Gezi Parkı direnişi hakkında efsaneler ve gerçekler

03.06.2013 Vatan

Gezi Parkı direnişinin en azından ilk aşamasında başarıya ulaşmış olmasından rahatsız olan çevreler değişik iddia, argüman ve yorumla bunu karartmaya, değersizleştirmeye ve kötülemeye çalışıyorlar. Bu yazıdan bunların bazılarını ele almak ve işe en abes olanıyla başlamak istiyorum:

“Çözüm sürecinin başarıya ulaşmasını istemeyenlerin tezgahı”: Bu akıllara ziyan iddiayı en net bir şekilde Akil İnsanlar Heyeti Doğu Anadolu Bölgesi Grubu Başkanı, işadamı Can Paker, AA’ye verdiği özel mülakatta ortaya attı. Paker şöyle konuşmuş: “Bu hareketi başlatan bir provokatif organizasyondur. Süreci baltalamak için olma ihtimali çok yüksek. Tabii bunları tam olarak bilmediğim için ihtimal diyorum. Yani böyle bir şey bu sürecin başarıya ulaşmasını istemeyenler için son bir çıkış yolu gibi geliyor. Onun için organize provokosyon yapıldı diye düşünüyorum.”
Aynı zamanda TESEV’in de başkanı olan Paker, çok yakınından iki ismin, Cengiz Çandar ve Etyen Mahçupyan’ın dünkü yazılarını okuyunca herhalde fikrini değiştirmiştir ama kendisine bir soru soralım: İmralı-Kandil-Ankara arasında (üstelik karayoluyla) mekik dokuyarak çözüm sürecinin en kilit isimlerinden biri haline gelen BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile simgeleşen bir direniş nasıl olur da çözüm sürecine karşı olur?

“Aslında dertleri ağaçlar değil...” Direnişin gelişmesiyle birlikte sanki doğru gibi gözüküyor ancak şu soruyu sorduğumuzda bunun bir değersizleştirme önermesi olduğu anlaşılıyor: Eğer sabaha karşı çevreci gençlerin çadırları sökülüp, yakılıp, parka dozerler sokulmasa bu direniş başlar mıydı? Direnişçilerin polis çekildikten sonra ilk iş olarak parka koşması, onu temizlemesi de esas derdin ağaçlar olduğunun kanıtı.

“Bu tür tartışmalar sandıkta yapılır.” Eğer demokrasi bir alfabeyse sandık bunun sadece a harfidir. Vatandaşların kendi kentleriyle ilgili düzenlemelere her itirazlarında sandığı ortaya sürmek çoğulcu değil çoğunlukçu demokrasi anlayışının tezahürüdür ki bunun da sonucu kaçınılmaz bir şekilde otoriterleşmedir.

“Amaçları darbe provası.” 2007’den sonra Türkiye’de siyasi iktidara yönelik her türlü itiraz ve muhalefetin ardından Ergenekon ve dolayısıyla darbeciler aranır oldu. Ancak geçen yılki MİT kriziyle birlikte bu alışkanlık sona erer gibi oldu. Ne var ki “Ergenekon, darbeciler” açıklaması hem geçmişte işe yaradığı, hem de çok basit olduğu için olsa gerek bu sefer de tedavüle sokulmak isteniyor. Ancak Ergenekon’la mücadele sürecinde, gerek yurtiçinde, gerekse yurtdışında hükümete destek vermiş birçok kişi, kurum ve çevrenin de ilk andan itibaren Gezi Parkı direnişinin yanında yer almış olması bu komplo teorisini geçersiz kılıyor.

“Eylem sonradan ulusalcıların eline geçti.” Ulusalcılar ilk başta, hem öne çıkan isimleri sevmedikleri, hem de başarı şansı görmedikleri için eylemden uzak durdular ama Cumartesi gününden itibaren olaya dahil oldular. Böylesine kendiliğinden gelişen ve bir merkezden yönetilmeyen toplumsal hareketlere katılmak isteyen kişileri dışlama mekanizmaları yoktur ve bu iyi de bir şeydir. Bununla birlikte bu direnişin ulusalcıların eline geçtiği çok abartılı ve artniyetli bir tespit. Eğer ulusalcıların böyle bir gücü olsaydı, daha önce yakalamış oldukları fırsatları ülke çapında birer direnişe çevirirlerdi.

“Eylem CHP’nin işi.” Hükümet ve onu destekleyenler, CHP’yi bir tür kum torbası gibi kullandıkları için bu direnişi de CHP’ye yükleyerek işin içinden sıyrılmak istiyorlar. Üzerinde uzun boylu durmaya gerek olmayan bir önerme. Eğer CHP’nin böyle bir gücü olsaydı Türkiye’de siyasi harita çoktan değişmiş olurdu.

“Üç-beş çapulcunun işi.” Başbakan Cumartesi günü direnişi esas olarak yasadışı örgütlere bağlamıştı, dünse daha çok “çapulcular”dan söz etti. Medya ve sosyal medyada da, benzer bir şekilde çevreye, mala vb. verilen zararlar üzerinden aynı “çapulcu” söylemiyle direnişi değersizleştirmek istediklerini görüyoruz. Muhakkak ki böylesine geniş ve kendiliğinden bir hareket içinde yanlış işler yapanlar olur, ama bunları tüm harekete mal etmek sadece artniyetle mümkündür. Ancak özellikle sosyal medyada direnişe katılanların sürekli olarak bu tür tatsızlıklara karşı uyarıda bulunmuş olduğunu da vurgulamak lazım. Tabii bu arada direnişçileri çapulculukla itham edenlerin polisin acımasız tavrı konusundaki suskunluklarını da not etmek şart.

“Eylem sosyal medya üzerinden, yalanlarla kışkırtıldı.” Dün şöyle yazmıştık: “Daha önce başka ülkelerle ilgili duyduğumuz, “toplumsal hareketlerin sosyal medya üzerinden örgütlenmesi” denen olgunun hiç de abartılı olmadığını bu vesileyle görmüş olduk. Tabii bu arada sosyal medyadan bol miktarda dezenformasyon, manipülasyon vb. nin de yayıldığı bir gerçek. Ama siyasi iktidarın da çok iyi bildiği gibi, bu tür olumsuzlukların asıl nedeni geleneksel medyanın görevini yerine getirmemesi, getirmekten ürkmesidir.” Sonuç olarak, siyasi iktidarın medya üzerindeki tahakkümüne laf etmeyip sosyal medyadaki bazı olumsuzlukları öne çıkartmak hiç samimi değil.

Burada keselim ve özellikle siyasi iktidarın önemsediği kişilere bir çağrı yapalım: Enerjinizi, direnişi gayrımeşru göstermek, onu değersizleştirmek yerine devletin olayları daha iyi anlamasına yardımcı olmaya harcarsanız hem kendinize, hem iktidara, hem de ülkeye iyilik yapmış olursunuz. Kraldan çok kralcı olmak yerine şeytanın avukatı olmanın daha hayırlı olduğunu kabullenmeniz dileğiyle...



İLGİLİ YAZILAR
02.06.2013 Korku sınırı çoktan aşılmıştı

Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
24.05.2018 Yurtdışındaki Erdoğan eleştirileri kime yarıyor?
23.05.2018 Partilerin aday listeleri üzerine düşünceler
21.05.2018 Cemaatler neden oylarının rengini açıklıyor?
18.05.2018 Filistin sorunu ve Türkiye: Sloganlar ve gerçekler
17.05.2018 Barış Atay-Ahmet Hakan olayı: Gazetecinin haddi, gazeteciliğin sınırları
16.05.2018 Transatlantik: Filistin sorunu, Irak seçimleri, 24 Haziran seçimleri ve ABD, Hakan Atilla davası
15.05.2018 MHP İstanbul Milletvekili Atila Kaya anlattı: “Neden Erdoğan’a oy vermeyeceğim?”
15.05.2018 Meral Akşener ve İyi Parti’nin şansı
14.05.2018 Bir oyunbozan olarak Temel Karamollaoğlu ve Saadet Partisi
14.05.2018 “Bıçkın ve Ağlak: Yeni Türkiye’nin Hikayesi”: Can Kozanoğlu ve Mirgün Cabas ile söyleşi
24.05.2018 Yurtdışındaki Erdoğan eleştirileri kime yarıyor?
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı