Ruşen ÇakırRuşen Çakır Resmi web sitesi
Facebook Paylaş
"Şu İslamcıları ne yapsak?"
26.10.2005 Vatan


"Bin Ladincilerin sonunu, getirse getirse Ayetullah Sistani gibi Şii mollalar ve Müslüman Kardeşler gibi Sünni köktendinciler getirir, Batı yanlısı laikler ya da ılımlılar değil. Çünkü terörü alt etmek onun köklerine vurmakla mümkündür. Ve bu köklere yeterince yakın olan tek grup da İslamcılardır." Bu sözler Amerikan sağının önde gelen düşünce üretim kurumlarından American Girişim Enstitüsü'nde görevli Reuel Marc Gerecht'e ait. Şunlar da onun: "Ortadoğu'da demokrasiye geçişin en hayati aktörleri de Şii mollalarla Sünni köktendinciler olacaktır, tabii Amerikalılarla birlikte." Gerecht, Ortadoğu'da yıllarca CIA ajanlığı yaptı. Ardından sivil hayata geçti. Yeni-muhafazakâr (neo-con) saflara katıldı ve ABD'nin en popüler terör, Ortadoğu ve İslamcılık uzmanlarından biri oldu. Gerecht'in "İslamcı Paradoks: Şii Mollalar, Sünni Köktendinciler ve Yaklaşan Arap Demokrasisi" kitabında geliştirdiği yaklaşım, hiç kuşkusuz Soğuk Savaş'ın "Yeşil Kuşak" teorisini çağrıştırıyor. ABD o dönem komünizme karşı İslami akımlara yeşil ışık yakmış ve yıllar sonra en büyük düşmanı olacak olan El Kaide'yi Afganistan'da kendi elleriyle doğurtup büyütmüştü. Bu acı ders nedeniyle olsa gerek Gerecht'in önerileri Bush yönetimi ve ona yakın çevrelere pek de sıcak gelmedi; ama bunlara tümüyle sırt çevirdikleri de söylenemez.
Uçların kardeşliği Önceki gün Washington'daki Amerikan sağının "realist" kanadının ana üslerinden Nixon Center, Gerecht ile ABD'nin en hızlı İslamcılık düşmanlarından, Ortadoğu Forumu kurucusu ve yöneticisi Prof. Daniel Pipes'ı buluşturdu. Merkezin Uluslararası Güvenlik ve Enerji Programı Direktörü Zeyno Baran'ın yönettiği panelde ana soru "İslamcıları ne yapmalıyız?"dı. Gerecht ile Prof. Pipes görünüşte iki uç fikri savundu. Ama aslında ikisi de İslamcılardan zerre kadar hazetmiyor, Amerikan çıkarlarını koruma perspektifinden yola çıkıyor ve İslam toplumlarının kaderini tayin hakkını esas olarak ABD'de -yani kendilerinde- görüyordu. Prof. Pipes tartışmayı dört maddede özetledi: 1) İkimiz de İslam dünyasında değişimin kaçınılmaz olduğunu kabul ediyoruz; 2) İkimiz de bu değişimin biz Amerikalıların pek hoşuna gitmeyeceğini biliyoruz; 3) Gerecht İslamcıların iktidara gelmesinden o kadar rahatsız olmuyor, bense farklı düşünüyorum; 4) Aramızdaki en büyük fark İslam dünyasının demokratikleşme hızında. Ben ağır yol almak gerektiğini düşünüyorum. Irak bu işin aceleye getirilmesinin kötü bir örneği olarak önümüzde duruyor.
Keyifli ama can sıkıcı Prof. Pipes'in, demokrasinin terörün panzehiri olmadığı yolundaki ısrarı dikkat çekiciydi. Son günlerde ABD'de farklı kesimler tarafından epey sık dile getirilen bu çıkarsama İslam dünyası için yeni tehlikeler içerebilir. Her iki konuşmacı da, Türkiye'yi bir istisna olarak niteleyip üzerinde fazla durmaktan kaçındılar. Halbuki Türkiye, hem İslam toplumlarında demokrasinin kalıcı olabileceğinin; hem İslamcıların siyasi arenada rakipsiz olmadıklarının; hem de yasal siyasi süreç ve kurumların İslamcıları pekala dönüştürebileceğinin açık bir örneği, dolayısıyla hem Pipes, hem Gerecht'in iddialarının tekzibi olarak ortada duruyor. İzleyicilerin de aktif katılımıyla iki saati aşkın süren panelden bir gazeteci olarak keyif aldım, ama İslam medeniyetinin bir parçası olarak içim ve canım sıkıldı.

SON YAZILARIM
Facebook Paylaş
Adres: Metis Yayınları İpek Sok. No: 5 34433 Beyoğlu / İstanbul
Tel: +90 212 245 46 96 E-posta: rusen@rusencakir.com