Mutlak butlan Erdoğan'ın derdine derman olur mu?

22.05.2026 medyascope.tv

22 Mayıs 2026’da medyascope.tv'd yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. 19 Mart'tan sonra şimdi de 21 Mayıs sürecimiz başladı. Dün saat 16.30 civarında açıklanan "mutlak butlan" kararı ile Türkiye yine kritik bir döneme girdi. Daha 19 Mart'ın etkileri bitmemişken, Cumhurbaşkanı Erdoğan tekrar ayağını gaza sonuna kadar bastı. Dün 6 saatlik bir canlı yayında bunu ele almaya çalıştık; orada çok şey konuşuldu, ben de çok şey söyledim ama esas konuklarımız birbirinden farklı, kimi zaman da birbirine ters analizler yaptılar. Ama dönüp dolaşıp karşımıza çıkan birtakım hususlar var. Birincisi; önemli olan CHP'nin buna nasıl cevap vereceği meselesi ki bunun işaretlerini gece Özgür Özel'in yaptığı açıklamalarda kısmen gördük. Ama orada Özgür Özel olabildiğince bence ketum davrandı. Yaklaşık 5 saat süren MYK toplantısında alınan kararlardan bize çok fazla bahsetmedi ama şunu gördük ki parti genel merkezini en azından bir süre terk etmeme kararı var; bir direniş hali olacak.
CHP'nin atacağı adımlar esas olarak belirleyici olacak. Ama burada şöyle bir husus var: 19 Mart'a kıyasla CHP'nin çok ciddi bir dezavantajı var. O da karşısında sadece siyasi iktidarın olmaması; onunla iş birliği yapan Kemal Kılıçdaroğlu'nun bulunması. Dolayısıyla iktidar bunu, CHP içi bir kavga olarak göstermeye çalışacak. CHP bunu aşabilirse; yani meselenin Kılıçdaroğlu ile değil, Erdoğan'la olduğunu gösterebilirse o zaman başarı şansı yüksek olur. Nitekim Özgür Özel iki ayrı konuşma yaptı; biri basın mensuplarına, sonra genel merkezde biriken kalabalığa. Buralarda da genellikle esas olarak iktidarı hedef aldı. "Biz teslim olmadık, onun için bunlar başımıza geliyor ama teslim olmayacağız" dedi. Bunu özellikle vurgulamak lazım; ama burada 19 Mart'tan farklı olarak işin içerisine CHP içi unsurların da girmiş olması meselesi var.
Şimdi ilk izlenim, aslında 19 Mart'ta da böyle olmuştu, ilk izlenim şöyle; yani bu artık son nokta, daha ne yapacak? İşte, bütün silahlarını Erdoğan kullanıyor. Ve CHP burada nasıl bir mücadele verecek? Baktım, Özgür Özel'in konuşmasının ardından yapılan bazı yorumlarda, özellikle sosyal medyada, "ya işte tam tatmin etmedi, bir şey söylemedi" falan deniliyor; ben o kanıda değilim. Bir hazırlık olduğu, CHP'nin buna hazırlandığı belli. Çünkü geliyordu bir şeyler. Olmasaydı da şaşırmazdım. Hep bunu söylüyorum, olunca da şaşırmadım. Çünkü burada tamamen Erdoğan'ın yaptığı bir hesap var. Bu hesapların hepsi hayata geçebilirdi ama Kemal Kılıçdaroğlu'nun o videosu bu olayları belki de hızlandırdı. Kimisi diyor ki, "Kılıçdaroğlu butlanı öğrendiği için yaptı." Belki de Kılıçdaroğlu o açıklamayı yapıp, hani "Ben buradayım, gelin beni alın" dediğini görünce Erdoğan bu olayı hemen devreye soktu, bu olabilir.
Şimdi başlığa gelelim; bu Erdoğan'ın derdine derman olabilir mi? Nedir Erdoğan'ın derdi? Tekrar seçilmek. Tekrar seçilmek için neye ihtiyacı var? Bir kere yeniden aday olabilmesi; bu nispeten kolay olabilir ama yeterli oyu alabilmesi. 2023'te ilk turda alamadı, biliyorsunuz. Şimdi baktığımız zaman Cumhur İttifakı'nın oy toplamı kamuoyu araştırmalarında %40 civarında; kimisi 40 diyor, kimisi 42 diyor, kimisi 39 diyor. Her halükarda bu yetmiyor. Kimi katabilecek yanına? Birilerini yanına katabilmesi lazım, o da şu aşamada gözükmüyor. Birileri gelebilir, teşne olanlar var ama onların da oyu yok. Oyu olan, tabii ilk akla gelen DEM Parti. DEM Parti'nin süreç karşılığında Erdoğan'a destek verebileceği söyleniyor ama orada da çok ciddi bir sorun var; merkezden böyle bir çağrı yapılsa bile seçmen buna uyar mı, olduğu gibi uyar mı meselesi var, sorunu var. Ve burada Erdoğan'ın yapabileceği en önemli şey, kazanması zor olan bir seçimi muhalefete, en büyük rakibi olan CHP'ye imkansız kılmak. Yani kendisi kazanamıyor, ona da kazandırtmamak ve bu arada bir şekilde ikinci turda şunu yaparak, bunu yaparak — geçen sefer Sinan Oğan desteği olmuştu, biliyorsunuz — bu seçimi kazanmak ve bu anlamda da CHP'yi etkisizleştirmek istiyor; ve CHP'nin yanına kimsenin yanaşmamasını, CHP'ye kimsenin destek vermemesini istiyor.
19 Mart aslında biraz böyle oldu. 19 Mart'tan sonra CHP'ye aleni destek veren siyasi parti neredeyse yoktu. Bir Türkiye İşçi Partisi'ni gördük açık bir şekilde; onun dışında hepsi tutuktu. Çünkü bunu Erdoğan ile CHP arasında bir kavga olarak gördüler, görmek istediler. Ama şimdi işin rengi biraz değişiyor, biraz değil hayli değişiyor. Ve nitekim dün muhalefette ya da iktidarda olmayan partilerden yapılan açıklamaların hepsi bu uygulamanın yanlış olduğunu söylüyor. Açık söyleyeyim, Müsavat Dervişoğlu'nun ya da Ümit Özdağ'ın ya da Türkiye İşçi Partisi'nin açık ve net duruşunu bazı partilerde, mesela bir DEVA'da ya da Gelecek Partisi'nde görmedim. Daha böyle "karşıyız ama..." yani "ama" demiyorlar fakat daha zayıftı. Bu mutlak butlan hikâyesi, Erdoğan, CHP'nin yalnızlaşmasına son verebilir. Çünkü bu butlan olayı, tüm partiler için siyasi parti rejiminin altına oyan bir şey; tamamen anayasa dışı, tamamen hukuk dışı bir şey ve bu herkesi endişelendiriyor. "CHP gibi ana muhalefet partisine bunu yapan bir Erdoğan diğerlerine neler yapmaz ki?" diye...
Onun ötesinde ama şu var: Ne deniyor? Baskın seçim. ‘‘Erdoğan bu hamlenin ardından baskın seçim yapar, zararın neresinden dönülürse kârdır.’’ diye. Bir an önce yapıp... Ekonomi çünkü... Dün bunu Öner Günçavdı çok altını çizerek söyledi; ekonomi çok kötüye gidiyor, daha da kötü olma ihtimali yüksek. Onun için hızlı bir şekilde davranıp bu seçimi yapmak. Ama bu seçim, CHP parçalanmış da olsa, Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ikilisi belki yeni bir partiyle, belki var olan başka bir partiyle seçime girecek de olsa, Erdoğan için asla ve asla çantada keklik değil. Bunu yaptıkça, bu kadar olayı tırmandırdıkça, insanların tasavvur bile edemediği birtakım adımlar attıkça ve bunları çok kabaca, işte "bağımsız ve tarafsız yargının kararı, ben bir şey yapmadım" diye kimseyi inandıramayacağı şeylerle yaptıkça aslında Erdoğan, nasıl güçsüz, zayıf ve kırılgan bir durumda olduğunu gösteriyor. Ve bu anlamda bakıldığı zaman, bu hamle Erdoğan'ın CHP'yi etkisizleştirme ihtimali yüksek bir hamle olarak görülebilir. Ama 19 Mart'ı hatırlayın; onu da ilk gün öyle gördü insanlar. Ama ne oldu? Tam tersi; CHP orada verdiği cevapla bunu büyük ölçüde bozdu, oyunu bozdu.
Şimdi aynı şey söz konusu. Hamleyi Erdoğan yaptı. Bu, benim daha önceki yıllarda çok kullandığım, Fransızca bir tabirden hareketle kullandığım "ileriye doğru kaçış" hamlesi olarak görülebilir. Yani güçsüzlüğünü örtmek için bir saldırganlık olarak görülebilir. Burada Erdoğan'ın bunda başarılı olabilmesinin yolu CHP'nin başarısız olması; bunu özellikle vurgulamak lazım. CHP'nin başarısız olabilmesi için de tek başına yargı kararı yetmiyor. İşin içerisine İstanbul CHP binasında olduğu gibi polis de girebilir, başka birtakım uygulamalar da girebilir, dokunulmazlıkların kaldırılması falan gibi şeyler de girebilir. Fakat bu tür saldırganlıklar Erdoğan'ın bir anlamda yumuşak karnını gösteriyor da olabilir. Dolayısıyla burada esas olarak CHP'ye bakmamız gerekiyor. CHP’ye ve ona destek vermesi muhtemel olan muhalefet partilerine bakmamız gerekiyor ve özellikle de Özgür Özel'e bakmamız gerekiyor.
Bundan sonraki hedef; Ekrem İmamoğlu hedef alındı, onun üzerinden CHP hedef alındı, sonra CHP'nin kendisi hedef alındı ve şimdi Özgür Özel. Ki bunun işaretini gördük. Daha önce de yayın yaptık biliyorsunuz. Uşak, Antalya gibi belediye başkanlarının etkin pişmanlık ifadelerinden hareketle doğrudan Özgür Özel'e vurmaya da kalktılar. Önümüzdeki dönemde herhalde bunu çok daha fazla göreceğiz. Ama tabii bu arada Kılıçdaroğlu üzerinden bunu bir CHP'nin kendi meselesiymiş gibi gösterme çabaları çok ciddi bir şekilde giderek artacak. Buna şimdiden gönüllü olan birtakım kişiler, kurumlar var; onlar da kafalarını iyice çıkartacaklar. Ama tekrar söylüyorum; burada belirleyici olacak olan aktör esas olarak CHP ve Özgür Özel. Çünkü Erdoğan siyaset yapmıyor, yapamıyor. CHP, Erdoğan'ın yargı eliyle yaptıklarına karşı siyasi cevaplar üretiyor. Eğer yeni cevaplar, etkili cevaplar üretirse buradan tıpkı 19 Mart'ta olduğu gibi güçlü çıkacak olan pekâlâ CHP olabilir.
Bugünün ithafı, bir dönem CHP'de siyaset yapmış bir diplomata... Ben gazetecilik hayatımda çok fazla diplomat tanımadım; tanıdım ama çok fazla değil. Zaten gazetecilik ve diplomatlık aslında birbirlerine komşu mesleklerdir ama benim yaptığım işlerde diplomatlarla çok fazla işim olmadı. Bir dönem Vatan Gazetesi temsilcisi olarak 2004 sonu 2007 ortasına kadar Vatan Gazetesi Washington temsilciliği yaptım. O dönemde, 2006'da görevini bırakan Büyükelçi Osman Faruk Loğoğlu... Evet, kendisi az sayıda tanıdığım ve çok saygı duyduğum bir isimdir. Gerçekten bilge bir isim; çok iyi bir eğitim almış. Tarsus Amerikan'dan mezun olduktan sonra Brandeis Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler okuyor, sonra Princeton'da doktora yapıyor. Bunlar çok önemli eğitim kurumları. Faruk Bey Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı da yaptı, Washington'da da görev yaptı ve galiba ondan kısa bir süre sonra emekli oldu. Bir süre sonra da önce 2010'da Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlığında CHP Parti Meclisi'ne girdi, ardından 2011'de Adana'dan milletvekili seçildi. CHP'nin dış politikadan sorumlu genel başkan yardımcısı olarak görev yaptı ama bir dönem daha milletvekilliği yapmadı.
Faruk Bey, biz Medyascope'u ilk kurduğumuz yıllarda, yani 2015 ve sonrasında bize çok konuk oldu. Milletvekilliğini yeni bitirmişti diye hatırlıyorum o sıralarda; çok konuğumuz oldu, bize çok destekleri oldu. Özellikle Türk-Amerikan ilişkileri ama Ortadoğu konusunda da, Kıbrıs konusunda da, bir dönem büyükelçilik yaptığı Azerbaycan konusunda da konularına çok hâkim, çok disiplinli birisidir. Kendisiyle aslında o Washington'dayken çok fazla temasımız olmadı ama bir anımız var. O da Temmuz 2005'te Amerika Birleşik Devletleri'nin Idaho eyaletinde Sun Valley diye bir tatil beldesi var, orada her yaz bir kapalı toplantı yapılıyor; zenginler toplanıyor. Ve o yıl Erdoğan o sırada başbakandı, o konuktu; onur konuğu olarak çağrıldı. Biz de Washington'dan bir grup gazeteci oraya gittik. Bizi almadılar tabii toplantıya ama çıkışında Erdoğan'la, yanındakilerle konuştuk falan. Toplantı bittikten sonra Erdoğan bir basın toplantısı yapacak sabah ve sonra herkes evine dönecek. Biz Washington’a, o Türkiye’ye. Saat farkı var tabii bu arada; gece yarısı haber geldi. Londra'da, 7 Temmuz 2005'te bombalar patladı. El-Kaide, biliyorsunuz, metroya yönelik intihar saldırısı; 52 kişi öldü. Acayip bir gündü, çok kara bir gündü. Ve tabii ki Erdoğan'ın basın toplantısı bu konuya ayrıldı; oradaki temasları falan, bunlar hiç konuşulamadı. Çok büyük bir şoktu.
Orada Faruk Bey ile bayağı bir, ayaküstü de olsa, uzun uzun bu konuyu konuştuğumuzu, El-Kaide konuştuğumuzu hatırlıyorum. Hâlâ gözümün önünde; Erdoğan, basın toplantısı, Londra, El-Kaide, şu, bu... Ve öyle bir yerde Faruk Bey'in oradaki soğukkanlılığına hakikaten hayran kalmıştım. Şunu düşünüyor insan: Hani ben solcuyum biliyorsunuz, biz solcular için devlet iyi bir şey değildir. Bir de "devlet adamlığı" diye bir laf vardır; o da çok iyi bir şey midir, emin değilim. Ama Faruk Bey'de — sadece o değil tabii, birçok özellikle diplomatta bu var — onu görüyorsunuz. Cumhuriyetin bürokratı ya da teknokratı, sorumluluk sahibi, sağduyu sahibi bir isim olarak Faruk Bey hep saygıyla ve sevgiyle aklıma geliyor. Genellikle bu tür ithaflar yaşamayanlara yapılır ama bunu böyle yapmamak lazım; yaşayanlara da hakkını vermek lazım. CHP demişken aklıma gelen ilk isimlerden birisi olan ve kısa bir süre siyaset yapmış bu kadar önemli bir kariyer diplomatı olması da benim değil, Faruk Bey'in başarısı diye söyleyeyim. Kendisine tekrar buradan saygılarımı, sevgilerimi iletiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
22.05.2026 Mutlak butlan Erdoğan'ın derdine derman olur mu?
21.05.2026 Taha Akyol yorumluyor: Hiçbir hukukçunun havsalasının alamayacağı bir karar
20.05.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: "Öcalan’ı merkeze alan bir süreç AKP için çok riskli"
20.05.2026 Çözüm süreci sadece Bahçeli ile yürüyebilir mi?
19.05.2026 Transatlantik: Trump Çin'de ne umdu ne buldu? | Hürmüz Boğazı bilmecesi
19.05.2026 Devlet Bahçeli süreç konusunda ne kadar samimi? | Prof. Mehmet Gürses ile söyleşi
18.05.2026 Gürkan Çakıroğlu: “Sürecin artıları MHP’ye, eksileri AK Parti’ye yazar”
18.05.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: Bahçeli’nin yazısı ne anlama geliyor?
18.05.2026 Selahattin Demirtaş’ı bir rahat bırakmıyorlar! |
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı