Prof. Şule Özsoy Boyunsuz ile söyleşi: Yoksa bir daha seçim olmayacak mı?

15.05.2026 medyascope.tv

15 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Cumhuriyet Halk Partisi'ni konuşacağız. Cumhuriyet Halk Partisi'nin hukuk konusundaki görüşlerini konuşacağız. Konuşacak çok şey var ve bunları Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclis Üyesi ve aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde... Tam şimdi sıfatı gelmedi aklıma ama...
Şule Özsoy Boyunsuz: Adalet Politika Kurulu.

Ruşen Çakır: Evet, Gölge Adalet Bakanı.
Şule Özsoy Boyunsuz: Evet.

Ruşen Çakır: Profesör Şule Özsoy Boyunsuz'la konuşacağız. Hocam, hoş geldiniz.
Şule Özsoy Boyunsuz: Teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Sizinle defalarca hukukla ilgili konularda yayın yaptık ama daha sonra partiye girip Parti Meclis Üyesi olup sonra da bu yeni görevinizden itibaren ilk kez konuşuyoruz. Hoş geldiniz stüdyoya.
Şule Özsoy Boyunsuz: Teşekkür ederim, sağ olun.

Ruşen Çakır: Konuşacak çok şey var. Şimdi birincisi zaten CHP'ye yönelik hukuki yollarla yapılan büyük bir — ben buna ‘‘topyekûn savaş’’ diyorum — olay var. Bir o boyut var. Bir diğer boyut da sizlerin yürüttüğü çalışmada Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar olması halinde hukuk konusunda neyi, nasıl yapmayı düşündüğü meselesi var. İsterseniz ikinciyle başlayalım. İlki çok konuşulan bir mesele olduğu için onu sona saklayalım. Bildiğim kadarıyla siz bu konuda parti çalışmalarını açıkladınız bir basın toplantısıyla ama medyada pek yer bulmadı.
Şule Özsoy Boyunsuz: Evet, çok yer bulmadı. Yani sürekli birtakım dava baskıları altında olduğumuz ve güncel olarak her gün ayrı bir iddiaya cevap vermek zorunda kaldığı için Genel Başkanımız, bizim yaptığımız bu Adalet Politika Kurulu çalışmaları biraz gölgede kalıyor. Sadece ben de değil, bir genel olarak Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi yapısından bahsetmek istiyorum. Orada 18 gölge bakanımız, kendi alanlarıyla ilgili iktidara gelindikten sonra ne tür bir hükümet programı oluşturulacak, neler yapacağız, ekonomiden sağlığa, sağlıktan adalete her alanda politikalar belirliyoruz, oluşturuyoruz. Kendi alt kurullarımız var. Bize bağlı olarak destek veren akademisyenler ve alanında uzman kişiler var. Müthiş çalışmalar çıkıyor. Her zaman orada ortak toplantılar da yapıyoruz. O toplantılardan çıkınca diyorum ki, ‘‘Şurada konuştuğumuz ve düşündüğümüz şeylerin yarısını hayata geçirsek bambaşka bir ülkede, bambaşka bir güne uyanırız.’’ Gerçekten öyle. Bizim kendi politika kurulumuzla da ilgili olarak tabii yargının büyük bir güven sorunu var şu anda. Bakıldığı zaman halkın %75'i adalete güven duymuyor. Adalet ne güvenilen bir yer, ne hızlı çalışan bir yer. İçinde adalet barındırmayan bir sürü adalet sarayları var. Toparlanması gereken çok şey var. Ama herhâlde en başında kısa sürede hukuka uygun biçimde, adil biçimde kararlar alabilen bir yargı mekanizmasının oluşturulması geliyor. Tabii bunun bir yönü siyasetin yargıdan elini çekmesi. Çünkü şu anda tamamen siyasetin muhalefeti ve toplumu kontrol aracına dönmüş durumda. Yani bir tür ödül-ceza mekanizmasıyla çalışan bir rejim var ki bunu sizinle yıllarca çok konuştuk burada Medyascope'ta, nasıl bir rejim değişimi, dönüşüm süreci olduğunu. Şimdi artık bunun tamamen bir aracı hâline getirilmiş bir yargı mekanizması var. Liyakat sorunu da çok fazla. Çünkü özellikle 2016'dan sonra FETÖ ile irtibatlı, iltisaklı olduğu için görevden atılan 5.000 küsur, 6.000'e yakın yargıç var ve yerlerine alınanlar; eskiden aranan o sınavdaki 70 koşulu da aranmadan, onu da 50'ye çekmişler ve orada da zaten mülakatlarda çok sayıda ‘‘torpil’’, bu tür şeyler çok oluyor ne yazık ki. Sınavla da belirlenmedikleri için büyük bir liyakatsizlik sorunu da var. Bakıyorsunuz çok zor ve önemli davalara orta yaşlı biri, orta yaşlı bile diyemem, bir yargıç; daha henüz taşra görevinde olması gereken yeni mezun olmuş savcılar, hâkimler oturuyor. Bugünkü İBB dosyalarında da aynı şeyle karşı karşıya kalıyoruz. Bunların düzeltilmesi gerekiyor. Yani eğitimlerinde, liyakatlerinde de büyük sorun var. Siyasallaşma da çok fazla, kadroların torpille oluşturulması da çok fazla. Ama bunun dışında eskiden beri gelen ve aktarılan bazı sorunları da var yargının; işte yavaş olması, kısa sürede karar alamıyor olması, aşırı dava dosya yükü, bu istinaf mahkemelerinin işleyememiş olması, sürelerin uzaması; tüm bunların bir toparlanması gerekiyordu. Bir cümleyle özetlemek gerekirse, yani çok sıkıcı olabilecek teknik detaylara girmeden, bir kere siyasetin yargıdan elini çekmesi gerekiyor.

Ruşen Çakır: Bu söylediğiniz çok doğru, çok önemli de; vatandaş der ki, "herkes böyle söylüyor, sonra iktidara gelecek kendisi de aynı şekilde devam ediyor." diyecektir. Ne diyorsunuz o zaman? "Bize güvenin" mi diyorsunuz?
Şule Özsoy Boyunsuz: Vallahi bizim söylediğimiz gibi söyleyen olmadı şimdiye kadar. Yani çok açık bir şekilde HSK'nın yapısından Adalet Bakanı'nın çıkacağını, Müsteşarı'nın çıkacağını AKP de söyledi. Ama kurulun yapısına ilişkin bu kadar Anayasa değişikliği yaptılar, hiçbir şey oynamadılar. Hiçbir değişiklik yapmadılar. 12 Eylül'de oluşandan çok daha fazla siyasetin emrine verdiler. Kademe kademe 2010'dan itibaren yaptıkları Anayasa değişiklikleriyle bugüne geldi. Şimdi HSK dediğiniz yapı, bütün yargıçların tayin ve özlük işlerinden, yükselmelerinden sorumlu olan yapı tamamen Cumhurbaşkanı'na bağlı ve yargıçların da kürsü güvencesi yok. Yani bugün İstanbul'da ticaret mahkemesinde oturan bir hâkim, ertesi gün kendini Kayseri'de ceza mahkemesinde oturuyor bulabiliyor. İhtisaslaşma da yok. Bir yere gidiyor, bir şeyi öğrenmeye başlıyor yargıçlar, bir anda kendini başka bir yerde bulabiliyor. Bu siyasal sebeplerle de oluyor. Ekrem İmamoğlu'nun dosyalarında 10 kadar yargıcın görev yeri değişti ve adeta bir ceza gibi onları ceza mahkemesinden alıp ticaret, tüketici mahkemelerine verdiler. Yani bunlar da insan. Bir konuyu öğreniyorsunuz. O dosyaları kısa sürede çözebilmesi için bir yargıcın konulara hâkim olması, biliyor olması lazım. Onun için biz diyoruz ki: Siyasallaşma olmayacak. HSK'nın yapısından yürütmenin elini eteğini çekeceğiz. Yasamanın da öyle. Yargıçlar kendi içinde oluşturacaklar. Sadece bir tane hukukçu profesör, bir de avukat. Üç daireli düşünüyoruz biz. Çok detayına girmeye gerek var mı bilmiyorum ama yani burada işte idare mahkemelerinden, hukuk hâkimlerinden ve hukuk mahkemelerinin savcılarından oluşan... Bunları ayıracağız, yani savcılar, hâkimler ve idari yargı olarak. Hâkimler kendi içlerinde yapacakları seçimle hâkim kadrolarını belirleyecekler. Sadece hukuk profesörü ve bir de avukat koyacağız. O da hâkimler arasındaki dengeyi sağlamak ve bir tür gözlemci gibi dışarıdan bir unsur olarak, iç denge olarak koyacağız. Onun dışında Bakan da hiçbir şekilde HSK'nın başında gelip oturmayacak. Müsteşarı da olmayacak. Oradan dışarı çıkacak. Sadece gerektiği zaman toplantılara katılmasını koyacağız, teknik olarak birlikte çalışmaları gerektiği zamanlarda. Yani siyasetle bağını koparacağız.

Ruşen Çakır: Peki dediğiniz, hazırladığınız şeyler, tasarılar, düzenlemeler vesaire; bir gün Cumhurbaşkanlığı seçimi oldu ve partinizin adayı kazandı, ne kadar bir sürede hayata geçer? Bir de şöyle beklentiler de oluyor biliyorsunuz; bir müddet bu yetkileri kullanıp... Hani şu anda Erdoğan'ın elinde olan... Mesela demin söylediniz, doğrudan Cumhurbaşkanı'na bağlı. Şimdi Türkiye'de 20 küsur yıllık bir iktidarın gitmesi hâlinde, yeniden inşa için yeni Cumhurbaşkanı'nın var olan yetkileri bir müddet kullanmak isteyebileceği varsayımı var.
Şule Özsoy Boyunsuz: Şimdi biz diyoruz ki yargıdan elimizi, eteğimizi çekeceğiz ama benim bu bahsettiğim reform, HSK'nın yapısının değiştirilmesi. Biz parlamenter sisteme geçerken bütünüyle kontrol-denge mekanizmalarına sahip bir parlamenter rejimi ihdas edip, Anayasa değişikliğiyle yapmamız gereken şeyler bunlar. Yani HSK Anayasa'da yazıyor çünkü. O yüzden iktidara gelir gelmez yapabileceğimizi söyleyebileceğimiz bir şey değil. Bunun için de önce devlet kadrolarını tekrar liyakatli hâle dönüştürmemiz ve yapacağımız Anayasa değişikliği ne zaman yapılabilir hâle gelirse, bu da o zaman yapılabilir hâle gelecek olan bir şey. Yani bu aslında bizim nihai bir çatı hedefimiz, HSK'nın yapısıyla ilgili değişiklik; parlamenter sistemi getirirken. Ama kanunla yapabileceğimiz şeyler de var. Kanunla yapabileceğimiz şeylerin başında da şu geliyor yargıyla ilgili: Hemen bu eski sınavlarda da yazılıyı kazanıp sözlüde elenen geçmişteki sınavlardaki adayları çağıracağız ve tekrar sınavlar açacağız, liyakati artırmak üzere. Bu yapacağımız sınavlarda da yazılıyı yapacağız, test sonuçlarına göre... Mesela 200 hâkim mi alacağız? 200 hâkim çağıracağız ve geçmiş sınavlarda kazanıp da sözlüde elenenleri çağıracağız. Yani orada hep bir şey koyarlar ya, onu koymayacağız. 200 kişi, 200 yazılıda kazanan ve diğer arkadaşlarımızı... Sözlü de şöyle olacak: Önceden akademisyenlerin ve Adalet Akademisi'nin uzmanlarının hazırladığı sorular bir şeyde tombala çeker gibi toplanacak. Kamera orada kayıt alacak. Hangi sorunun ne kadar değeri olduğu önceden belirlenecek. Neye bakıldığı da belirlenecek. Çocuk gelecek elini atacak, kendi sorusunu çekecek kura çeker gibi. Kamera kaydı da var. Yani bunlar itiraz edilip dava edilebilecek konular. Torpil olması mümkün değil böyle bir şeyde. Ona göre de cevabını verecek. Sonra aldığımız bu nitelikli, liyakatli meslek adaylarını eğitime alacağız ve ihtisaslaştıracağız. En önemli söylediğimiz şey bu. Yani ceza hâkimi olarak göreve başlayacak, eğitilecek ve öyle devam edecek. Beş bölgeye ayıracağız. Küçük adliyeden başlayarak, tecrübe kazanarak büyük adliyeye doğru gelecek. Gitmeden önce... Şurada 5 yıl mı çalışacaksın? 5 yıl çalışacaksın. Disiplin cezası ve kendi isteği dışında ayrılamayacak. Yani kürsü güvencesini bu görev alanıyla birlikte tanıyoruz, coğrafi güvenceyi de tanıyacağız. Hiç kimse onu ertesi gün alıp Samsun'dan Diyarbakır'a gönderemeyecek. Bu çıkacak olan şeylerin tarihleri belli olacak, kararnamelerin, tayinlerin. Ve ona göre de ceza hâkimi olarak başlayacak, devam edecek. Orada da AİHM ve AYM kararlarına uymanın ilerlemede önemli bir rolü olduğunu belirteceğiz. Bırakın öyle Can Atalay'ın davasındaki gibi, o kişi için verilmiş zaten uymak zorunda; onun dışında da o kişiyle ilgili olmayan ama benzer durumda alınmış bütün kararları uygulamasını isteyeceğiz hâkimlerden. Yani yargının kendi içinde bütün o insan hakları hukukuna uygun olarak karar yazmasını tesis edeceğiz.

Ruşen Çakır: Şu anda Türkiye'de sistem, benim bildiğim kadarıyla bir vatandaş ve gazeteci olarak, bir yüksek yargı diye bir olay var ve işler orada bitiyor diye biliyorduk. Bir müddettir orada bitmiyor. Yani mesela Yüksek Seçim Kurulu kararını dinlemeyen ilçe yargıcı olabiliyor, İstanbul kongresinde olduğu gibi.
Şule Özsoy Boyunsuz: Bunlar aslında büyük skandal. Bunlar, olması mümkün olmayan şeyler. Bir kere hiç kimse, hiçbir yargıç "AYM kararına uymuyorum" diyemeyecek. Burada HSK da görev yapmıyor ama biz bir kanun maddesi ekleyeceğiz Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş ve yargılama usulleri hakkındaki kanuna; AYM dosyaları davalara bakan yargıca göndermeyecek. Doğrudan icra emri verecek. Doğrudan doğruya. "Can Atalay çık" mı dedim ben? Bunu yazıp bildireceğim ve Can Atalay çıkacak. Sadece o hak ihlalinin giderimi için yeniden yargılama zorunlu ise — mesela adil yargılanma hakkı ihlal edildi, yeniden yargılama olacak — o zaman gönderilecek. Ve şunu da tekrar ediyorum: AYM kararına uymayan, AİHM içtihatlarına uymayan hâkimler yükselemeyecekler. Büyük bir not şeyi olarak yükselişlerinde dikkate alınacak. Baktıkları dosyaların gerekçelerinde de incelenecek. Doğrudan doğruya AYM'ye de o mahkeme kararını veya ihlale neden olan idari kararı ya da yargı kararı her neyse iptal yetkisi verdiğiniz anda, zaten hiçbir mahkemenin "uymuyorum" diyecek bir pozisyonu olmayacak.

Ruşen Çakır: Şöyle bir şey sormak istiyorum. Ben 12 Eylül döneminde askerî mahkemede, Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanmış birisiyim, toplu davada. Mahkeme savcımız askerdi, binbaşıydı; ama mahkeme başkanı sivildi ve yardımcıları da sivildi. Ve yani benim tanıklığım odur ki biz poliste ve cezaevinde çok kötü muamele gördük, işkence gördük ama benim deneyimim en azından yargıç bana güven vermişti. O halimde bile güven vermişti. Şimdi başka tabii olumsuz örnekler muhakkak vardır ama ben öyle bir ortamda böyle bir hani klasik yargıç, mahkeme reisi görmüştüm. Türkiye'deki bu yargı mensuplarındaki aşağı doğru gidiş; sadece bu son dönemin başkanlık sistemiyle alakalı bir şey mi, yoksa bu — siz bu süreci, yani hukuk tarihini de biliyor olduğunuzu varsayarak söylüyorum — bu belli bir yerden itibaren mi başladı? Yani 12 Eylül gibi en beter zamanda bile belli ölçülerde özerkliğini korumaya çalışan hukuk insanlarından bugün bu noktaya nasıl geldik?
Şule Özsoy Boyunsuz: Nasıl geldik? Kademe kademe belli kırılma anları var. 2010 Anayasa değişikliği bir kırılma anı. Yargıda kadrolaşma açısından bir kırılma anı. İşte FETÖ'nün kadrolaşması denildi. Belli tarikat ve cemaatlerin kadrolaşmaya başlaması, siyasal sadakate bağlı olarak yerleşmeye başladığı nokta o. Ondan önce de girmiyor muydu? Ama sınavla giriyordu. Yani orada artık hiç liyakate bakılmadan ve yüksek yargıda kadrolaşmaya başladıkları nokta o 2010 Anayasa değişikliği. Ama bu başkanlık sistemi, 2017 Anayasa değişikliği ve sonrasında gelen sistem bütünüyle hâkim-savcı güvencesini sıfıra indirdi. Yani o da çok büyük bir kırılım anı. Hiç şüphesiz yargıdaki bu liyakatteki düşüş; işte askerî darbe teşebbüsü bir kırılma anı. Orada da birçok kişiyi meslekten attılar ve atarken de sadece FETÖ'cüleri atmadılar. Kadrolaşabilmek için yüksek yargıdan da büyük ölçüde hiç FETÖ ile ilgisi olmayan insanlar da atıldı. Orada amaç o koltuklardı. İşte bir kanunla bütün Yargıtay'ı ve Danıştay'ı boşalttı, sepete attı o yargıçları. Yeniden Yargıtay ve Danıştay tanzim etti, tamamen kendine sadık biçimde ve o noktada tam orada bazı avukatları da mesleğe geçirdi. Bugün biz şöyle şeyler duyuyoruz, ben bunu hâkimlerden de duyuyorum; yani o bürolar çalışıyor, bu avukatların geldikleri bürolar. O bürolar üzerinden o hâkimlere dosyalar gittiği söyleniyor. Yani bunların ne kadarı dedikodudur, ne kadarı gerçektir; bunu ancak gerçek bir HSK teftişi ortaya çıkarır. Fakat yargıda çok yaygın biçimde rüşvet, yolsuzluk, çürüme ve liyakatsizlik konuşuluyor. Bunların bazılarını bizzat görevdeki hâkimlerden duyuyorum ben. Bu inanılmaz bir şey. Burada bence 2010 ve 2016-2017 büyük kırılma eşikleri. Ha yargı yavaş mıydı? Yavaştı. Ama dediğiniz gibi bizim o idari bazı aksaklıklarımız ya da siyasetin kontrolündeki idari kurumlardaki aksaklıklara rağmen geç de olsa bir karar... Bize fakültede öyle öğretiyorlar; geç çıkıyor ama çıkıyor. Şimdi hiç çıkmıyor. Hiç çıkmıyor.

Ruşen Çakır: Peki şimdi partinizin maruz kaldığı hukuki kuşatmaya gelecek olursak...
Şule Özsoy Boyunsuz: İşte o da onun bir devamı, yani bir sonucu aslında.

Ruşen Çakır: Evet. Şimdi birbirinden farklı olaylar var. Birincisi belediyelere yönelik operasyonlar var. En son Ankara'da İl Başkanı da böyle bir şekilde alındı. Belediye başkanları, belediye bürokratları var işin içinde. Tutuklular, yargılanan çok sayıda kişi var. Ayrıca partiye yönelik olarak hem İstanbul Kongresi'ne hem de büyük kurultaya yönelik olarak; artık sürüyor mu, sürmüyor mu bilmiyorum. İstanbul davasının ne olduğunu ben açıkçası bilmiyorum. Yani şu anda hâlâ o binaya gidip çay içen birileri var. Kendilerini ne olarak tanımlıyorlar?
Şule Özsoy Boyunsuz: O sürüyor.

Ruşen Çakır: Değil mi? O sürüyor ama...
Şule Özsoy Boyunsuz: Yani orada karar da yok bakın. Tedbir kararı vermiş, tedbir kararıyla, tırnak içinde, kayyum. Ondan sonra kurultay yapmışız. YSK’nın verdiği mazbata var bizim İl Başkanımıza. Seçim yargısı demiş ki, "Evet sen seçildin, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanısın." Bir de kendine aldığı bir ara karar, nihai karar da değil. O da çok absürt bir şey. Yani öyle bir kararı bir Asliye Hukuk Hâkimi alabiliyorsa, imkânı yok hukukla alınmasına. Yani sadece siyasetin emriyle alınabilecek olan bir karardır. Herhangi bir, en kötü hâkim bile alamaz. Çünkü hiçbir yerinde hukuk sisteminin böyle bir şey yok. Örneği de yok. Çok ağır yetki gaspı bu.

Ruşen Çakır: Peki, bütün bunlara karşı CHP'nin bugüne kadar yürüttüğü mücadele ya da direniş... Nasıl özetlersiniz? Hem olayın bir toplumsal boyutu var hem hukuki boyutu var hem siyasi boyutu var.
Şule Özsoy Boyunsuz: Şimdi bana sordukları zaman bu endişeli seçmenlerin bazıları kurultay davasını soruyor; "Hocam mutlak butlan..." Butlanı da ilk defa duyuyorlar. "Yokluk" demek bu arada dinleyiciler için söyleyeyim. Yani baştan itibaren hiç hukuken varlık kazanamamış anlamına gelir ve çok ağır hukuka aykırılıklar durumunda söylenebilir, çok istisnai bir durumdur hukukta. Şimdi öncelikle mutlak butlan diye bir şey siyasi partiler hukukunda yok. Siyasi Partiler Kanunu'nun 21. maddesi kurultay seçimleri ile ilgili itiraza iki günlük süre verir ve onun da yine çok kısa süre içinde sonuçlanacağını söyler. Seçim yargısı kısa sürelerle çalışır ve kesinleşir. O söyledikleri madde Medeni Kanun'un derneklerle ilgili hükümlerinde ve derneğin seçimleriyle ilgili değil, dernek kararlarıyla ilgili. Yani dernek tüzüğüne öyle bir madde koydu ki; "Organ ticareti yapacağım" dedi mesela. "Yokluktur" çünkü böyle bir şey hiç kimse söyleyemez. Bunun gibi şeyleri yasaklayan bir maddeyi aldılar... Bu arada siyasi partiler için özel kanun var. Özel kanun varken genel kanun uygulanmaz. Yani bizim için partilere uygulanacak olan kanunda da böyle hiçbir hüküm yok. Kıyasen Siyasi Partiler Kanunu'nda hüküm yoksa Dernekler Kanunu bize uygulanıyor, Dernekler Kanunu'nda hüküm yoksa Medeni Kanun... Şimdi derneklerle ilgili o düzenlemenin siyasi partilere uygulandığını düşünsek bile; ‘‘seçimler’’ demiyor, ‘‘kararlar’’ diyor. Şunu kastediyor; mesela bir siyasi parti tüzüğüne, programına dedi ki "Biz ticaret yapacağız, paraya ihtiyacımız var." Hâlbuki Anayasa diyor ki, ‘‘Hiçbir şekilde ticaret yapamaz.’’ O kadar açık ve ağır bir şey ki... Veya diyoruz ki işte "Bütün yabancı ülkelerden para alacağız." Onun gibi yani doğması mümkün olmayan bir şey; bunu kastediyor. O yüzden hiçbir siyasi partinin genel başkanını devlet tayin edemez. Siz bunu yasama, yürütme, yargı fark etmez; bu devlet yetkisi kullanıyor. Biz devlet organı, devlet müessesesi değiliz ki! Özel kuruluşlar siyasi partiler. Onun için genel başkanlarını kendileri seçer partiler. Eğer genel başkanı devlet tayin etmeye başladıysa orada çok partili hayat bitmiştir.

Ruşen Çakır: Bitmedi mi?
Şule Özsoy Boyunsuz: Yaşaması için mücadele ediyoruz, henüz bitmedi. Bunun çok büyük, çok ağır siyasi ve ekonomik maliyetleri olur bu ülkeye. Yani bunun altından hiç kimse, onlar da kalkamaz. Büyük kırılma anıdır bu. Bunu bir kere daha söyleyeyim; çünkü böyle bir hukuk yok. Hukuken o kararın kendisi mutlak butlanla malûl olur. Kararı veren ve kararın kendisi yoklukla malûldür. Yani yok! O kadar ağır bir hukuka aykırılık olur. Ve zaten de Ankara'daki mahkeme dedi ki; "Böyle bir şey vermiyorum, ben bu davayı reddediyorum." İstinafa gitti. Usulen işin esasına girmeden zaten reddedilmiş bir dava bu. Esasa girmediği için istinafta da esasa girilmesi mümkün değil, o alınan kararı kontrol ediyor orası. Onun için öyle bir karar alınamaz. Ha ama alınırsa bu şu anlama gelir: "Ben CHP'yi mahkeme kararı olmadan kapatıyorum. Çok partili hayatı da bitiriyorum." Ve zaten de biz bir rejim geçiş süreci yaşıyoruz. Yani daha rekabetçi otoriterlikten, içinde rekabet olmayan, artık çok partili hayatın da şeklen bile var olmasının çok zayıf kaldığı bir noktaya gidiyoruz demektir. Babadan oğula bir şeyi sürdürmek için yapmaya çalıştıkları, zorladıkları bir yol bu. Ha biz buna direnmeye devam edeceğiz. Ben şuna çok inanıyorum; bu bir dilek değil, ta I. Meşrutiyetten itibaren iyi-kötü seçimler yapılmış, alışılmış. Bu seçimler gittikçe millî iradeye dönüşmüş, ulusal egemenlik kavramı yerleşmiş, anayasaları yapılmış, seçimle iktidarlar gönderilmiş bu ülkede ve örgütlü bir muhalefet var. Bu tür bir rejimi örgütlü muhalefetin hiç bulunmadığı bir yerde bile bir süre devam ettirirsiniz. Biz örgütlü direniyoruz. Nedir yani? Ne söylemek istiyorum? Üstümüzden bir tsunami geçiyor, gördük, dalga bize yaklaşıyor. Biz kökü sağlam yerde duranlar, kökü çürümemiş olanlar el ele tutuşacağız. Bu tsunami üstümüzden geçecek. Ha kökü sağlam olmayanları kendisiyle birlikte o dalga alıp götürecek. Ama dalga çekildiğinde biz el ele tutuşanlar orada ayağa kalkacağız. O yıkıntıdan, o enkazdan yepyeni bir ülkeyi kuracağız. Ben buna çok inanıyorum. Buna inanmasam 10 yaşındaki kızımı evde bırakıp şehir şehir dolaşmam bu ülkede. Bunu biliyorum ve buna inanıyorum.

Ruşen Çakır: Peki, şehir şehir dolaştığınızda ne görüyorsunuz?
Şule Özsoy Boyunsuz: "Bıçak kemiğe dayandı, deli geçti" diyor insanlar, "Dayanamıyoruz artık, bir şey yapın!" Yani burada gerçekten Cumhuriyet Halk Partisi uzun yıllar sonra ilk defa iktidarı almaya çok yakın ve büyük ihtimalle Ekrem Başkan'ın yanında durmayacağını düşündüler Özgür Bey'in ve Mansur Başkan'ın da ayrılıp kendi adaylığını ilan edeceğini... Bunların hiçbiri olmadı. Demin de dedim ya; biz el ele tutuşup kökü sağlam yerde duranlar birlikte bu dalganın altında duracağız ve dalga geçip gittiğinde beraber kalabiliriz. Yani hiç kimsenin tek başına bu tsunamiden sağ çıkma ihtimali yok. Buna sadece Cumhuriyet Halk Partisi'ni katmıyorum, bu ülkede demokrasi isteyen herkesi katıyorum buna. Farklı türde siyasi görüşlerimiz olabilir, neyin iyi neyin doğru olacağına ilişkin farklı bakış açılarımız olabilir. Onu konuşabileceğimiz bir ülke kurduğumuz zaman karşılıklı konuşuruz.

Ruşen Çakır: Peki burada şunu sorabilir miyim? Ben açıkçası CHP dışındaki partilerin... Vatandaşları kastetmiyorum, seçmen değil ama kurumsal muhalefet diyelim ya da artık ben ‘‘muhalefet’’ demiyorum, ‘‘iktidarda olmayan partiler’’ diyorum çünkü muhalefet başka bir şey yani. 19 Mart'tan bu yana gösterdikleri performansın CHP'yi çok fazla tatmin ettiğini sanmıyorum. Yani beklediği, umduğu bir şeyi bulabildiğini sanmıyorum. Ben mi abartıyorum?
Şule Özsoy Boyunsuz: Yani şöyle; biliyorsunuz bir ara seçim zorunluluğu var o hiç uygulamadıkları Anayasamızda zorunlu bir madde var. Bununla ilgili Genel Başkanımız siyasi partileri ziyaret ettiği zaman aslında büyük de bir destek gördü. Birçok konuda da şeyi hatırlıyorum ben; yine 19 Mart'ın yıl dönümünde Saraçhane mitingine de gelenler oldu. Muhalefet destek veriyor ama topyekûn muhalefetin nefes alabileceği bir alan o kadar küçültülmüş durumda ki; bu partiler içinde örgütüyle ve direnç kapasitesiyle en güçlü olan Cumhuriyet Halk Partisi. Ama tabii "hiç bize destek verilmiyor" dersem bu yalan olur. Yani veriyor siyasi partiler, biz de onlara veriyoruz. Beraber zaten çıkabiliriz. Yani bu ülkeye demokrasi getirmemiz gerekiyor. Önce bunu sağlamak gerekiyor ve hiç kimse tek başına bugün ayakta kalma kabiliyetine sahip değil. İşte o yüzden hep, ‘‘Birleşe birleşe kazanacağız. Ya hep beraber ya hiçbirimiz’’ diyoruz. Onun için söylediğimiz bir şey zaten.

Ruşen Çakır: Demin kızınızdan bahsederken söylediniz ama tekrar söyleyeyim.  Siz aktif siyasete ilk defa giriyorsunuz, yanlış bilmiyorum değil mi?
Şule Özsoy Boyunsuz: Evet evet. İlk defa giriyorum.

Ruşen Çakır: Zor bir karardı herhalde.
Şule Özsoy Boyunsuz: Şöyle; ben öyle siyasete çok ilgi de duyan bir insan olmadım gençliğimde. Benim babam siyasetçiydi; o da 12 Eylül mağdurlarından, Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmendi. 12 Eylül'de işini kaybedince o dönem işte Turgut Özal'la birlikte Anavatan Partisi'nin kurucuları arasında yer alıyordu babam. Ve ben sevmezdim çocukken, gençken; yani siyaset çok uzak olduğum bir şeydi benim. Ama öyle bir noktaya geldik ki biz; ben Anayasa anlatıyorum, çarşıda pazarda bile soruyorlar, "Abla ne iş yapıyorsun?" "Öğretim üyesiyim." "E ne?" "Anayasa hukuku" deyince "Aa hocam, Anayasa mı kaldı?" diyor esnaf. Yani, ‘‘artık sizin de işinizin bir anlamı kalmadı.’’ Şimdi çocuklara anlatıyorum; "Hocam harika anlatıyorsunuz ama bizim hayatta gördüğümüzle bu Anayasa'da yazılan arasında bu kadar uçurum olması ne kadar anormal bir şey." İşimin bir anlamı kalmadı. Yani benim fakülteye gidip Anayasa hukuku anlatmamın hiçbir anlamı yok artık bu ülkede. Bir Anayasası olursa ben büyük bir memnuniyetle üniversiteme geri dönerim ve Anayasa hukuku anlatmaya devam ederim. Siyasete girişim de şöyle oldu: 2023 seçimlerinden önce, o dönem Gölge Adalet Bakanı olan şimdi Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek zamanında işte Altılı Masa’nın Anayasa yazım çalışmaları oluyordu. Çok sayıda Anayasa hukukçusu da destek veriyordu, zaten Kaboğlu Hocamız vardı. Biz de onlara zaman zaman raporlar verdik, destekler sunduk. 2023 seçimlerinden önce de Muharrem Erkek bana dedi ki, "Hocam, gelin, bir Anayasa hukukçusuna ihtiyacımız olacak, Anayasa yazacağız." Yine ben çok sevinerek "Aa Türkiye'ye demokratik bir Anayasa" filan... Onun isteği üzerine, uzun süre düşünüp olur mu olmaz mı dedikten sonra bir başvuru yaptım ve hiç listelere alınmadım, konulmadım yani. Kemal Bey öyle bir takdirde bulunmuş. Keşke hiç beni yerimden oynatmasalardı, yani öyle bir şeyim yoktu. Ondan sonra da zaten tamamen uzak oldum Cumhuriyet Halk Partisi'nden. Ne zamana kadar? Bu son kurultaya kadar. Genel Başkanımız beni arayıp bu önceki seçimlerde yapılan şeyden üzgün olduğunu ve gelip katkı sunmamı istediğini söyledi. Ben de kurultaya geldim ve Kültür Sanat Platformu'nda en yüksek oyu alarak kurultayda seçimi kazandım; benim için de büyük bir sürpriz oldu. Herhâlde bu şeyi gösteriyor; ne kadar adalete aç, susamış... Yani bir hukukçu, ciddiye aldıkları bir Anayasa hukukçusu olunca "Ah inşallah hoca bir şey yapar" diye büyük ihtimalle bu umutla verilen bir destekti, ismime ya da şahsıma değil. Ondan sonra da başladık çalışmaya. Yani 5-6 ay oldu.

Ruşen Çakır: Eyvallah. Toparlayalım isterseniz. Nasıl toparlayalım? Ne söylemek istersiniz son olarak?
Şule Özsoy Boyunsuz: Şunu söylemek istiyorum: Şu an biliyorum çok umutsuz gibi görünüyor her şey. Seçim olacak mı, olmayacak mı diye düşünülüyor. Emin olun seçim olacak. Seçim olacağı için bunlar oluyor. Artık halkın karşısına çıkıp verecek hiçbir cevabı olmayan insanların yargı yoluyla hepimizin tepesine bir sopa indirdiği bir dönemden geçiyoruz. Birçok insana çok büyük haksızlıklar yapılıyor. Bunlara yüksek sesle ve hep birlikte itiraz etmezsek çocuklarımıza bırakacak bir ülkemiz olmayacak. Ama biz el ele verdiğimiz zaman da karşımızda durabilecek hiçbir güç yok. Çünkü bir avuç, bir grup bürokrattan ya da işte küçük bir azınlıktan güçlü; halk her zaman güçlü. Onun için ben çok eminim, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelecek, demokrasi güçleri kazanacak. Hep birlikte yeniden demokrasiyi tesis edeceğiz. Buna inanıyorum.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Hocam.
Şule Özsoy Boyunsuz: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, Cumhuriyet Halk Partisi'nin Gölge Adalet Bakanı Profesör Şule Özsoy Boyunsuz'la konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
22.05.2026 Mutlak butlan Erdoğan'ın derdine derman olur mu?
21.05.2026 Taha Akyol yorumluyor: Hiçbir hukukçunun havsalasının alamayacağı bir karar
20.05.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: "Öcalan’ı merkeze alan bir süreç AKP için çok riskli"
20.05.2026 Çözüm süreci sadece Bahçeli ile yürüyebilir mi?
19.05.2026 Transatlantik: Trump Çin'de ne umdu ne buldu? | Hürmüz Boğazı bilmecesi
19.05.2026 Devlet Bahçeli süreç konusunda ne kadar samimi? | Prof. Mehmet Gürses ile söyleşi
18.05.2026 Gürkan Çakıroğlu: “Sürecin artıları MHP’ye, eksileri AK Parti’ye yazar”
18.05.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: Bahçeli’nin yazısı ne anlama geliyor?
18.05.2026 Selahattin Demirtaş’ı bir rahat bırakmıyorlar! |
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı