Saraybosna’da Türk nüfuzu

11.05.2012 Vatan

Saraybosna’ya ilk kez, iç savaşın bitmesinden 5 yıl sonra, 2000 yılı Temmuz ayında gelmiştim. Yaklaşık dört yıl süren savaşın izlerini çıplak gözle görmek mümkündü. İnsanlar hayatı acılı ve ürkek bir şekilde yaşıyor, geleceğe kuşkulu, umutsuz ve güvensiz bir şekilde bakıyorlardı.

12 yıl sonra bambaşka bir Saraybosna ile karşılaştım. Hani o iç savaş sırasında hep özlemle anılan “esas” Saraybosna’yı andıran bir şehir: baharın da etkisiyle ortalık cıvıl cıvıl, insanlar eğleniyor, hayatın tadını çıkarıyor. Tüm ülkede yaşanan ekonomik krize rağmen gözlenen bu coşkunun esas nedeni savaşın yaralarının sarılması olsa gerek. Bununla birlikte gerek Saraybosna’nın, gerekse Bosna-Hersek’in geleceğinin pek berrak olduğu söylenemez. Çünkü Boşnak, Hırvat ve Sırpların bu yeni bir arada yaşama deneyiminin daha ne kadar süreceği belirsiz. İşin kötüsü, her üç kesimde de, bu birlikteliğin bozulup herkesin kendi yoluna gitmesini savunanların sayısı hiç de az değil.

Türkiye etkisi

Saraybosna’da çok bariz bir Türkiye etkisi, varlığı ve nüfuzu gözleniyor. Bunda iki ayrı üniversitenin payı büyük: AKP hükümetinin himayesindeki Uluslararası Saraybosna Üniversitesi (IUS) ve Fethullah Gülen cemaatinin denetimindeki Uluslararası Burç Üniversitesi. Her iki üniversitede de Türkiyeli ve kız öğrencilerin oranı hayli yüksek. Bunun da birinci nedeni, ülkemizdeki başörtüsü yasağıymış. Ancak bu yasağın yıllar sonra (ve çok şükür) sona ermesiyle birlikte Türkiyeli öğrencilerin sayısı azalıp Boşnaklarınki artmaya başlamış. Yine de her iki üniversitede yüzlerce Türk öğrenci okumayı sürdürüyor. Öğrencilerin bazıları mezun olduktan sonra kendilerine Bosna-Hersek’de yeni bir hayat kurmayı seçmişler, içlerinde Boşnaklarla evlenenlerin sayısının epey yüksek olduğu söyleniyor. (IUS yetkilileri önümüzdeki dönemde Avrupa’daki Türk göçmen işçilerin çocuklarına ve Suudi Araistan başta olmak üzere Körfez ülkelerine açılmayı planladıklarını anlatıyorlar.)

Bosna’daki Türk etkisinin ikinci ayağını İslami cemaatler oluşturuyor. Savaş sırasında Boşnaklara yeterince yardımcı olamamanın verdiği eziklikle Türkiye’de varlık gösteren birçok İslami cemaat, genellikle vakıflar aracılığıyla, başta Saraybosna olmak üzere tüm Bosna’ya adeta çıkartma düzenlemişler. Birbirleriyle tam bir yarış içinde olan cemaatler, ülkemizde olduğu gibi, özellikle eğitim alanında faaliyet gösteriyorlar. Tabii ki öncelik Gülen cemaatinde, ama bir süredir Türkiye’de pek sesleri çıkmayan Süleymancıların, Nakşibendiliğin farklı kollarının buralarda çok etkili ve muteber olduklarını gördüm ve işittim. Ne var ki Türkiyeli İslami cemaatlerin, Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkeleri devletlerinin finanse ettiği kurumlarla rekabette hayli zorlandıkları biliniyor. “Yine de” diyor sohbet ettiğim bir Süleymancı “Boşnaklar onlara değil bizlerle kendilerini daha yakın hissediyorlar.”

Gerçekten de daha önce Pakistan’da tanık olduğum Türkiye ve Türk sevgisinin bir benzerini Saraybosna’da gözlemledim. Bunda tabii ki Osmanlı geçmişiin payı büyük. Tam da bu nedenle “yeni-Osmanlıcılık” arayışı içinde olduğu söylenen AKP hükümetinin, özellikle Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu için de Bosna-Hersek ve Saraybosna bir tür laboratuvar gibi.

Arap baharı

Son olarak IUS’de yaptığım Arap baharı üzerine konuşma hakkında birkaç söz söylemek isterim. Öğrencilerin bu konuya gösterdikleri ilgi memnuniyet vericiydi, ancak Arap ve dolayısıyla İslam dünyasını altüst eden bu mühim olayda insanların özgürlük ve demokrasi arayışlarından ziyade dış güçlerin komplolarını görme eğiliminin daha güçlü olduğunu görmek de üzücüydü.

Saraybosna’da AKP’ye yakın duran çok sayıda Türkle sohbet edip tartışma imkanı buldum. Özellikle Suriye konusunda onların da kafası hayli karışık. Hemen hepsi Erdoğan’a sonsuz güven duyuyordu ama içlerinde Suriye’ye askeri müdahaleye alenen destek veren kimseye raslamadım.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
28.05.2026 Özgür Özel yeni parti kuracak mı?
28.05.2026 Kılıçdaroğlu aradığı adaleti dokuz yıl sonra buldu
27.05.2026 “Bay Kemal”in “Kemal Bey”e dönüşmesinin derin anlamı
26.05.2026 Hani Kürt hareketi CHP'ye karşı Erdoğan'ın yanında saf tutacaktı!
25.05.2026 Özgür Özel kendisini aşıyor
25.05.2026 İslam Özkan yorumladı: Süreç AK Parti’nin aleyhine işliyor
25.05.2026 Seren Selvin Korkmaz değerlendirdi: CHP bugün millete dönüyor
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı