Ruşen ÇakırRuşen Çakır Resmi web sitesi
Facebook Paylaş
Bizler ne kadar zayıfsak, ABD de o kadar güçlü
18.06.2007 Vatan


    Washington’daki 2.5 yıllık gazetecilik yaşantımı 15 Haziran 2007 Cuma günü itibariyle noktaladım. Bu süre içinde hep şunu gördüm: Bizler, yani dünyanın diğer parçaları, özellikle de “Üçüncü Dünya” diye tanımlayabileceğimiz Batı dışı ülkeler, ne kadar zayıfsak ABD de o kadar güçlü.
ABD aslında hiç de sanıldığı ve korkulduğu kadar güçlü değil. Örneğin her iki seçimi de kılpayı ve muhtemelen hileyle kazanan Bush’un “dünyanın en akıllı” adamları arasında olmadığı kesin. Yakın çevresi de tel tel dökülüyor. Bazılarını Bush attı, bazıları çoktan batan gemiyi tek etti; bir o kadarı da yolsuzluklara veya yasadışı işlere bulaştıkları için sistem tarafından tasfiye edildi.

Üstüste hezimet

ABD’nin zayıflığına dış politikadan bir yığın örnek verebiliriz. Madde madde ilk akla gelenleri sıralayalım:
1) El Kaide hâlâ yenilemedi;
2) Putin’in meydan okumaları dünyayı yeni bir “Soğuk Savaş”ın eşiğine getiriyor;
3) ABD’nin Çin’in ekonomik gücüyle rekabet edebilmesi imkansıza benziyor;
4) “Arka bahçe” Latin Amerika’da birçok ülkede yönetime sol geldi. Hugo Chavez-Fidel Castro ittifakı Bush’u çok zorluyor;
5) Kuzey Kore gibi küçük ve izole bir ülke bile nükleer silahla Washington’a şantaj yapabiliyor;
6) İran’ın nükleer silah elde etmesinin önlenmesi zor gibi;
7) Afganistan’da Taliban ortadan kaldırılamadığı gibi El Kaide varlığı da güçlenerek devam ediyor;
8) Irak tam bir bataklık oldu. Amerikalılar düne kadar Kürtler ve Şiilere bel bağlamışlardı, bugünse El Kaide’ye karşı Sünni direnişle işbirliğine gidiyorlar;
9) Hamas’ın Gazze’de iktidarını ilan etmesiyle Bush’un Filistin stratejisi de tam anlamıyla iflas etmiş oldu.

Kapitalizmin aczi

Sadece dışarda mı? Amerikan sistemi içerde de çok ciddi bir kriz yaşıyor. Onca paranın yatırıldığı İç Güvenlik Bakanlığı, bütün enerjisini yeni bir El Kaide saldırısına yönelik olarak tükettiği için ne 2005 yılının Ağustos sonunda yaşanan Katrina Kasırgası’na karşı gerekli önlemleri alamadı. Üstüne üstlük, kasırgadan zarar gören, çoğu siyah ve yoksul Amerikalılara uzun bir süre yeterince yardım yapılamadı. Devletin aczi kadar, “yardımseverlikleri” ile nam salmış Amerikan toplumunun Katrina karşısındaki atalet ve ilgisizliği de çok ibret vericiydi.
Başa dönecek olursak: Diğer ülkeler, bu zaaf ve eksikliklerini görmeyip ona hak etmediği bir üstünlük atfettikleri için ABD hâlâ çok güçlü, herşeye kadir pozları takınabiliyor.
Türkiye örneğine bakalım. Kuşkusuz Washington, dünyanın her tarafında, kendilerine yakın gördükleri kişilerin yönetimde olmasını ve kendi çıkarlarına uygun politikalar yürütmesini arzuluyor, bu uğurda çalışıyorlar. Fakat benim gördüğüm ve bildiğim kadarıyla, ne Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları, ne CIA başta olmak üzere istihbarat kurumları, ne onca paranın akıtıldığı “think tank”ler ve anlı şanlı Amerikan medyası özel olarak Türkiye’yi, genel olarak İslam dünyasını layıkıyla anlayamıyorlar.
Yine de çoğumuz ülkemizin kaderinin Washington’da çizildiğine inanıyoruz. Mesela askerlerimiz artık hiçbir etkileri kalmamış Neo-con artıklarıyla abes senaryolar tartışıyor, seçim kampanyasını ne akla hizmetse Washington’da yürüten AKP’nin ağır topları da buna esip gürlüyorlar.
Kendi gücümüzün ve ABD’nin güçsüzlüğünün fakına vardığımızda, işte ancak o zaman kendi senaryolarımızı yazıp kendi filmlerimizde başrol oynayabiliriz.


SON YAZILARIM
Facebook Paylaş
Adres: Metis Yayınları İpek Sok. No: 5 34433 Beyoğlu / İstanbul
Tel: +90 212 245 46 96 E-posta: rusen@rusencakir.com