Gürkan Çakıroğlu: “Türkiye’de öne çıkan ve Türkiye’yi öne çıkaran iki isim var: Bahçeli ile Öcalan”

06.05.2026 medyascope.tv

6 Mayıs 2026’da medyasyopa.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Gürkan Çakıroğlu ile devam ediyoruz. Gürkan, merhaba.
Gürkan Çakıroğlu: Merhaba abi.

Ruşen Çakır: Bu arada demin Burak Bilgehan Özpek'e sonlara doğru sorduğum bir soruyla başlamak istiyorum. Perşembe günü Külliye'de bir araya geldi Erdoğan'la Bahçeli. Salı günü Bahçeli bu konuşmayı yaptı. Sence Külliye'de varılan bir mutabakatın dile gelmesi mi yoksa Külliye'de oluşmamış bir mutabakatı oldurma çabası mı?
Gürkan Çakıroğlu: Bence bir mutabakat var. Çünkü bu kadar üst perdeden, böyle bir zaman diliminde bu kadar büyük ve iddialı cümleler kurulması çok akla mantığa uygun değil. Lakin hâlâ bu sürecin içerisinde, bu sürecin lokomotifinin Erdoğan olmadığı kanaatimin de bir kere daha altını çizeyim. Bunu zaten sıklıkla ifade ediyorum. Yani Erdoğan sadece gölge etmiyor; onun dışında herhangi bir katkısının veya faydasının olduğu söylenemez. Ama halihazırda işte Medyascope'taki son yazıda da ben belirtmiştim, tevafuk herhalde; aslında Devlet Bey de ona temas etti. Yani devlet ricali ile devrin ricali arasındaki makas, siyasetle bürokrasi arasındaki makas diyebilirsiniz buna. Gelinen noktada Türkiye için çok sağlıklı bir adım atıldı. Bu söylenen sözlerin de içi doldurulursa Türkiye için önümüzdeki süreçte bazı şeylerin daha da hızlanacağını ve Türkiye'nin tedrici olarak, ideale çok uzak olmakla birlikte hukuk devletine adım adım biraz daha yaklaşabileceği bir iklime doğru gittiğimizi düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Tabii Öcalan'a bir statü ve ‘‘görev yapmalıdır’’ diyor Bahçeli. Bir görevden bahsediyor ve sonuçta bu aslında Öcalan'ı — ben bu sabah yayında öyle söyledim — devlete katma gibi bir yaklaşım. Zaten Öcalan da şubat başında yaptığı bir görüşmede "Ben devletin demokratik kanadı olabilirim." diye böyle tarif etmişti kendisini. Şimdi Abdullah Öcalan gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en büyük düşmanı olarak tarif edilmiş birisinin şimdi devlete katılması çok zor bir olay değil mi?
Gürkan Çakıroğlu: Yok, değil. Yani bence onun devlet düşmanı hâline getirilmesi devlete katılmasından çok daha zordu. Türkiye Cumhuriyeti'nde rejim bunu başardı. Bunu başardıktan sonra şimdi mevcut hatasından, rejim olarak mevcut hatasından geri dönerek Türkiye'yi daha kapsayıcı, cumhuriyeti daha kapsayıcı ve kucaklayıcı bir hâle getirme gayreti içerisinde. Şimdi belli başlı muhalif liderleri de takip ediyorum; bunların da ekseriyeti milliyetçi. Bunların bu millete ve devlete ne faydası oldu, onu da çok merak ediyorum. Özellikle son düzlükteki Suriye meselesinde ki o Türkiye için çok yakıcı bir meseleydi; yani oradaki Kürtlerin işte amcasının oğlu, dayısının kızı sınırın bu tarafındayken böylesi bir dönemde, böylesi bir yangın yeri atmosferinde en ağır ithamlarla ve en ağır kriminalize edilecek söylemlerle muhatap olmuş bir şahıs ve hakeza onun kurmuş olduğu örgüt, mevcut rejimle ve devletle de 30-40 yıllık sıcak çatışmanın içerisindeki bir yapı kalkıyor, orada Türkiye Cumhuriyeti'nden yana bir tavır takınıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden yana bir siyaset geliştiriyor. O yüzden aslında Öcalan'ın statü meselesi, malum olanın ilanından başka, fiilî olanın resmî statüye evrilmesinden başka bir şey değil. Birileri kızıyor, birileri bağırıyor, birileri çağırıyor, değişik değişik hareketler yapıyor. Mesela bir tanesi demiş: "Türk devleti diz çökmüş gibi bir manzara var." Ya bu kadar ucuz, bu kadar saçma sapan bir siyasi dille ve sadece ama sadece milletin millî, dinî duygularını kabartarak ve şehitleri istismar ederek siyaset yapma ucuzluğu Türkiye'de 50 yıldır var. Ama hâlâ daha devam ettirilmesi; işte MHP'den iki oy daha kapar mıyım, işte AK Parti'den üç oy daha kapar mıyım? Memleket ne olmuş, vatan evlatları ne duruma düşmüş; bunların hiçbirini umursamadan... Bu arada vatan evlatları; gerilla da vatan evladı, Mehmetçik de vatan evladı. İkisi de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil mi? Sürekli bunları tasnif ederek bir yere varılamayacağını artık görmek gerekiyor. Ve tekrar diyorum; kim daha faydalı oldu? Sadece son bir yıllık Türkiye devletinin ve Orta Doğu yangınına bakarsanız, Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına inisiyatif alan, politik manevra alanını genişleten, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Orta Doğu'daki yangının Türkiye'ye sıçramasının önüne engel olan siyasi figürlerden iki tanesini sayın desen birisi Devlet Bahçeli, birisi Abdullah Öcalan. Muhalefeti geçtim, iktidarda bile kimseyi sayamıyorsunuz da en temelde bu iki figür. Bugün hâlâ daha dediğim gibi, ‘‘önümüzdeki seçimlerde bir iki oy daha alır mıyım acaba; bu milliyetçiliği daha hamasi bir dille, daha şovenist bir dille savunursam’’ diyor bu partiler. Ve bu partiler her ne hikmetse memleket toprağının dörtte birinde hiç yoklar. Yani kardeşim mesele ulus devletse, mesele cumhuriyetin kuruluşundaki Wilson İlkelerinden dolayı hareket etmekse o ulus devlet Kürde de hak. DEM Parti oyların %65-70'ini alıyor. Her halta referandum diyor mesela Fatih Erbakan. Koy bakayım o zaman referandumu bütün Kürdistan coğrafyasına, ne çıkacak? Madem referandum... Bu kadar ucuz, bu kadar lümpen siyasete bence gerek yok. Bu millete bir faydası da yok. Bunlar şehit cenazeleri olduğunda hemen en öne geçerler, timsah gözyaşlarını dökerler. Vampir gibi Mehmetçik'in kanı üzerinden siyaset yaparlar. Ama Mehmetçik'in sınır boylarına gitmesine de hemen tezkerelere en önde el kaldırarak; bu tezkerenin ardı ne, önü ne, bu kirli savaş niye var, bu örgüt niye ortaya çıkmış, bu örgüte milletin belli bir kesimi neden teveccüh etmiş? Bunu bir sorgula ya. Beyin var, bir sorgula. Hep çok da böyle grande toilette giyinen yakışıklı yakışıklı adamlar değil mi? 1925'te ne olmuş? Şeyh Said hainmiş, Seyit Rıza hainmiş, o hainmiş, bu hainmiş. O zaman Kutalmış Bey de hain; Alparslan'a baş kaldırıyor, ondan doğan da Süleyman Şah oluyor, Anadolu Selçuklu'yu kuruyor. Yani sürekli tarihin belli bir perspektifinden, o da tamamen Batı endeksli bir bakış açısıyla sorunun çözümüne hiçbir katkı sunmadan ortaya geçiyorlar. Kürdün adına da kendi konuşuyor, Türk’ün adına da kendi konuşuyor ki hiç alakası yok. Ne Türklükle alakaları var ne Kürtlerle bir temasları var; ahkâm kesip duruyorlar. Tayyip Erdoğan ne yapıyor? Tayyip Erdoğan da sıkışmış, siyaseten çok bir alanı kalmamış. Çünkü ne oluyor? Terör biterse Türkiye'de — bu kafası çalışmayan muhaliflere sesleniyorum — son 10 yılda bütün seçimlere terör diliyle gitti iktidar ki tutunacak başka hiçbir dalı yoktu. Terörü iktidarın elinden alırsanız geriye ne kalıyor? Hukuk, demokrasi, ekonomi. E siz ne istiyorsunuz kardeşim?

Ruşen Çakır: Peki şunu soracağım. Şimdi sen Türk milliyetçileri ki sen o hareketin içerisinde doğmuş, büyümüş birisisin.
Gürkan Çakıroğlu: Çok şükür.

Ruşen Çakır: İçeriden biliyorsun. Bir de olayın Kürt versiyonu var. Yaşanan süreci Kürtlere ihanet olarak resmeden; Öcalan’ı, İmralı'yı, Kandil'i, DEM Parti'yi böyle resmeden, Türkiye'deki Türk milliyetçileri kadar güçlü olmasa da bir kesim de var. Yani silahın bırakılmasını doğru bulan da var, çok da doğru bulmayan da var; o ayrı bir husus. Ama sonuçta bu sürecin Kürtlerin hayrına olmadığını savunanlar da var.
Gürkan Çakıroğlu: İşte al birini vur ötekine. Mesela onlar da yani bu işte birkaç tane medyada tanınmış figürleri de var; bunun Türkiye'ye faydası yok. Her şeyi Batı'nın diyalektiğiyle okuyarak bir yere varamazsınız. "Batı'da şu olmuş, burada bu olsun. Batı'da o olmuş, burada bu olsun." Yahu kardeşim, onlar kendi yaşanmışlıklarına ve kendi düzenlerine göre bir yapı inşa ediyorlar. Sen onu olduğu gibi alıyorsun, öznelleştirmeden buraya çakıyorsun. Ondan sonra ‘‘Türkiye 100 yıldır neden patinaj çekiyor? Türkiye'nin neden meseleleri var?’’ Kürt meselesi Türkiye'nin temel meselesi değil. Türkiye'nin temel meselesi hukuk devletinin yokluğu. Hukuk devletinin yokluğunun bir sürü yansımaları var: Kürt meselesi var, Alevilerin sorunu var, temel hak ve özgürlüklere dair sorunlar var, devletle millet arasındaki ilişkide çok ciddi problemler var. Şimdi bunlara yönelik tek bir söz yok, tek bir laf yok. Ya bir de bu kadar insan, şimdi çok da böyle azımsıyorlar ki DEM Parti'nin oyu birçok milliyetçi partiden fazla teker teker baz aldığınızda. Bir düşün ya, milyonlarca insan neden buna teveccüh ediyor? Neden bu tarafa yönelmiş? Neden? Neden? Çok basit bir soru soruyorum: Neden? Bu soruya bir cevap arıyorum. Çok basit ya. İnsanlar itiraz ediyorlar, diyorlar ki: "Biz 1921'de bir ahdettik, 23'te de cumhuriyeti kurduk. Daha sonra 25'teki gelişmeler sonucunda bu iş parçalandı, bu ahit ortadan kalktı, başka bir noktaya gitti bu yapı." Tamam. Ben zaten Kürtlere şöyle anlatıyorum: Kardeşim, 1912 ile 22 arası 10 yıl boyunca Balkanlardan Kafkaslara, yani Arap çöllerine kadar bu milleti kuran vatandaşlar, başta nur içinde yatsın Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere savaşmışlar ve tuttukları yer ellerinde kalmış. Bu insanlar psikolojik olarak yıpranmış ve bundan dolayı daha koruyucu bir fıtratla hareket ediyorlar. 1925'teki gelişmeler, öncesindeki gelişmeler bu insanları olması gerekenden çok daha fazla tedirgin ediyor ve istikamet başka bir noktaya kırılıyor. Bu istikamet kırıldıktan sonra onların durumu anlaşılabilir diyorum ama onlardan sonra gelenler de bunu devam ettiriyorlar. Bugün "Kürt kardeşlerim, Kürt kardeşlerim" diye atıp tutuyorlar; bu adamları 1930'lara, 40'lara koyduğunuz zaman da bunlar "kuyruklu Kürt" diyecek adamlar. Şimdi iş artık bu noktaya gelmiş; Kürdün varlığı inkar edilemez bir hâle gelmiş, Kürtçenin varlığı inkar edilemez bir hâle gelmiş. Sanki çok insan haklarına saygılılar, çok demokratlar, hukuk devletini sanki çok içselleştirmişler gibi ahkâm kesiyorlar. Sen ne anlıyorsun ya hukuk devletinden? Türkçe haksa, Kürtçe de hak. "Vay efendim, ulus devlette bu olmazmış." Niye olmuyor? Türkçe öğretim zorunlu olduğu sürece — altını çiziyorum — Türkçe öğretim zorunlu olduğu sürece Kürtçe ana dilde eğitimin kime ne zararı var? Kime ne zararı var? Seni Misak-ı Millî'ye vardırmaktan niye bu kadar sen korkuyorsun? Niye daha çok Kürdün senin toprakların içerisinde dahil olmasından çekiniyorsun? Milyonlarca Kürdü ne yapacaksın? Bu soruların hiçbirine cevap vermiyorlar. Sürekli ama sürekli hamaset, hamaset, hamaset. Türk devleti diz çökmüş gibi bir manzara varmış. Türk devletinin diz çöktüğü gibi manzara yok; siz o manzarayı yaratarak oy devşirmek istiyorsunuz. Olan bu.

Ruşen Çakır: Gürkan, peki sence Bahçeli'nin dünkü çıkışının ardından Öcalan'ın statüsü meselesinin hızlı bir şekilde devlet tarafından tanındığına tanık olacak mıyız? Yoksa yine bu iş... Hep biliyorsun süreç başladığından beri Demirtaş'ın tahliyesi de böyle oldu, kayyumlar da böyle oldu; işte "Ekim'de olacak, Kasım'da olacak, yılbaşında olacak" şimdi de hep böyle bir şeyler atılıyor. Ama bu olay, sen de iyi biliyorsun, Öcalan tarafından ve Kürt hareketi tarafından en acil mesele olarak gündeme getirilen bir husus. Bunun hızlı bir şekilde olacağını düşünüyor musun?
Gürkan Çakıroğlu: Tereddütlerim var bu konuda. Çünkü Tayyip Erdoğan'ın artık o mevcut geleceğe dair endişeleri ve hâlâ belirsizlikleri devam ediyor. Onun bu endişeleri ve belirsizlikleri devam ettiği sürece bu meseleye dair de berrak bir şekilde hareket etme ihtimalimiz düşük. Ama gelinen noktada şimdi Tayyip Erdoğan'ın önünde üç yol var. Biri, yani bunlardan bir tanesi tiran olması. Bu saatten sonra ben bu ihtimalin gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. Tayyip Erdoğan, bazılarının dediği gibi hâlâ ne olursa olsun gücünü devletten almıyor; Atatürk gibi değil. Erdoğan gücünü milletten alıyor hâlâ. Ve bunu inkar edecek bir duruma kendisini sokacağını düşünmüyorum. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Devleti de Suriye ve Irak devletçikleri değil; bu birincisi. İkincisi; ya Tayyip Erdoğan diyecek ki "Ben 50+1'e bir kere daha talibim, bu şekilde yol yürüyeceğim" diyecek ama bu saatten sonra bunu hukuku yok sayarak yürümesi pek mümkün değil. DEM Parti’yi de yanına alması gerekecek Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte. Çünkü başka yanına alabileceği bir parti yok halihazırda. Bu şekilde yol yürümeye çalışacak ama bu hukuk istiyor, demokrasi istiyor tedricî olarak. Bu da Erdoğan'ı ürkütüyor; çünkü bu yaklaşık 10 yıllık pratiğinden tamamen farklı bir şey ve kendisinin eski enerjisi de yok. Üçüncü yol; Tayyip Bey diyecek ki: ‘‘2027 yılında bu noktaya gelindi, şartlar bu. Bu bir ara rejimdi – ki zaten bu bir ara rejim, yani 2017'de bizim geldiğimiz bu rejim bir ara rejim – bunu kapatıyoruz. İşte darbe oldu, ondan önce hendek olayları oldu; devletin bekası bir problem yaşadı, bu rejime yöneldi. Artık bunlar kalkıyor. Tedhiş dönemi bitti; terörün her türlüsünü artık toprağa gömüyoruz, artık tahkir dönemine son veriyoruz.’’ Tayyip Bey %99 Cumhuriyet Halk Partisi'nin de oylarıyla Çankaya'ya uğurlanacak, parlamenter sisteme geçilecek mevcut Meclis’te. İYİ Parti'nin de buna ben itiraz edeceğini düşünmüyorum. Akabinde Türkiye Cumhuriyeti, Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığında genel seçimlere gidecek. AK Parti'nin başına kim geçer, orası ayrı bir tartışma; orada belirsizlikler var. Tayyip Bey hâlâ kararını vermedi. Bunlardan dolayı bu süreç mayıs ayında olması gereken hâle belki haziranda, temmuzda varacak ama nihai istikametin Türkiye'nin menfaatleri adına, milletin hakkı ve hukuku adına bu olması gerektiği kanaatindeyim.

Ruşen Çakır: Peki son olarak şunu sormak istiyorum. Devlet birçok adımı atmıyor deniyor, özellikle Kürt hareketi bunu söylüyor. Kürt hareketi sence yapabileceğini, bu bir buçuk yılda yapabileceği her şeyi yaptı mı? Onların en önemli eksikleri, hataları sence nedir?
Gürkan Çakıroğlu: Birçok hatası var. Yani DEM Parti'nin birçok hatası var. Oldukça, nasıl söyleyeyim, yani böyle işte bu woke kültürle hareket eden, sloganı çok atan ama o sloganın içini doldurmayan, ezber nutuklarla devam eden, aslında işte mevcut diğer milliyetçi partilerin aynı ezberleri devam ettirmesi gibi DEM Parti'nin de bu sol jargondan çok nutuk atmaya meraklı. Mesela sürekli hukuk, sürekli demokrasi diyorlar; sürekli barış diyorlar. Yahu kardeşim barış hukuk demektir. Barış hukuk demektir; hukuk olmadan barış olmaz. Öcalan’a umut hakkı hukuk devletinin gereğidir; hukuk devleti olmadan umut hakkı da olmaz. Hukuk devletine yönelik adım atman gerekir. Hukuk devleti de kanunlar veya yargı düzenine sahip olmak değildir; toplumsal sözleşmen olacak. Türkiye'nin bir toplumsal sözleşmesi yok. 24 de 61 de 82 de siyasal sözleşmeler. Bunların içerisinde her üçünün de içinde toplum yok. Toplum derken İYİ Parti de olacak, DEM Parti de olacak, AK Parti de olacak, MHP de olacak, CHP de olacak. Birisi bile eksik olursa orada bir sakatlık çıkar; ama orta vadede ama uzun vadede bunu yaşarsın. Bir de bu hukuk devleti de bugünden yarına maalesef elde edebileceğimiz bir şey değil. Bunu elde edebilmek adına bir başlangıç noktası bu. Bu başlangıç noktasını koyup zaten artık yaş olarak da 70'ler 75'lerinde olan bu insanların en azından bu geçmişin enkazını sağlıklı bir şekilde kapatarak gelecek nesillere dönük olarak artık bu terör diliyle siyaset yapmanın geride bırakılması... Çıkın ya kantara, şu terör dönemi bir bitsin, bu terör bitsin; çıkın bir kantara. Herkes işte "Türk milliyetçisiyim" ben diyor. Ne diyorsun sen mesela Türk'ün hakkını savunmaya yönelik? Senin Türk'ten algın ne? Sorsan hemen şunu derler: "Efendim bizim Türk milliyetçiliğimiz etnik temele dayalı değil." Eyvallah kardeşim tamam, ben de bu ezberlerle büyütüldüm. E ne olacak Kürdün hakkı? "Efendim işte o zaman orada da Çerkes var." Çerkes'le Kürdün hikayesi aynı değil. Çerkes'le Kürdün hikayesi aynı değil. Çerkeslerin ekseriyeti muhacir, Kürtler yerel. Ha; ne birinin hikayesi ötekinden kutsal ne de diğerinin hikayesi ötekinden zayıf. Ama farklı hikayeler. Her hikayeyi kendi içinde değerlendirerek bir hukuk devleti oluşturabilirsen oluşturursun; oluşturamazsan da işte 100 yıldır olduğu gibi maalesef böyle patinaj çeke çeke kalırız.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Gürkan yayınımıza katıldığın için. Sağ olasın.
Gürkan Çakıroğlu: Ben teşekkür ederim.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
09.05.2026 Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri
08.05.2026 Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’a rağmen sürece sahip çıkıyor
07.05.2026 İdris Baluken ile söyleşi: Somut adımlar atılacak mı? Süreç menzile varacak mı?
07.05.2026 Hayvan düşmanlığının siyasi boyutları
06.05.2026 Vahap Coşkun: “Öcalan’ın statüsü konusunda Erdoğan ile Bahçeli arasında asgari mutabakat olmalı”
06.05.2026 Burak Bilgehan Özpek: “Bahçeli kurucu devlet aklının sözcüsü olma iddiasında”
06.05.2026 “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü” olarak Abdullah Öcalan
06.05.2026 Gürkan Çakıroğlu: “Türkiye’de öne çıkan ve Türkiye’yi öne çıkaran iki isim var: Bahçeli ile Öcalan”
05.05.2026 Hatem Ete ile söyleşi: AKP ve CHP oylarını nasıl artırabilirler?
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı