Londra saldırısının anlamı

24.03.2017 medyascope.tv

24 Mart 2017’de medyascope.tv’de yaptığım analizi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Londra’da yaşanan terör saldırısı Türkiye’de çok fazla ilgi uyandırmadı. Belki Türkiye’nin kendisinin çok yorgun olmasından, çok daha büyük terör saldırılarına maruz kalmasından olabilir. Ama bu arada tabii bunu her zaman olduğu gibi komplo teorileriyle açıklamaya çalışanlar, bunun sahte olduğunu söyleyenler de oldu. Ama Londra’daki saldırının bir önemi var. Bizi, Türkiye’yi çok fazla ilgilendirmiyor gibi gözüküyor. Avrupa’yı, Batı’yı daha fazla ilgilendiriyor gibi gözüküyor. Ama Türkiye’nin Batı’yla ister istemez, her ne kadar makas açılsa da çok yoğun bir ilişki içerisinde olması nedeniyle bizi de çok fazla ilgilendirecek bir husus.
Bu olay aslında ilk değil. Yalnız IŞİD’in faaliyete geçmesinden itibaren İngiltere’de gerçekleşmiş olan, IŞİD tarafından üstlenilen ilk saldırı. IŞİD tarafından üstlenilmiş olması, bunu yapan kişinin IŞİD’le doğrudan, organik ilişki içerisinde olduğu anlamına gelmiyor. IŞİD şu âna kadar dünyanın dört bir tarafında, özellikle Batı ülkelerinde gerçekleştirilen ve bireysel yapıldığı tahmin edilen birçok terör saldırısını üstlendi. Bundan hiçbir şekilde yüksünmedi, yapmamış bile olsa. Buradaki temel espri tabii bunu yapan kişilerin perspektifiyle kendi perspektifinin örtüştüğünü düşündüğü için olsa gerek.

Yalnız kurtlar mı?
Bunlar tek başına yapılıyor, kişiler bağımsız hareket ediyor izlenimi olsa da, bunların IŞİD’le doğrudan ya da dolaylı hiçbir ilişkileri olmadığı anlamına da gelmiyor. O çok bilinen yalnız kurt saldırgan, yalnız kurtlar önermesini burada uygulamaya çalışanlar var. Yani Avrupa’da ve ABD’deki kimi saldırıların kendi başına hareket eden, hiç kimseyle organik ilişki içinde hareket etmeyen, ama yaşananlardan ilham alarak kendi başlarına hareket eden kişiler tarafından gerçekleştirildiği önermesi hep gündemde. Kimileri de diyor ki “bu kişilerin kendi başına hareket ediyor olması onları yalnız kurt kılmaz.” Pekâlâ bu tür yapılarla, IŞİD ya da El Kaide gibi yapılarla ya da onların türevi birtakım yapılarla bir şekilde ilişkileri olabilir. Ama eylemleri kendi başlarına gerçekleştiriyor olabilirler.
Dolayısıyla her halükârda istihbarat servislerinin kontrolünün çok zor olduğu türden saldırılar bunlar. Böyle diyorum ama, Anvers’te birisinin araçla benzer bir saldırı hazırlığı içerisinde yakalandığı söylendi. Demek ki bazı durumlarda da engellenebiliyormuş. Daha önce benzer bir saldırıyı Fransa’da kamyonla görmüştük. Daha sonra Almanya’da gördük Noel zamanında. Şimdi de İngiltere’de görüyoruz. Bu aslında bir araca sahip olan herhangi bir insanın kolaylıkla yapabileceği bir eylem –kolaylıkla derken, bir soğukkanlılık olması lazım, acımasızlık olması lazım–, bunu gerçekleştirebilmek için birtakım yasadışı yollarla silahlar edinmeniz gerekmiyor, patlayıcılar edinmeniz gerekmiyor. Bir araç buluyorsunuz. Gerekirse çalıyorsunuz, gasp ediyorsunuz ya da kendi aracınız olabiliyor, kiralıyorsunuz, her neyse. Ve bununla en çok ses getireceğini düşündüğünüz yerlerde sivil halkın üzerine saldırı düzenliyorsunuz. Fransa’daki, Nice’teki saldırıda çok çarpıcı bir olay, ölenlerin ve yaralananların önemli bir kesimi –çoğunluğun olmasa bile hatırı sayılır bir bölümü– Müslümanlardı.
Bu tür saldırıları yapan kişilerin genel olarak kafalarında bir Batı, Avrupa ya da Amerika kavramı var. Orada sokaktaki herkesin kendilerinin hedefi olduğunu düşünebiliyorlar. Bunun içerisinde Müslüman olması onlar için çok fark etmiyor.

IŞİD Batı’da köşeye mi sıkıştı?
Bir teoriye göre IŞİD’in bu saldırılarının iki nedeni var: 1) maddi imkânlarının Irak ve Suriye’deki operasyonlarla beraber özellikle azalması ve imkânların büyük ölçüde Irak ve Suriye’deki operasyonlara karşı mücadeleye ayrılması nedeniyle; 2) Batı ülkelerindeki çok yoğun istihbarat faaliyetleri ve güvenlik önlemleri nedeniyle. Yani daha önce Brüksel’de, Belçika’da gördüğümüz ya da Paris’te gördüğümüz türden çok komplike silahlı ve patlayıcılı, büyük, çok sayıda kişinin katıldığı büyük saldırıları artık IŞİD’in yapamadığını ileri sürenler var. Ve bu tür saldırılara yönelmesinin, bu tür saldırıların önünün açılmasının esas nedeninin bu olduğunu düşünenler var. Bir de buna ek olarak da IŞİD’in bu tür büyük operasyonlar düzenlemek için imkânlarını buralara sarf etmeyeceğini düşünenler var.
Kişisel olarak benim kanım bunların doğru olmayabileceği. Yani pekâlâ bu saldırı yapıyor olmakla beraber ucuza mal olduğu kesin olan, istihbarat birimlerinin, güvenlik birimlerinin saptamasının çok zor olduğu kesin olan bu tür saldırıları düzenliyor olmalarının tek nedeni daha büyük çaplı saldırıları düzenleyemiyor olmaları değil bence. Pekâlâ IŞİD Avrupa’nın değişik yerlerinde, daha önce Brüksel’de, Paris’te gördüğümüz türden saldırılar da düzenleyebilir. İngiltere’de de yapabilir, Avrupa’nın başka yerlerinde de yapabilir. Ama bu araçlarla sivillerin arasına girme olayının dehşeti çok daha büyük, çok daha farklı bir olay. İlk bu Nice’te yaşandığı zaman duyduğumuzdaki tepkileri hatırlıyorum. Gerçekten görülmedik türde bir şeydi. Patlayıcı yüklü araçla bir yerlere girme olaylarını insanlar biliyordu ve böyle bir terörizme alışmışlardı. Ama aracın kendisinin patlayıcı olduğu, insanları ezerek öldürdüğü –panikle Nice’te kendini denize atıp boğulanlar da olmuştu, hatırlayacaksınız– böyle bir olay yepyeni bir safhaydı. Şimdi bu anlamıyla bunun IŞİD’in âcizliğinin ya da iyice köşeye sıkışmışlığının göstergesi olarak algılamak bence yanıltıcı olabilir. Pekâlâ IŞİD vb. yapılar daha önce örneklerini gördüğümüz türden –tabii bir 11 Eylül’vari olmayabilir bu saldırılar– başka saldırıları da pekâlâ yapabilecek durumdadırlar diye tahmin ediyorum. Yaparlarsa da şaşırmamamız gerekiyor.

Saldırganın profili
Bir diğer husus, İngiltere’deki saldırıyı gerçekleştiren kişi küçük suçlardan daha önce sabıkası olan 52 yaşında bir Müslüman. Ama doğumu İngiltere, yani orada doğmuş, büyümüş birisi. Bir İngiliz vatandaşı Müslüman. Bu da çok fazla dile getirilen mülteci-karşıtı söylemleri, özellikle aşırı sağın Avrupa’da ve Amerika’da dile getirdiği mülteci-karşıtı söylemleri bir anlamda açığa düşüren bir şey. Ama bunu açığa düşürüyor olması aşırı sağın gücünü azalttığı anlamına gelmiyor. Çünkü aşırı sağ, mültecileri öne çıkarmakla birlikte tüm Müslümanları, bulundukları ülkenin vatandaşı olsalar da potansiyel birer terörist olarak görüyor, göstermek istiyor. Bu anlamıyla İngiltere’deki saldırı onların mültecilerle ilgili tezini zayıflatsa bile Müslümanların hepsinin bir şekilde terörist olabileceği yönündeki ırkçı yaklaşımlarını kuvvetlendiriyor.
Yapan kişinin 50 yaşını aşmış bir kişi olması da işin bir başka boyutu. Genellikle bu tür olaylar gençlere, yaşı küçük kişilere atfedilir. 50 yaşını aşmış, İngiltere’de doğup büyümüş birinin böyle bir saldırıyı gerçekleştirmiş olması, terör konusundaki, bu tür Selefi cihadcı terör konusundaki klişe açıklamaları büyük ölçüde etkisiz kılıyor.

Avrupa’da yeni terör dalgası
Şimdi buradan nasıl bir sonuç çıkarabiliriz? Birincisi, IŞİD başından itibaren –IŞİD vb. yapılar diyelim ama esas olarak IŞİD, şu anda gündemi o belirliyor– Irak’ta, Suriye’de ve İslam coğrafyasının başka çatışmalı yerlerinde yaşanan savaşlar ve Batı ülkelerinin buraya müdahalelerinin sadece buralarla sınırlı kalamayacağını söyleyip böyle bir tehdit hayata geçirmişti. Bu saldırı bunun hiç de blöf olmadığını bir kere daha bize gösterdi. Bu anlamda bu tür saldırıların Anvers’te engellenmiş olduğunu da göz önüne alırsak, Avrupa’nın değişik yerlerinde benzer saldırıların ya da birebir aynı, araçla girmek türü olmayabilir ama hiç aklımıza gelmeyecek türden yeni birtakım sivillere yönelik saldırıların pekâlâ yaşanabileceğini düşünebiliriz.
Tabii bu arada şöyle bir husus var: Rakka’da operasyon sürüyor gibi. Rakka pekâlâ düşebilir. Musul düşebilir. IŞİD’in Suriye ve Irak’taki başkentlerinin düşmesi söz konusu. Bu düşmeye yönelik, burada yapılan operasyonlara yönelik savaş alanında verilen cevaplara ek olarak başka yerlerde de cevap arayışına IŞİD kesinlikle gidecektir. Bunu bir kere akılda tutmak gerekiyor. Bu anlamda da Batı’nın her yeri ve bir şekilde Türkiye de IŞİD için bu operasyonların misilleme alanı olacaktır, birincisi bu.
İkincisi, Rakka ve Musul’da çok büyük darbe yemesi ve buralardan tasfiye edilmesi durumunda IŞİD’in yok olacağını beklemek kesinlikle söz konusu olamaz. Bir şekilde belki adı değişerek, belki bambaşka yapılarla bu çizgi hayatını sürdürecek. Dolayısıyla İslam coğrafyasındaki Suriye, Irak gibi yerlerden dışlanmalarında bu savaşı daha fazla Batı’ya taşımalarını teorik olarak bekleyebiliriz. Dolayısıyla Londra saldırısını bunun bir tür provası olarak da görebiliriz.

Aşırı sağın güçlenmesi
Tabii böyle bir durumda Irak ve Suriye’de yaşananların giderek Batı’ya daha fazla sıçraması durumunda zaten varolan aşırı sağ popülist hareketlerin yükselmesinin de gösterdiği gibi, –ki bu hareketlerin yükselmesi hem bir şeylerin sonucu, hem de bir şeylerin nedeni oluyor– yani bir Batı toplumunda İslam dünyasına ve Müslümanlara yönelik, genellikle terörden kaynaklı tepkiler sonucunda güçleniyor bu hareketler. Ve bu hareketler güçlendikçe de bu tepkileri ve Batı’daki Müslüman-karşıtlığını daha da geliştiriyorlar. Böyle bir ilişki söz konusu. Dolayısıyla çok kötü günler bizi bekliyor. Öyle diyebiliriz.
Burada tekrar Türkiye’ye dönecek olursak yakın bir zamana kadar Doğu’yla Batı’yı, İslam dünyasıyla Hristiyan ve Yahudi dünyasını birleştiren ender köprülerden birisi olarak tarif edilen ve maalesef bir süredir bu tarifin kenara atıldığı bir ülkeyiz. Ama her halükârda yüzünü her şeye rağmen Batı’ya dönmüş bir ülke. Büyük bir ülke, Osmanlı İmparatorluğu’nun bakiyesi olan bir ülke. Milyonlarca vatandaşı Batı’da, özellikle Avrupa’da yaşayan bir ülke. Dolayısıyla bu yaşanan, yaşanmış olan ve yaşanacak olan gerilimlerin terör eksenli, terörün üzerinden gelişen gerilimlerin bizleri, Türkiye’yi birinci dereceden ilgilendirmesi kaçınılmaz. Peki Türkiye bu konuda ne yapıyor? Pek bir şey yaptığı söylenemez, hatta hiçbir şey yaptığı söylenemez. Genellikle “Siz bizdeki terörü böyle kollarsanız sizin de başınıza böyle şeyler gelir” türü açıklamalar ya da zaten bunların komplo olduğu, aslında olmadığı vs. türü açıklamalarla geçiştirilen bir tepkiden bahsedebiliriz. Daha önce El Kaide döneminde yaşanan Batı’daki terör saldırılarını da böyle küçümsemiştik, onlar çok büyük yara açtı. Onların içerisinden IŞİD gibi daha dehşet bir örgüt çıktı. Şimdi IŞİD’le beraber yeni yaralar açılıyor.
Bu süreçte IŞİD yok olsa bile bunun üzerinden, bu yaraların üzerinden El Kaide ve IŞİD’i sollayabilecek yeni yapılanmaların ortaya çıkması pekâlâ söz konusu. Sonuç olarak İslam dünyasını ve genel olarak dünyayı çok da parlak günlerin beklediği söylenemez. Çünkü bu olay güvenlik önlemleriyle, teknik yöntemlerle tek başına çözülebilecek bir olay olmayı çoktan aşmış durumda. Ve bunun çözümü konusunda da El Kaide’den yani 11 Eylül 2001 saldırısından beri dünyanın gündemi bu. Ama bunun çözümü konusunda dünya ne Batı, ne Doğu, ne İslam dünyası, ne Hıristiyan dünyası, ne başkaları, çözüm üzerinde anlaşabilmiş, buna kafa yormuş değiller. Ve savrulup gidiyoruz. Sonuçta inisiyatifin ne kadar güçsüz olurlarsa olsunlar, ne kadar darbe yerlerse yesinler teröristlerde olduğunu kabul etmek zorundayız diye düşünüyorum. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

24.03.2017 Londra saldırısının anlamı
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı

Son makaleler (10)
24.03.2017 Londra saldırısının anlamı
23.03.2017 Batı FETÖ’ye neden inanmıyor?
22.03.2017 Erdoğan’ın hedefinde neden Batı var?
22.03.2017 Transatlantik: Trump-Putin bağlantısı, YPG-Rusya ilişkileri & Uçaklarda elektronik cihaz yasağı
22.03.2017 Türkiye referanduma nasıl gidiyor? Gürcan Dağdaş ile söyleşi
20.03.2017 Referandum sürecinde Nurculuk ve İslami camia: Metin Karabaşoğlu ile söyleşi
20.03.2017 Mazlum-Der’de ne oluyor? Ahmet Faruk Ünsal ile söyleşi
17.03.2017 CHP’nin referandum stratejisi
15.03.2017 Transatlantik: Avrupa ile diplomatik kriz, Bharara sonrası Zarrab davası
15.03.2017 Erdoğan her durumda kazanır mı?