AKP milletvekili Serkan Bayram’ın 72 saat sürmeyen sert iktidar eleştirisi

05.10.2026 medyascope.tv

5 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

“Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar.
Geçen salı günü casus davasını izlediğimizde Ekrem İmamoğlu’nun bir saati aşkın çok çarpıcı bir konuşma yaptığından bahsetmiştim ama bir türlü onunla ilgili yayın yapma fırsatı bulamamıştım. Bugüne sakladım, yapacaktım ama yine yapamıyorum, kusura bakmayın. O olay önemli bir olaydı. Artık bir şekilde ya bir yayınla ya bir yazıyla onu gündeme getireceğim. Çünkü dün akşam yemek yerken Ali Deniz, oğlum yani, bana Serkan Bayram hakkında ne düşündüğümü sordu. Serkan Bayram üç dönem AK Parti’de milletvekilliği yapıyor. Önce Erzincan’da yapmış, daha sonra iki dönem üst üste İstanbul’dan hâlen aktif bir milletvekili.
Avukatmış ve çok erken yaşta engelli olmuş geçirdiği bir kaza nedeniyle ve özellikle de engelli hakları konusunda çalışmalarıyla bilinen bir isimmiş, ‘‘miş’’ diyorum çünkü kendisini tanımıyorum. Yeni kuşak AKP’lilerden belli ki, biz daha çok eskileri tanıyoruz. Çünkü baktım kendisinin doğumu 70’li yıllarda. Yani 75 yanılmıyorsam doğum tarihi. Çok çarpıcı bir çıkış yapmıştı, onu biliyordum. NOW televizyonunda İlker Karagöz’ün programında yaptığı çıkışı, başlıklarını biliyordum. Şaşırdım tabii birçokları gibi. Ama dedim ki Deniz’e ‘‘Valla adamı tanımıyorum.’’ Tabii ki yaptığı ilginç, ‘‘Herhalde istifa edecek’’ dedim. Ben bilmiyordum, meğer dün Sözcü‘ye de konuşmuş, Veli Toprak’a da konuşmuş. Orada da NOW’da söylediklerini daha da geliştirmiş ve özellikle de NOW’daki söylediklerine gelen tepkileri aktarmış. Birazdan onlardan bahsedeceğim. Ve şaşkın bir hâldeydik.
Ama konuşmanın bir yerinde ‘‘Bana şunu göstersene’’ dedim. Serkan Bayram’ın X hesabına girdi Ali Deniz, dedi ki, ‘‘5 dakika önce bir açıklama yapmış.’’ Evet, 5 dakika önce bir açıklama yapmış. Uzun bir açıklama, baştan aşağı özür dileyen bir açıklama, defalarca… Yani çok uzun bir açıklama ve defalarca ‘‘Sözlerim çarpıtılıyor, bazı ifadelerin maksadını aştığı, çarpıtıldığını ve partimizin kurumsal kimliğini, dava arkadaşlarımızı vesaire vesaire. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın liderliğinde 25 yıl… Üstelik Cumhurbaşkanımız fon süreci ile ilgili gerekli adımları zaten atmış, Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirmiş’’ diye devam ediyor ve bir yerde de diyor ki, ‘‘Özür dilemek de bir erdemdir. Ben özür diliyorum yaptığım bu sözlerden. Üzgünüm, bunları söylemekten üzgünüm.’’
Peki neler söylemişti, biraz bakalım. Önce NOW’a çıkıyor. ‘‘Çalar Saat’’ti yanılmıyorsam programın adı. Evet, orada ‘‘Çalar Saat’’te İlker Karagöz’e şunları anlatıyor. Fatma Betül Sayan Kaya, onunla ilgili sert sözler söylüyor. Mesela ne diyor? ‘‘Bir sürü insanın, engelli kardeşlerimizin hakkını elinden aldık. Fatma Betül yesin diye mi? Bir de sosyal politikalara bakıyor. O yatırdı diyor parayı, biri yatırmadı diyor. Arkadaş, Maliye Bakanı hesap açmış, yatırmışsan dekontunu gösterirsin’’ diyor. Ve ondan sonra, kim olduğuna bakılmaksızın sürecin temizlenmesi gerektiğini söylüyor. Yayında söylüyor bunu. Hani televizyonda söylemese ‘‘ben söylemedim, uyduruyorlar’’ diyebilir. Diyor ki: ‘‘Genel başkan yardımcıları var deniyor. Bürokrasiden kimseler var deniyor. Bakan yardımcılarından var deniyor. Kim varsa bunun içinde temizlensin. Partimiz gerçek mânâda aklansın.’’ Bu lâflar tabii ki çok büyük ve AK Parti milletvekili kimliğine sahip birisinin iktidar yanlısı olmadığı bilinen bir kanala çıkması ve canlı yayında bunları söylemesi tabii ki çok şaşırtıcı oldu.
Hani ne denir? ‘‘Yürek mi yemiş?’’ dendi ve bakalım ne olacak diye bekledik. Beklerken dün Sözcü gazetesine Veli Toprak’a konuşmuş. Veli Toprak deneyimli bir parlamento muhabiri. Belli ki tanışıyorlar. Diyor ki: ‘‘Millet aç, millet intihar ediyor. Benim vicdanım rahat, heybem boş. Ucu kime dokunacaksa dokunsun. AK Partimiz bunu hak etmiyor. Cumhurbaşkanımız hak etmiyor. Reis alacak neşteri, ‘Serkan sen mi yaptın? Uçur.’ Virüsleri temizlesin. Reis partiyi kapatsa daha çok oy alır. 25 yıllık emeği tüketmeye kimsenin hakkı yok.’’ Yani Erdoğan’a bir şekilde kalkan olma iddiasında ama şu lâflar çok çarpıcı; ‘‘Millet korkuyor’’ diyor. ‘‘İnsanlar beni arıyor. Çok kişi arıyor. İsimlerini söylesem şaşırırsın’’ diyor. ‘‘Yanındayız’’ demişler. Ve bir yerde diyor ki: ‘‘Toplumda infial var. Korkudan konuşamıyorlar. Millet mutsuz ve umutsuz. Bu olay fitil oldu. Paralar çok yüksek, manyak paralar. ‘Köprüleri satalım, hazineden verelim.’ Niye verelim? Özel uçakla hacca giden kim?’’ vesaire. Yani tam bir muhalefet milletvekili gibi konuşmuş. Ve sonra, o röportaj çıktıktan sonra akşam saatlerinde pazar günü o uzun açıklamayla geri adım atıyor. Geri adım demek hafif kaçar. Çok ciddi bir şekilde frene basıyor. Özür diliyor ve bekliyor.
Şimdi burada birçok husus var. Birincisi, AK Parti içerisinde böyle birisinin olması. Aslında AK Parti içerisinde çok kişi böyle düşünüyor. Özel olarak konuştuğunuz zaman birçok kişi yıllardır böyle şikayet ediyor, dert yanıyor. Birçok muhalif milletvekilinden ya da bürokrattan çok daha muhalif bir şekilde ama ‘‘kol kırılır yen içinde kalır’’ yapıyorlar ve sessiz kalıyorlar. Tabii ki bunun bir nedeni iktidardan pay alıyor olmaları. İkinci nedeni korkuyor olmaları. Yani böyle bir şeyi yüksek sesle söylemeleri halinde başlarına gelebileceklerden ürküyor olmaları. Bu yıllardır süren bir şey ve Türkiye’de otoriterlik arttıkça daha da yükselen bir şey. Ben artık bu konularda, hani ne denir, ağlayan AKP’lileri dinlemekten vazgeçtim. Bir ara bayağı bir böyle tanıdıklarımla konuşmalar, sohbetler oluyordu ama hep aynı şeyler; hiçbir şekilde seslerini yükseltmiyorlardı.
İşte burada Serkan Bayram’ın çıkışıyla ‘‘Acaba bir kapı mı açıldı?’’ dendi. Çünkü biliyorsunuz fon meselesi ile birlikte bilgiler içeriden sızıyor, sürekli içeriden birtakım şikayetler geliyor diye muhalefet sürekli bir şeyler söylüyor ve bunu da onun bir açık yansıması olarak gördük ve devamı gelecek mi diye beklemeye başladık. Devamı gelmedi. Gelmediği gibi Serkan Bayram’ın kendisi de resmen havlu attı. Ne olmuştur? Tabii ki ne dediler, ‘‘Truva atı’’ dediler zaten ilk gün NOW’a konuşmasından sonra. ‘‘Truva atı’’ dediler, ‘‘muhalefetin ajanı’’ dediler, şu dediler, bu dediler. Ama onun ardından Sözcü‘ye konuştu yine de. Belli ki artık çok daha etkili bir şekilde doğrudan uyarılar gelmiş ve kendisi frene basmış. Frene basmış olması başına bir şey gelmeyeceği anlamına gelmiyor ama tabii ki burada da hassas birtakım noktalar var. Başına bir şey gelmesi durumunda, yani başına bir şey gelmesi demekten kastım milletvekilliği yani AK Parti’den ihraç edilmesidir. Öyle bir durumda birçok insan tabii ki korkacaktır ama bu da AK Parti için iyi bir şey olmayacak.
Bir diğer husus da biliyorsunuz Erdoğan sürekli birtakım milletvekillerini transfer etmeye çalışıyor. Çünkü yeni anayasa gibi birtakım hesaplarda milletvekiline ihtiyacı olacak. Dolayısıyla bir kişi dahi olsa kendi partisinden kaybetmek istemeyecektir. Ama şunu gördük; Serkan Bayram bize iktidar mensuplarının da başka bir dünyada, başka bir ülkede yaşamadıklarını aleni bir şekilde gösterdi. Her şeyi yakından takip ettiklerini, not aldıklarını, bütün detaylarıyla not aldıklarını ve esas önemli olan, Serkan Bayram bunları söylüyor, “Ben vatandaştan bunları işitiyorum” diyor. “Toplum isyan ediyor” diyor. “Ama korkuyorlar” diyor. İşte en çarpıcı nokta o; ‘‘Evet, ama korkuyorlar.’’ Ne diyor? ‘‘Toplumda infial var, korkudan konuşamıyorlar.’’ Şimdi Serkan Bayram infial içerisinde konuştu, korkmadı konuştu ama sonra korktu, frene bastı. Devamı gelmeyecek, öyle gözüküyor. Ama devamı gelmeyecek olması da fark etmez. Onun bu çıkışı bize birçok çıplak gerçeği gösterdi. Muhalefetin önü çok açık. Muhalefetin önü hayli açık ve karşılarındaki iktidar partisinin isimleri, kadroları; düşünün üçüncü dönemdir milletvekili. Bu az olan bir şey AKP’de. Erdoğan sürekli bazı isimleri değiştiriyor, yerlerine yenilerini alıyor. Üç dönem üst üste milletvekili, önce Erzincan, sonra İstanbul olması ona bir değer atfedildiğini gösteriyor ve hepsi olup biteni bizlerden, herkesten daha iyi biliyorlar ve savunulacak bir davaları kalmamış. İşte muhalefetin işi bu anlamda çok daha kolay çünkü karşılarındaki en kilit kadrolar bile inanmıyorlar, bu iktidarın halk desteğiyle yeniden seçilebileceğine inanmıyorlar. Ama yine dönüp dolaşıp aynı şeye geliyoruz: İktidarın içinde çözülüyor olması, halk desteğinden, toplum desteğinden uzaklaşıyor olması tek başına yeterli olmuyor. Önemli olan muhalefetin kendisine olan desteği aktif bir hâle getirebilmesi.
Bugün, yıllar önce aramızdan ayrılan bir tiyatro sanatçısına ithaf etmek istiyorum, Mehmet Akan bu kişi. Kendisini yıllar önce, 70’li yıllarda Dostlar Tiyatrosu‘ndan biliyorum. Dostlar Tiyatrosu‘nun kuruluşundan itibaren Genco Erkal’la beraber görev yapan bir isim. Çok önemli oyunlarında oynadı. Birkaçını sayayım: ‘‘Abdülcanbaz’’, ‘‘Rosenbergler Ölmemeli’’, ‘‘Şili’de Av’’. Bunların hepsini zamanında izlemiştim. Mehmet Akan çok iyi bir kadroydu zaten Dostlar Tiyatrosu‘nun. Ki şu ana kadar yaptığım yayınlarda Genco Erkal başta olmak üzere bazı isimlerine ithaf ettim. Benim hayatımda önemli bir yeri vardır. Çünkü o sıralarda Dostlar Tiyatrosu‘nu izlerken biz de Galatasaray Lisesi’nde tiyatro kolundaydık. Evet, bu fotoğraf çok çarpıcı. Bir yerde Rutkay Aziz var, bir yerde Timur Selçuk var, galiba Ataol Behramoğlu diğeri ve Mehmet Akan var.
Mehmet Akan politik birisiydi. Dostlar Tiyatrosu zaten solcu bir tiyatro olarak biliniyordu ama Mehmet Akan bunların içerisinde en daha, nasıl söyleyeyim, açık anlamda siyaset yapan isimlerden birisiydi. Aslen Urfalı. İstanbul’da defnedildi. 2006 yılında 66 yaşında hayatını kaybetti ama bildiğim kadarıyla memleketinde, Birecik’miş evet, Birecik’te bir kültür merkezi, Mehmet Akan Kültür Merkezi var. Bunu öğrendiğimde çok sevindim. Yıllardır Birecik’e gitmedim ama ilk gidişimde orayı da ziyaret etmeyi düşünüyorum. Televizyonda da oynadı, galiba ‘‘Bizimkiler’’ dizisindeydi. Kendisinin sadece oyunculuğu yok, yazarlığı da var. Koreograflık da yapmış. Oyun da yönetmiş, onu özellikle vurgulamak lazım. Oyun da yönetmiş ama onun dışında bilmediğim bir şeyi, folklor ile çok yakından ilgiliymiş. Bunu açıkçası bilmiyordum ama şaşırmadım. Çok örnek bir sanatçıydı. Kendisini rahmetle anıyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.“



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
10.10.2026 CHP'den seçilen bir belediye başkanı niçin AKP'ye geçer?
09.10.2026 YENİ Parti'nin fon kriziyle kötü sınavı
05.10.2026 AKP milletvekili Serkan Bayram’ın 72 saat sürmeyen sert iktidar eleştirisi
04.10.2026 Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek
03.10.2026 Tek adam rejimi bağlamında fon krizini anlamak
02.10.2026 Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu ve CHP’yi kullanım süresi dolmuşa benziyor
01.10.2026 Zincirlerinden boşanmış sansür siyasal iktidarı kurtarabilir mi?
01.10.2026 Hatem Ete ile söyleşi: Seçmen YENİ Parti-CHP ayrışmasında kime, ne ölçüde destek veriyor?
30.09.2026 Fon krizi seçmen davranışlarını nasıl etkiler?
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı