Muhafazakâr mahalledeki kavgalar: Nasıl bakmalı? Ne yapmalı?

28.04.2014 Vatan

Önce Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül rekabeti, ardından 17 Aralık ile alenileşen Gülen cemaati - AKP hükümeti savaşı ve nihayet Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın çıkışı...
Siyasi hayatımıza damga vuran bu üç olay da muhafazakâr (İslami) mahallenin içinde yaşanıyor. Ve komşu mahallelerde yaşayanlar öncelikle olup bitenleri kavramakta, buna bağlı olarak hangi tutumun daha doğru olacağını kestirmekte zorlanıyorlar.
Şu ana kadar izlenen tutumları kabaca özetleyecek olursak:
1) Bu kavgaları bir tür şike olarak görmek. Bu türden iktidar mücadelelerinin çok süremeyeceğini düşünmek, tarafların eninde sonunda aralarında anlaşacaklarına inanmak.
2) Bu tür kavgaların kaçınılmaz olarak kendi işlerine yarayacağını sanmak. Bu nedenle "yesinler birbirlerini" diyerek yaşananlara kayıtsız kalmak, hatta bu kavgaları kızıştırmaya çalışmak.
3) "Düşmanımın düşmanı dostumdur" mantığıyla çatışan taraflar arasında "en kötü"yü seçip, daha az kötü yani "ehven-i şer" olduğuna hükmettiği diğer tarafı desteklemek.

Erdoğan'ın artan otoritesi

Biliyoruz ki, normal şartlarda muhafazakâr yaşam tarzı ve siyasetiyle hiç alakası olmayan bazı kişi ve kurumlar her üç örnekte de "en kötü" taraf olarak Başbakan Erdoğan'ı görüp diğer taraflara açık ya da örtülü bir şekilde omuz verdi. Hiçbir şey yapmasalar bile bu kavgaların her birinin Erdoğan'ı yıpratmasını temenni ettiler.
Peki arzuları gerçekleşti mi? Her ne kadar bu süreçler devam etmekte olsa da Erdoğan'ın iktidarının azaldığını söylemek pek mümkün değil, hatta arttığını söyleyenlere de yalancı diyemeyiz.

Yanlış nerede?

O zaman yanlışın nerde olduğunu tartışmamız şart. Hızlı birkaç tespit yapacak olursak:
* Esas olarak ve hatta sıklıkla Erdoğan'ı hedef almak, doğal olarak onu daha da güçlendiriyor.
* İslami camia içindeki farklı kavgalara, gerçek mahiyetlerini anlamadan (hatta anlamaya çalışmadan) dâhil olunduğunda, durduk yere bu kavgaların en fazla kaybedenleri arasına girme riski söz konusu olabiliyor.
* Kendi gündem ve stratejilerini sırf bu kavgalardan istifade etme imkânı azalmasın diye geri plana itmek, yerel seçimlerde CHP'nin, Gülen cemaatinin yolsuzluk/tapeler kampanyasının peşine takılması örneğinde yaşadığımız gibi olumlu sonuç vermiyor.
* Esas düşman olarak bellediğinizin (yani Erdoğan'ın) karşısındakine destek verdiğiniz zaman onun kötü mirasıyla ne yapacağınızı bilemez hâlde kalabiliyor ve tatsız sorunlar yaşayabiliyorsunuz. Örnek: CHP'nin Gülen cemaatine "sütten çıkmış ak kaşık" muamelesi yapması ya da düne kadar "daha hukukçu bile değil, nasıl AYM başkanı olur?" denilen Haşim Kılıç'ın bir konuşmayla "hukuk kahramanı" ilan edilmesi.

Ne yapmalı?

Bütün bu yazdıklarımdan sonra "Peki ne yapmalı?" sorusuna muhatap olmam kaçınılmaz. Kendisini solda gören bir kişi olduğum için bundan sonra yazacaklarımın esas muhatabı da kendilerini solda görenler olacaktır. Öncelikle şunu hatırlatmak isterim, 2010 yılının mart ayında İslam ve sol ilişkisi üzerine peş peşe 8 yazı kaleme almıştım. Bunlara şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz:SOL VE İSLAM/1 Birikim’den eski bir tartışmaya yeni soluklar

O yazılarda söylediklerimi günümüze, söz konusu üç olaya uyarlayarak özetlemeye çalışacak olsam şunları önerirdim:
1) Bu iktidar savaşlarını anlamaya çalışmak ama parçası olmamak.
2) Kötüler arasında en iyiyi seçip desteklemek yerine, kendi gündemine, programına ve stratejilerine sahip çıkmak. Bir yandan da kötülüklerden uzak durup iyi olmaya çalışmak.
3) İslami camiadaki iktidar sahipleri yerine sıradan insanlarla ilişki kurmak, onları kazanmaya çalışmak.
4) Bunu yaparken dine ve dindarlara karşı her türlü ön kabul ve ön yargılardan uzak, özgürlükçü ve çoğulcu bir perspektife sahip olmak.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2019 Bekir Ağırdır ile söyleşi: 23 Haziran sonrası ittifaklar, yeni partiler ve Suriye operasyonu
10.10.2019 “Türkiye İttifakı” kuruldu!
09.10.2019 Suriye’ye harekat Erdoğan’ın krizini çözer mi?
08.10.2019 Donald Trump’ın ipi
04.10.2019 İktidar ve yanlılarının Ekrem İmamoğlu’na yaptığı iyilikler
03.10.2019 KHK olayı: Kim kimi affedecek?
02.10.2019 İktidarın yüzde 50 artı bir oy paniği
01.10.2019 Erdoğan’ın alternatifi kim olabilir?
26.09.2019 Erdoğan filmi başa sarabilir mi?
25.09.2019 İYİ Parti’nin seçimi
11.10.2019 Bekir Ağırdır ile söyleşi: 23 Haziran sonrası ittifaklar, yeni partiler ve Suriye operasyonu
01.10.2019 Turkey: Who can be the alternative to Erdoğan?
12.09.2019 Turquie: Quel renouvellement pour le CHP?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı