. $24.95.
Dying to Win : The Strategic Logic of Suicide Terrorism, Robert A. Pape, New York: Random House, 2005, 352 pp, $25.95.
Dying To Kill: The Allure of Suicide Terror, Mia Bloom, New York: Columbia University Press, 2005, 280 pp, $24.95.
Les Volontaires de la Mort: L’Arme du Suicide, François Géré, Paris: Bayard, 2003, 300 pp, 20 €.
Les Nouveaux Martyrs d’Allah, Farhad Khosrokhavar, Paris: Flammarion, 2002, 324 pp, 21 €.

SON YAZILARIM
Facebook Paylaş
Adres: Metis Yayınları İpek Sok. No: 5 34433 Beyoğlu / İstanbul
Tel: +90 212 245 46 96 E-posta: rusen@rusencakir.com