Erdoğan ve ben: Bir tokalaşmanın 35 yıllık öyküsü

13.02.2026 medyascope.tv

13 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Çarşamba günü Meclis’te Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elini sıktım diye yeni bir linç dalgasına maruz kaldım. Hâlâ sürüyor. Evet, olay bu. Erdoğan’la el sıkıştık. Bunun bir videosu da var. Bu videoyu yayınlayarak buradan hareketle bana Erdoğan'ın karşısında eğildiğim, ona hayran hayran baktığım ve birtakım hesaplarım olduğu gibi şeyler söylediler ve genel çerçeve şu: Muhalif gazeteci Ruşen Çakır da Erdoğan'a elini uzattı ya da elini sıktı, karşısında eğildi vesaire. Şimdi bunu ilk olarak TGRT'de programlara çıkan Fatih Atik paylaştı. Bir video halinde paylaştı. Arkadaşlar bana söylediler bunu. Ben de "Umurumda değil." dedim ama dediler ki: "Buradan bir linç çıkıyor." Yine "Umrumda değil." dedim ve linç çıktı. Ankara'da gün boyu birtakım şeyler olmuş, birtakım sosyal medya yayınları olmuş. Bunlara bakmadım ama eş dost yolladı. Birbirinden farklı kişiler buna katılmışlar. Yani olay şu: ‘‘Ruşen Çakır Erdoğan'ın karşısında diz çöktü.’’
Olay bu değil tabii ki. Benim Erdoğan'la ilişkim en az 35 yıllık bir ilişki; gazeteci, siyasetçi ilişkisi. Ben Erdoğan'ı tanıdığımda Refah Partisi İstanbul İl Başkanıydı. Medyada benim de yer aldığım ana akım medyada kimsenin bilmediği, ilgilenmediği, görmek istemediği birisiydi. Gördüğüm için, görmeye çalıştığım için hatta çalıştığım yerlerde dışlanmışımdır. O tarihte de onların, Refah Partisi'nin ve Erdoğan'ın hakkında yazmak, etmek çok hoş karşılanan bir şey değildi. Fakat orada İstanbul'da Refah Partisi içerisinde bir yenilikçi hareketin doğduğunu yazdım, söyledim ve yenilikçi adını da ben ilk olarak dile getirdim ve sonra yerleşti. Erdoğan'la yaptığım ilk röportaj mesela 1994 yerel seçimleri öncesi İstanbul Kadıköy'deki Sütiş'in üst katındadır. Milliyet gazetesi için yaptım, yerel seçim öncesi İstanbul adayıydı ve onu kuş gibi kullandılar. Çok az bir bölüm kullandılar. Beni de Erdoğan karşısında rezil etmişlerdi. Bunu bir not olarak düşeyim. O günden bugüne daha öncesinden itibaren herhalde Erdoğan'ın yüzlerce, abartmıyorum, grup toplantısını değişik dönemlerde başbakanken ve cumhurbaşkanıyken, hele NTV'de ve Vatan'da çalışırken neredeyse her salı giderdim ve izlerdim.
Sadece Erdoğan'ı değil, tüm partileri izlerim ben. Hepsini izlerim, MHP'yi, CHP'yi ve hepsinin liderleriyle de mümkünse el sıkışırım, konuşurum. Erdoğan'la da böyle oldu. Cumhurbaşkanlığı döneminde de böyle oldu. Birçok kez kendisiyle çıkışında özellikle el sıkıştık. Çünkü birbirimizi tanıyoruz. Birbirimize karşı belli bir mesafede, özellikle ben belli bir mesafede ama olabildiğince de yakın olmaya çalışıyorum. Çünkü gazeteciliğin kuralıdır bu; herkesle görüşmektir. Ama Erdoğan'ı o kadar yakından tanımama rağmen gerek belediye başkanlığı gerek başbakanlığı gerekse cumhurbaşkanlığı döneminde bir kere bile Erdoğan'ın makamına girmedim. Bir kere bile Erdoğan'ın uçağına binmedim ama Erdoğan hakkında yazdım, çizdim. Mesela 2001 yılında arkadaşım Fehmi Çalmuk'la birlikte Erdoğan'ın portresini yazdık; tam AKP'nin kuruluş zamanında, ‘‘Bir Dönüşüm Öyküsü’’ diye. Bayağı da o tarihte ses getirmişti. Fehmi özel hayatını anlatmıştı, ben siyasi hayatını anlatmıştım. Erdoğan hakkında onca yayında konuştum, yazı yazdım, haber yaptım. Bir kere bile hakkımda dava açılmadı. Dava açılmamış olması onu kayırdığım için değil ama gazeteciliğin sınırları içerisinde hareket ettiğimdendir. Çok sayıda mitingini izledim Türkiye'nin dört bir tarafında. Bu mitinglerin bazılarında kendisiyle karşılaşma imkânımız da oldu ama mitinglerin hiçbirisine onunla birlikte gitmedim. Hep çalıştığım yerlerin imkânlarıyla; arabaysa araba, uçaksa uçak gittim.
İlginç birtakım olaylar da yaşadım. Bunu ‘‘Gomaşinen’’de anlatmıştım. Bir tanesini tekrar burada anlatayım. 2007 seçimleriydi yanılmıyorsam. Vatan gazetesinde çalışıyorum ve Sakarya mitingi... O tarihte Vatan gazetesi sürekli olarak Erdoğan'ın mitingde halkı azarlamasını — halkı fırçalıyordu yani, seçmeni — bunları manşetten veriyordu. Ve o gün de Erdoğan Sakarya'da depremzedelere TOKİ tarafından konutlar yapıldığını ama bunların satılamadığını söyledi ve halka şikâyet etti bunu. O arada bir kadın "Sayın Başbakanım paramız yok." dedi. Bu duyuldu herkes tarafından. Erdoğan da buna, bu kadına "Olmaz olur mu, yastık altındakileri hele bir çıkartın bakalım." dedi ve sonra meğer beni görmüş, bana döndü. "Ruşen Çakır bunu da yaz." dedi. Bana demesinin nedeni Vatan gazetesi. Bütün bunlara rağmen yani yazdım ettim, memnun olmadığı çok şey yazdım ama hiçbir zaman onun hışmına uğramadım. Kendisiyle NTV yayınlarında birçok kez soru soran ekip içinde yer aldım. En son Ağrı'da o malum Metin Lokumcu’nun, ki benim uzaktan akrabam olur, ölümü üzerine yaptığımız soru cevap kısmı bayağı günlerce konuşuldu. Ondan sonra bir daha kendisiyle herhangi bir şekilde konuşma imkânım olmadı.
Dolayısıyla 35 yıllık bir öyküden bahsediyoruz. Bugün bana röportaj verse yine yaparım. Her şeyi de sorarım ama vereceğini sanmıyorum. Erdoğan'dan bugüne kadar hiçbir şey istemedim çok şükür, hiçbir şey istemedim. Ve onunla görüşmek özellikle Medyascope döneminde, ki Medyascope'un imkânları sınırlı; buna rağmen imkân yaratıp Ankara'ya, AKP'nin grubunun da olduğu zamanlar gidip Erdoğan'ı orada canlı olarak dinlemeye çalışıyorum. Ama onun öncesinde tıpkı bu sefer olduğu gibi salı günü DEM Parti'yi dinledim. Tülay Hatimoğulları'yla sohbet ettik ayaküstü. CHP'yi dinledim; Özgür Özel'in başı çok kalabalıktı, sadece selamlaştık. Çarşamba günü Yeni Yol Grubu’nu izledim. Ahmet Davutoğlu'yla, Mahmut Arıkan'la ve Ali Babacan'la ayrı ayrı sohbet ettim. Sonra İYİ Parti grubunda Müsavat Dervişoğlu'yla sohbet ettim ve kendisini yeniden başkan seçildiği için tebrik ettim ve sonra AKP'ye gittim. Bütün bunların hepsini iki günde yaptım. Hep yaptığım gibi yaptım.
Benim gözümde siyasetçilerin hepsi aynıdır. Kime oy verdiğim beni bağlar. Siyasi duruşumu bilen bilir. Ama ben Erdoğan'ın elini sıkarım. Erdoğan'ın elini sıkarken ondan bir şey istemem. Tam tersine Erdoğan'a "Bakın ben hâlâ gazeteciyim, size rağmen gazetecilik yapıyorum." demek isterim ki böyledir. Özellikle 11 yıllık Medyascope maceramız son dönemde — eskileri karıştırmıyorum, çünkü onlar ana akım medyaydı — 11 yıllık Medyascope maceramız devlete rağmen oldu. Başımıza işler aldık. Birtakım şeylerimize erişim engeli geldi, içeriklerimize; ama özellikle mali açıdan sürekli bir denetim, kontrol, vergi cezaları geldi. Bütün bunlara rağmen biz ayakta yolumuza devam ediyoruz. Erdoğan bundan ne kadar haberdar bilmiyorum ama yaptığımızı bildiğini biliyorum ve gizlenecek, saklanacak hiçbir şey yapmıyoruz. Alnımız açık ve Erdoğan'a "Ben buradayım." diyorum. Ondan bir şey istediğim yok, isteyeceğim de yok. Böyle bir şeye ihtiyacım yok. Böyle bir şeyi zaten yapacak olsam Meclis’te herkesin önünde mi yaparım? Zaten yapmam.
Dolayısıyla, gelelim lince. Bakın benim çok sık kullandığım bir laf var, Mahir Çayan'dan öğrendim. Benim sol hareket içerisinde belli bir tarihten itibaren hep duyduğum bir laftır: "Ayrılar ayrı yerde, aynılar aynı yerde." Bu lafı çok severim. Ve Berk Esen bu lafı aldı, TKP'nin yayın organı Sol Haber'den aldığı bir şeyin üzerine koyup beni böyle damgaladı. Laf benim değil, Mahir Çayan'ın ama ben çok kullandığım için bana gönderme. Ben Erdoğan'la aynı yerdeymişim. Tekrar söylüyorum, ben gazeteci olarak aktivist değilim. Muhalif değilim. Duruşum belli. Siyasi kimliğim belli. Hiçbir zaman utanmadım. Hep söylüyorum, bazıları inanmıyor; ben 14 yaşından beri komünistim. Erdoğan'la aynı yerde siyaseten olmamın imkânı yok. Ama gazeteci olduğum zaman bütün siyasi aktörlerle aynı yerdeyim. Dolayısıyla yıllarca Medyascope'ta yayın yapmış, bir kere bile kendisine müdahale edilmemiş bir siyaset bilimcinin burada "fırsat bu fırsat" deyip böyle bir şey yapması aslında çok şey söylüyor. Neyi söylüyor? Devamı var.
Olayın ilk başı neydi? TGRT'den Fatih Atik. Fatih Atik'le Berk Esen aynı mı? Değil. Başka kim var? Gürsel Tekin. Gürsel Tekin buradan hareketle bana dik durmayı öğretiyor. CHP'nin il binasına yüzlerce polisi sanki ben sokmuşum gibi. Aylardır orada 5-6 arkadaşıyla kahve çay muhabbeti yapan benmişim gibi. Gürsel Tekin yapıyor. Gürsel Tekin'le Berk Esen yan yana durabilir mi? Yok. Fatih Atik durur, herhalde durur. TKP'nin yayın organı durur mu? Aynı yerde dururlar mı? O kadar çok şey olmuş ki... Bana iletilenleri biliyorum. Mesela Hüsnü Mahalli demiş ki: "Bu şeyden sonra Ruşen Çakır bakanlık alır." Yani akıl var, fikir var; ne alakası var? Mahir'in lafına geleceğiz: "Ayrılar ayrı yerde, aynılar aynı yerde" yerine, bir linç olduğu zaman — sadece benim başıma gelen bir olay değil bu, birçoklarının başına geliyor — ayrılar aynı yerde birleşiyor. İktidar yanlısı da bir taş atıyor, iktidar karşıtı da taş atıyor. CHP'yi iktidar eliyle bölmek için gönderilen de taş atıyor. Şu da atıyor, bu da atıyor. Yok Epstein belgelerinde ‘‘yaramazlık yapma’’ talimleri yapan patronun gazetecisi de yapıyor. Ve siz çok basit bir şey söylemeye çalışıyorsunuz: Ya ben gazeteciyim. Ben Erdoğan'la hep konuşurum. Keşke gelse, şu stüdyoda sorularımı cevaplasa. Ama olmayacak. Olmasa da gazeteciliği bırakacak değilim. Ve ona da onun yanındakilere de "Ben buradayım." demeye devam edeceğim. Olay bu kadar basit.
İşimi yapıyorum. Her şeye rağmen yapmaya çalışacağım. 11 yıldır Medyascope'ta yüzlerce genç geldi geçti. Burada nice sorunla iktidara rağmen, Erdoğan'a rağmen bu işi yaptık. Bundan sonra da yapacağız. Kimseden bir minnet beklentimiz yok. Kimseden böyle bir bize şunu yapsın ya da yapmasın gibi bir şeyimiz yok. Bir davadan yargılanıyorum alakasız bir şekilde, 9 Mart'ta başlayacak olan İBB davasında. Kendi avukatımla gideceğim. Kendimi, gazeteciliğimi orada da savunacağım. Burada da savunuyorum. Linç hususunda birleşen düşman kardeşlere de hayırlı işler diliyorum. Ama şunu söyleyeyim bakın, ‘‘leş kargası’’ diye bir laf var; kötü bir laf ama sosyal medyada bunları görüyoruz. Evet, çok kişi var böyle. Ama ortada, kusura bakmasınlar ama, leş yok. Ölmedik, yıkılmadık, ayaktayız. Bu kadar basit. Onun için nafile işlerle uğraşıyorlar. Bırakın bunları. Ben Erdoğan'la 35 yıl önce de konuştum, 35 yıl önce de elini sıktım. Bugün de sıkarım, yarın da sıkacağım. Ona mikrofon uzatmak istiyorum. Konuşursa olduğu gibi yayınlayacağım. İşimi yapmaya devam edeceğim. Ben aktivist falan değilim, gazeteciyim. Bu yıl 41. yılıma giriyorum. Gazetecilikten başka bir şey yapmadım. Bundan sonra da yapmayacağım deyip ithaflara gelelim.
İthaflar diyorum, çünkü bugünün ithafı bir arkadaşımaydı. Onu saklıyorum. Önce Sabri Hoca'dan kısaca bahsetmek istiyorum. Sabri Sayarı'yı kaybettik, 84 yaşında. Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimci. Uzun yıllar Amerika Birleşik Devletleri'nde üniversitelerde ve düşünce kuruluşlarında çalıştı. Sonra Türkiye'ye döndü, Sabancı Üniversitesi'ne geldi. Çok saygın bir isim ve Siyaset İlimi Türk Derneği'nin de başkanıydı. Kendisiyle arada sırada sohbet ettik. Bir iki kere Medyascope'a yayınlara da geldi. Kendi köşesinde yaşamayı tercih etti son yıllarını ve bir kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldı. Bugün ikindi namazında defnedilecek. Kendisini saygıyla anıyorum. Ve esas bugün, hep kafamda olan, ne zamandır kafamda olan bir arkadaşımdan bahsetmek istiyorum: Tamer Tabak. Tamer Tabak Galatasaray Lisesi'nde benden bir sınıf yüksekti. Babası Çanakkale Belediye Başkanı Reşat Tabak'tı. Tamer bizim ilk ortaokulda solcu olduğumuz zaman benden bir dönem yüksek... Onların sınıfında da bir grup solcu vardı, biz onlarla irtibata geçmiştik, bizim sınıfta iki üç kişi. Bu babası ve annesiyle galiba okulda olsa gerek, bilemiyorum, Galatasaray'ın bahçesi olabilir. Daha sonra birlikteydik ve zaten radikal bir örgütteydik ama kısa bir süre sonra Tamer ve arkadaşları daha radikal bir örgüte geçtiler, biz kaldık. Ve Tamer 11 Mayıs 1979'da Merter'de polisle çatışmada yanında arkadaşı Ömer Çimeken'le birlikte öldü. Evet, bu Çanakkale'deki mezarı. 19 yaşında öldü Tamer. Arkadaşımdı diyorum, yani gruplar ayrıldıktan sonra aramıza biraz mesafe girdi ama yine de birbirimizi severdik. Çok içine kapalı birisi gibiydi ama o dönemin solu içerisinde bayağı radikal bir çizgiye gelmişti ve çok erken bir şekilde aramızdan ayrıldı. Keşke yaşasaydı ve onunla cemiyette ya da maçlarda bir araya gelebilseydik. Ama bu ülke böyle bir ülke; genç ölümlerin çok olduğu bir ülke maalesef. Ve tabii tekrar Mahir Çayan'a gelelim: "Ayrılar ayrı yerde, aynılar aynı yerde." Benim yerimi merak edenler varsa benim yerim daha önce bahsettiğim Alişan'ın, Kenan'ın, Sinan'ın, Kerem'in, Bülent'in ve Tamer Tabak'ın yanı. Herkes yerini biliyor. Ben de yerimi biliyorum. Ben kendimden eminim. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
15.02.2026 Mahir Çayan haklıydı: Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde
14.02.2026 Resmen “kurucu önder” ama hâlâ tecritte
13.02.2026 Erdoğan ve ben: Bir tokalaşmanın 35 yıllık öyküsü
12.02.2026 Akın Gürlek ile yeni dönem: Sert başladı, sert sürecek
11.02.2026 Özgür Özel sarsılmış ama yıkılmamış
10.02.2026 Tüm yönleriyle Mesut Özarslan olayı
08.02.2026 Öcalan’ın sarsılan liderliğini onarma çabaları
08.02.2026 Erdoğan İslamcı mı?
07.02.2026 Mansur Yavaş neden gündemde değil?
07.02.2026 Suriye'de yaşananlar seçmen tercihlerini ve çözüm sürecini nasıl etkiler? | Hatem Ete ile söyleşi
15.02.2026 Mahir Çayan haklıydı: Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı