rusen@rusencakir.com
@cakir_rusen   Mail List  


A+ A-

Erdoğan sonrası AKP: Gül ilk seçenek ama tek değil

29.07.2014 aljazeera.com.tr

Erdoğan’ın Köşk’e çıkması halinde AKP için en ideal seçeneğin Gül olduğu konusundaki görüş giderek güç kazanıyor. Ancak bu ihtimale kesin gözüyle bakmamak lazım.

Bugüne kadar, Recep Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül’ün siyasi yol arkadaşlıklarının birçok kritik aşamasına tanık olduk. Çok gerilere gitmeden bunların bazılarını hatırlatacak olursak:
• Gül Refah Partisi içinde tercihini, Necmettin Erbakan’ın çevresindeki "gelenekçi" kanada alternatif olarak Erdoğan liderliğinde oluşan "yenilikçi" hareketten yana yaptı.
• Fazilet Partisi (FP) Kongresi’nde Gül, Recai Kutan’a karşı yenilikçilerin adayı olarak çıkınca en büyük desteği Erdoğan’dan aldı.
• FP’nin kapatılmasından sonra Erdoğan ve Gül, Bülent Arınç ve Abdüllatif Şener ile birlikte Adalet ve Kalkınma Partisi'ni (AKP) kurdular.
• Erdoğan yasaklı olduğu için 2002 seçimlerinin ardından hükümeti Gül kurdu.
• Gül hiç tereddüt etmeden koltuğunu, siyasi yasağı kalkıp milletvekili seçilen Erdoğan’a devretti.
• 2007’de AKP’nin cumhurbaşkanı adayını bizzat Erdoğan "kardeşim Abdullah Gül" diye açıkladı.
Ancak ikilinin arası hep böyle sorunsuz ve kardeşçe olmadı. Örneğin AKP’nin büyük bir zaferle çıktığı 2007 genel seçimlerinden sonra Erdoğan Çankaya’ya Gül’ün yerine daha düşük profilli ve TSK ile sorun çıkartmayacak bir ismin gitmesi için çaba gösterdi. Fakat Gül geri adım atmadı ve AKP milletvekillerinin oylarıyla Köşk’e çıktı.
Gül ile Erdoğan arasındaki en büyük kriz, AKP’nin Gül’ün yeniden cumhurbaşkanı adayı olmasını engelleyen yasal düzenlemeyle patlak verdi. Bu yasanın hazırlık sürecinde bazı AKP yetkililerinin yaptıkları açıklamaların Gül’ü son derece rahatsız ettiğini, Cumhurbaşkanı Sözcüsü Ahmet Sever, 2012'nin Temmuz ayında bana verdiği söyleşide anlattı. (Cumhurbaşkanı pekala yeniden aday olabilir, neden olmasın?)
Eğer bu yasal düzenleme Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmeseydi, görev süresinin bitmesinin ardından Gül’ün siyasi kaderi büyük ölçüde Erdoğan’ın elinde olacaktı. Ancak ikinci kez aday olma ihtimali Gül’ün pazarlık gücünü yükseltti.

En ideal seçenek
Bununla birlikte geçen süre zarfında inisiyatifin yine büyük ölçüde Erdoğan’da olduğunu gördük. Kendisinin cumhurbaşkanı adayı olması ve seçilmesi halinde parti ve hükümetin başına kimin geçeceği, Gül’ün siyasete nasıl devam edeceği gibi hayati soruların cevaplarını, Erdoğan bu konularda son derece ketum davrandığı için alamadık. Ancak Gül 8 Nisan’da Kütahya’da “Bugünkü şartlar çerçevesinde gelecekle ilgili siyaset planım yok” diyerek kendi kaderine kendisinin karar vereceğinin altını çizdi. Ve onun bu açıklamasının ardından Erdoğan’dan sonra AKP’yi nasıl bir geleceğin beklediği tartışmasının akışı değişti.
Gül’ün "bugünkü şartlar" derken, Erdoğan’ın başkanlık ya da yarı-başkanlık sistemini zorlayacak ölçüde aktif bir cumhurbaşkanlığı yapma niyetini ve buna bağlı olarak kendisine tabi bir AKP Genel Başkanı ve başbakan arzulamasını kastettiği açıktı. Düşük profilli bir başbakan olmayı kendisi için uygun görmeyen, aynı zamanda Erdoğan ile kriz de yaşamak istemeyen Gül, daha yolun başında "ben yokum" diyerek onun elini kuvvetlendirdi.
Fakat kısa süre içinde bu çıkışının esasında Gül’ün elini kuvvetlendirmiş olduğu ortaya çıktı: AKP içinde kendisine yakın olarak bilinenlere ek olarak çok sayıda kişinin (ki içlerinde Erdoğan’a çok yakın isimlerin de olduğu söyleniyor) siyaset dışında kalma kararından vazgeçirmek için Gül’ü ikna etmeye çalıştıklarını duyuyoruz. Zira enerjisini ne kadar bu uğurda harcarsa harcasın Erdoğan’ın Köşk’ten parti ve hükümeti mutlak bir şekilde kontrol edemeyeceği düşüncesinden hareketle, 2015 ve sonrasındaki seçimlerde AKP’nin hüsrana uğramasından kaygı duyuluyor. Ve Erdoğan sonrası AKP için en ideal seçeneğin Gül olduğu konusundaki görüş giderek güç kazanıyor.
Öte yandan AKP tüzüğündeki üç dönem kuralı nedeniyle önde gelen birçok isim en azından bir dönem için geri plana çekilmek zorunda kalacak. Son anda bir tüzük değişikliğine gidilse bile, Gül dışında adları telaffuz edilenlerin partiyi bir arada tutma kapasiteleri konusunda endişeler var.
Ancak Gül’ün "ilk" seçenek olması, "tek" seçenek olduğu anlamına gelmiyor. Eğer Erdoğan cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda seçilecek olursa, bunun vereceği özgüvenle, barındırdığı bütün risklere rağmen Gül dışı formüllere yönelebilir. Fakat ilk turda seçilememesi halinde, Erdoğan’ın bu risklere hiç girmeyerek Gül’ü partiye davet etmesi beklenebilir.
Erdoğan’ın kendisinden sonra partisinin ve dolayısıyla Gül’ün geleceği konusunda esas söz sahibi olması Gül’e istediği her şartı dayatabileceği anlamına gelmiyor. Yani bu takasın gerçekleşmesinden önce iki eski yol arkadaşının yeni dönemin hukuk ve kuralları konusunda mutabık kalmaları gerekecektir.

Gül AKP’ye dönmezse...
Erdoğan ile Gül arasındaki ilişkileri sadece "iktidar mücadelesi" perspektifinden okumak yanlış olacaktır. Her ne kadar kritik konularda iktidar partisini zor durumda bırakacak kararlar almamış olsa da Gül özellikle 2010 yılından itibaren, basın ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, Batı ile ilişkiler gibi temel konularda Erdoğan’dan farklı pozisyonlar aldı. Bu farklılıklar Gezi ve 17-25 Aralık 2013 süreçlerinde daha da belirginleşti. Onun Gezi'yi küresel bir komplo olarak görmemesi, direnişçilerle diyalog ve mutabakat aranmasını savunması; daha sonra yolsuzluk ve rüşvet iddialarını bir komplo olarak görüp kategorik olarak reddetmemesi ve Gülen cemaatine karşı yürütülen kampanyada aktif bir şekilde yer almaması Erdoğan’ı rahatsız etti. Buna bağlı olarak medyada hükümete yakın pozisyon alan bazı yazarların Gül aleyhine yorumlarına tanık olduk. (2010’dan bu yana Gül aleyhine çıkışlar yapan AKP’li bazı siyasetçilerin, Erdoğan’ın bazı danışmanlarının, bazı medya mensuplarının Erdoğan’dan sonra partinin başına onun geçmesinden fazlasıyla ürktükleri bir sır değil.)
Dolayısıyla Erdoğan’ın Köşk’e çıkması halinde AKP’nin ve sonraki seçimlerde yine birinci parti çıkarsa hükümetin başında Gül’ün olacağına kesin gözüyle bakmamak lazım. Bununla birlikte yaklaşık dört yıldır dile getirilen ve yakın dönemde iyice tırmanan Gül’ün ayrı parti kuracağı söylentilerine itibar etmemizi gerektirecek elimizde hiçbir somut veri yok.
Aktif siyasete atıldığı 1991 genel seçimlerinden itibaren yakından takip etmeye çalıştığım Abdullah Gül’ün, R. Tayyip Erdoğan’a rakip olarak ayrı bir parti kuracağına hiç ihtimal vermiyorum. Böyle bir seçeneğin yerine aktif siyaset yapmamayı yeğleyeceği kanısındayım ki özellikle aile fertlerinin de kendisine bu yönde telkinde bulundukları söyleniyor.
Fakat Gül’ün kenara çekilecek olması siyasetten mutlak bir şekilde kopacağı anlamına gelmeyecektir. Hele Erdoğan sonrası AKP’nin 2015 genel seçimlerinde umduğunu bulamaması halinde gözlerin hemen ona çevrileceği muhakkaktır.




Kitap - 100 Soruda Erdoğan x Gülen Savaşı