Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz

11.10.2026 medyascope.tv

11 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar.
Dün İsmail Saymaz'la konuştum. Telefonuna yine el koymuşlar. Eşinin numarası üzerinden ulaşabildim ve her türlü adli kontrol uygulamasına tekrar tabi olmuş. Bir kere daha olmuştu hatırlayacaksınız. Sonra önce ev hapsi kalkmıştı, sonra yurt dışı çıkış yasağını kaldırmıştı. Şimdi tekrar sil baştan olacak, ev hapsinde. Normalde yargıç ona ve Murat Ağırel'e cuma günü haftada 3 gün imza ve yurt dışı yasağı şeklinde adli kontrol uygulaması vermişti. Savcılık, başsavcılık itiraz edince gece vakti, cuma gecesi bu en ağır olan şeye, ev hapsine çevrildi. Ama, bunu söylemek çok utanç verici ama onlar yine şanslıydı. Çünkü iki ayrı gazeteci de aynı gün gözaltına alınan, İsmail'le Murat çağırılmıştı ifadeye, iki gazeteci Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı gözaltına alındı ve onlar tutuklandı. Neden oldu bunlar? İsmail ve Murat'ın olayı Sözcü TV yayınında, sabah yayınında bakan Ömer Bolat'la fon ilişkisi üzerine yaptıkları sohbet. Aslında haber Murat Ağırel'in haberi. İsmail Saymaz ona sorular soruyor olayla ilgili ve sonuçta zaten Ömer Bolat da bir açıklama yapmıştı, iddiaların gerçeği yansıtmadığını, fakat hemen, ‘‘halkı yanıltıcı bilgi’’ diye yargı devreye girdi ve ikisini de bu şeyden, Ömer Bolat hakkındaki söylediklerinden dolayı cezalandırdılar adli kontrolle.
Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı'nın olayı başka. Aynı yine fonla ilgili ama bu sefer söz konusu olan AKP Sözcüsü Ömer Çelik. Ömer Çelik'in bir kişiyle irtibatlı olduğu, fon olayında adı geçen bir kişiyle irtibatlı olduğu, beraber Bodrum'da tatil yaptığı iddiaları vardı. Mustafa Balcı bir fotoğraf yayınladı. Bir konserde, Bodrum'daki bir konserde Ömer Çelik, arkasında sözü edilen kişi var. Ve bu fotoğraf bayağı konuşuldu ve bu fotoğrafın cezası olarak kendisi tutuklandı. Şaban Sevinç de yine fonla ilgili, Ömer Çelik'le ilgili yeni iddialar, hem o fotoğraf hem de başka şeyler söylediği için tutuklandı. Dördü sadece fonla ilgili tutuklanan kişiler değil. Ali Tarakcı da fon krizi sırasında yaptığı bir haber diyelim ya da attığı bir tweet mi artık neyse, içerik de deniyor, "Cuma günü bir bakan istifa edecek." demişti. "Kimi kastediyor, acaba Mehmet Şimşek mi?" falan derken kimse istifa etmedi ve yanlış çıkan bu haber üzerine Ali Tarakcı da tutuklandı.
Bunlar fonun tutuklamaları ya da adli kontrol cezalandırmaları. Fon bahsinde ayrıca çok sayıda, onlarca gazeteci ya da yorumcunun sosyal medya hesaplarına engel geldiğini biliyoruz ve yayınlanan birçok habere erişim yasağı geldiğini biliyoruz. Bu arada T24'ün tam fon krizinin ortasında kapatılmış olmasının da her ne kadar olay LGBTİ+'lar üzerinden anlatılsa da herhâlde bir şekilde fon krizi ile alakası vardır. Bütün bunlar son birkaç günde Türkiye'de bütün imkânsızlıklara rağmen gazetecilik yapmaya çalışan, hele böyle kritik konularda halkı bilgilendirmeye çalışan gazetecilerin başına gelen şeyler. Burada şu söylenebilir: Yanlış yapıldı, şu oldu, bu oldu. Bunların hepsi olabilir. Bunlar hep oluyordu ve bunların birtakım zaten uygulamaları var. Türkiye tarihinde, benim gördüğüm yakın tarihte bu tür yaptığı haberden dolayı, tek başına bir haberden, attığı tweet'ten dolayı tutuklamalar son dönemin büyük ölçüde ürünü. Geçmişte Ergenekon döneminde Fethullahçılarla AKP'nin ittifak yaptığı dönemde gazeteciler tutuklandı biliyoruz. O konuda en çok gündeme gelen Ahmet Şık ve Nedim Şener ikilisi OdaTV'ye dahil edilmeleriydi, ki başkaları da vardı. Oralarda daha büyük birtakım komplolar tarif ediliyordu. Gizli örgüt vesaire, şu bu. Yani tek başına yapılan bir haber değil. Ancak Ahmet Şık'ın konusu hazırlamakta olduğu bir kitaptı. Onu biliyoruz. Orada Fethullahçılar kendilerine yönelik olduğunu düşündükleri bu şeye karşı bu tedbiri aldılar ama o tarihte çok ciddi bir gazeteci dayanışması toplumu da katarak Ahmet ve Nedim olayında Türkiye'de gündem belirlenebildi. Tabii yıllar sonra Ahmet hep aynı duruşu sergiliyor ama Nedim Şener'in basın özgürlüğü ihlalleri konusunda ne kadar sevindirik olduğunu bildiğimiz için de bunu da acı bir olay olarak not düşmek lazım.
Olay sadece fon olayı değil. Şimdi bakıyorum, arkadaşlardan rica ettim, kendisi de yaptığı haberlerden dolayı içeri defalarca girmiş olan Medyascope muhabiri Furkan Karabay hızlı bir şekilde bana verdi. Şu anda en son Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç'le beraber 28 gazeteci tutuklu. Bunların bazıları Fethullahçı, darbe girişimi sonrası tutuklanan bazı Fethullahçılar. Bazıları Kürt medyasından isimler ama son dönemdeki tutuklamaların sayısı giderek artıyor. Bazı yerel gazeteciler de var. Ama onun dışında mesela demin saydığım isimlere ek olarak yakın dönemde serbest gazeteci Tuğba Tekerek çok alakasız bir şekilde "Ailem Güvende" operasyonları kapsamında, Gürcistan'dı yanılmıyorsam, orayla ilgili yaptığı, eşcinseller üzerine yaptığı haber nedeniyle tutuklandı. Selahattin Günday yıllar önceki bir olaydan dolayı, Kaşif Kozinoğlu olayından dolayı tutuklandı biliyorsunuz. Oya Lale Özan Arslan, onun da yurt dışında yaşayan bir gazeteciyle yayın yaptığı için tutuklandığını biliyorum. Merdan Yanardağ zaten biliyorsunuz garip bir şeyle, ne derler, casusluk iddiasıyla tutuklu ve gidiyor, böyle 28 kişi var.
Bir dönem Türkiye'de, Türkiye tarihinde, Cumhuriyet tarihinde hep oldu bunlar. Hatta Osmanlı döneminde de sansür, gazetecilere baskılar, yazar çizerlere baskılar hep oldu. Ve ama bunlar bir yerde tepkiyi de beraberinde getirdi. Özellikle 80'li yıllardan sonraki dönemde basın özgürlüğü ihlalleri, devlet tarafından ihlalleri aynı zamanda uluslararası kamuoyunda da çok ilgi gördü. Mesela şeyi yine hatırlayalım: Fethullahçılık döneminde Fethullahçılar gazetecileri içeri attığı zaman, tutukladığı zaman çok büyük uluslararası kampanyalar da oldu. Orada birtakım insanlar, Fethullahçılarla iş birliği yapan bazı isimler, mesela ilk aklıma gelen Yavuz Baydar'dır, o klasik "Gazeteci oldukları için tutuklanmadılar." argümanını satmaya çalıştılar. Ama Batılılar bunu yutmadı. Şimdi "Gazeteci oldukları için tutuklanmadılar." argümanı gitti. Şu anda gazeteci oldukları için tutuklanıyorlar. Yani artık o eski şey de kalktı. Gazeteci oldukları için tutuklanıyorlar ve kimsenin gıkı çıkmıyor. Kusura bakmayın ama hakikaten kimsenin gıkı çıkmıyor. İsimleri akılda bile tutamıyoruz. Tuğba Tekerek mesela geçen bir röportaj verdi. Orada cezaevindeki yaşam koşullarının ne kadar kötü olduğunu anlatıyor. Kaç kişi okudu? Kaç kişi bununla hüzünlendi? Kaç kişi cezaevindeki gazetecilerle ilgili olarak bir şey yapıyor? Bazı muhalefet milletvekilleri, ilk aklıma gelen Utku Çakırözer'dir mesela YENİ Parti’de, eski gazeteci meslektaşımız, sürekli ziyarete gidenler var ama onun dışında büyük ölçüde bir yalnızlık var ve bu yalnızlık uluslararası alanda da çok ciddi bir şekilde var. Batı'nın artık umurunda değil; Türkiye'deki gazeteciler ne yer, ne içer, başlarına ne gelir.
Ama en acısı Türkiye'de toplum, okurlar, izleyiciler ne kadar bu konuda hassasiyet gösteriyorlar? Yoruldu tabii herkes, bıktı. Bu olay sıradanlaştı, şu oldu, bu oldu. Ama sonuçta şu haliyle zaten çok zor, ekonomik şartlar çok zor. Sürekli neyi nasıl yazacağınızı, söyleyeceğinizi bilmekte zorlanıyorsunuz. Çünkü ortada kanunlara göre hareket eden bir sistem yok. Yani ben gazetecilik yaptığım dönemlerde hangi kelimelerin, hangi konukların, hangi tür haberlerin bazı yasalara aykırı olabileceğini üç aşağı beş yukarı kestirebilirdik. Şimdi böyle bir şey yok. Yani o fotoğrafı yayınladığı için başına bir şey geleceğini mesela Mustafa Balcı herhâlde hiçbir şekilde aklına getirmemişti. Her an her şeye bir suç isnat edebiliyor savcılar ve yargıçlar da pekâlâ bunları uygun görebiliyorlar. Çünkü olay artık tamamen iktidarı yargı eliyle korumaya dönüşmüş durumda. Yani şimdi AKP içerisinde en entelektüel bilinen isimlerden Ömer Çelik'in hakkında yazıp söyledikleri için iki gazetecinin içeride olması başlı başına Türkiye'nin nasıl acı bir noktada olduğunu gösteriyor. Tabii ki yanlış haber, şu olur, bu olur. Bunlara karşı tekzip olur. Değişik mekanizmalar işler. Ama böyle zaten gazetecileri susturmak için, ki şunu da özellikle vurgulamak lazım: Türkiye'de medyanın ezici bir çoğunluğu zaten iktidarın denetiminde. Geride çok az bir alan var ve büyük ölçüde de dijital medya var. Ve burada en ufak bir şeyde nefes aldığınız zaman dahi ensenizde bir yargıyı görme ihtimaliniz çok fazla. Çok sıradanlaştı ve yalnızız. Yani böyle şeyler de var. Yani, "Ya o da kim bilir ne yaptı, o haber de çok da doğru değilmiş." Şimdi bakın milletvekili çıktı, bakanın babası diye başka birisini söyledi. 10 dakika sonra bakan net bir şekilde bunu tekzip etti. Suç duyurusunda bulundu, şu oldu, bu oldu. Bunu herhangi bir gazeteci yapmış olsaydı şimdi çoktan içerideydi. Böyle bir durumla karşı karşıyayız, düzeleceğe de benzemiyor. Mümkün olduğu kadar sizlerin, izleyicilerin, okuyucuların medyaya, gazetecilere, bağımsız gazetecilere, özgür bir şekilde bu işi yapmaya, her şeye rağmen yapmaya çalışan gazetecilere sahip çıkmanızı rica ediyorum.
Bugün büyük bir yazardan bahsedeceğim. Lev Tolstoy'dan bahsedeceğim. Tabii ki ben Dostoyevskiciyim ama Tolstoy da gerçekten şapka çıkarılan, herhâlde edebiyat deyince ilk akla gelen isimlerden, mesela "Anna Karenina" ve "Savaş ve Barış". Sırf bunlar bile yeter diyeceğim ama bunların da ötesinde büyük bir külliyat var. "Hacı Murat", "İvan İlyiç'in Ölümü"... Onu ne zaman okumuştum hatırlamıyorum ama çok etkilenmiştim. "Diriliş" zor bir kitaptı diye hatırlıyorum. Ama tabii ki "Savaş ve Barış" ve "Anna Karenina" özellikle... Bunların çoğu filme de çekildi, dizi de oldu. Hep bir şekilde gündemde olan bir yazar ve belli bir yerden sonra da felsefi olarak din iman konularında kafası karışmış ve bu konuda arayış içerisine giren birisi olarak da bir entelektüel olarak da dikkat çekiyor Tolstoy. Bir tür anarşist görüşleri savunuyor ve bu anlamda da çok kişiyi etkilemiş bir isim. Felsefi boyutu bir yana onun edebiyat yönü tek başına yeterli. Felsefi boyutunu küçümsediğim için söylemiyorum ama Tolstoy benim için her zaman öncelikle bir yazar. Evet, 1828-1910 arasında yaşamış, çok üretmiş ve hep dünyaya, edebiyata damga vurmuş bir isim. Kendisini takdirle ve saygıyla anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
10.10.2026 CHP'den seçilen bir belediye başkanı niçin AKP'ye geçer?
09.10.2026 YENİ Parti'nin fon kriziyle kötü sınavı
05.10.2026 AKP milletvekili Serkan Bayram’ın 72 saat sürmeyen sert iktidar eleştirisi
04.10.2026 Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek
03.10.2026 Tek adam rejimi bağlamında fon krizini anlamak
02.10.2026 Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu ve CHP’yi kullanım süresi dolmuşa benziyor
01.10.2026 Zincirlerinden boşanmış sansür siyasal iktidarı kurtarabilir mi?
01.10.2026 Hatem Ete ile söyleşi: Seçmen YENİ Parti-CHP ayrışmasında kime, ne ölçüde destek veriyor?
30.09.2026 Fon krizi seçmen davranışlarını nasıl etkiler?
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı