İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününden izlenimler: "Bu bir çöküş hikayesidir”

15.10.2026 medyascope.tv

15 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Dün çok zor bir gündü birçok açıdan. Bir kere İstanbul'da yağmur vardı, esir aldı şehri. Bugün okullar tatil edilmiş. Hiç de şaşırtıcı değil. Ve Ekrem İmamoğlu'nun o beklenen savunması olacaktı, oldu da. Ama onun öncesinde Halk TV'ye kayyum atandı. Aslında sürpriz olmadı ama yine de acı oldu. Ve biz o haberle, kafamızda o haberle yola koyulduk. Bayağı zor bir yoldu. Ve Silivri'ye vardık. Silivri'de Ekrem İmamoğlu'nu izledik, dinledik. Diğer arkadaşlar kaldı ama ben mecburen kanala dönmek zorunda kaldım. Öğlen 13.00'te yaptığımız yayından sonra Halk TV gelişmelerini takip etmek için kanala geldim. Ekrem İmamoğlu'nun konuşmasının giriş bölümünü ya da savunmasının giriş bölümünü izledim. Daha sonra tam metnini okudum. Ve bu yayını da size yapıyorum. Çünkü ne zamandır Ekrem İmamoğlu anlatmak istiyordum. Halk TV olayı bunun önüne geçti, şimdi savunmasının önüne geçti. Normal olarak bu sabah size Halk TV anlatıyor olmam lâzımdı. Öyle düşünebilirsiniz. Ama Ekrem İmamoğlu'ndan bahsetmek için dün Halk TV ile ilgili ilk görüşlerimi akşam yayınladık saat 21.00’de
Şimdi Ekrem İmamoğlu. Bir kere ilk soru: Halk TV olayı tesadüf mü? Ekrem İmamoğlu da savunmasında Ferhan Şensoy'a bir gönderme yaparak "tesadüfün iğne deliği" mi ne öyle bir şey söyledi. O da güldü bu olaya. Tesadüf ya da değil ama olay yani savunması Halk TV'nin gölgesinde geçti. Nitekim Ekrem İmamoğlu da savunmasının önemli bir bölümünde Halk TV olayından bahsetti. Basın özgürlüğü olayından bahsetti. ‘‘Özgür basını savunmak, halkı savunmaktır’’ dedi. Son dönemde tutuklanan, ev hapsine atılan gazetecilerin isimlerini teker teker saydı ve buraya çok ciddi bir vurgu yaptı. Ama konuşmanın bütününe baktığımız zaman, dünkü bölümüne baktığımız zaman bir lider portresi çıkıyor. Siyasi bir lider. Ekrem İmamoğlu'nun siyasi liderliği zaten görünmüştü ama 19 Mart'tan sonra çok büyük engellerle karşılaştı. Cezaevinde bir kere. Diplomaları alındı, belediye başkanlığı yapamıyor ve birçok sorun yaşanıyor ve bu savunma onun için önemliydi. Benim gördüğüm, izlediğim kısmıyla... 1,5 saat falan dinledim bizzat görerek. Ben biliyorsunuz tutuksuz sanıklardan izliyorum daha yakından, gazetecilere kıyasla daha yakından. Gördüm ve karşımda bir lider gördüm ve Erdoğan'ın neden onu tasfiye etmek istediğini bir kere daha kavradım, anladım. Onu özellikle vurgulamak isterim.
Nasıl bir lider? Buna İngilizce'de "catch-all" parti diyorlar. Yani her yerden alan parti ya da siyasetçi. Evet, Ekrem İmamoğlu Fatih Sultan Mehmet'e referanslar veriyor. Kanuni Sultan Süleyman'la aynı mahallede doğmuş olmanın altını çiziyor. Mustafa Kemal Atatürk tabii ki çok önemli bir yerde. Ve şöyle bir cümlesi de var mesela dünkü savunmasının sonlarına doğru: "Önce Allah sonra millet büyüktür." Bu sağ bir slogan diyelim. Ekrem İmamoğlu için bu ama hiçbir sorun değil. Hep öyleydi, tekrar öyle ve zaten savunmasının bir yerinde diyor ki: "Ben o dağları yerle bir edeli çok oldu." Burada kastı ne? Laik- dindar ayrımı, Türk-Kürt ayrımı gibi ayrımlar. Bunları aşmış birisi olduğunu söylüyor Ekrem İmamoğlu, ki bunu daha önce özellikle seçim kampanyalarında ve belediye başkanı olduğu dönemde de gördük. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi? Nereden baktığınıza bağlı. Ben kendini solda gören birisi olarak benim idealimdeki lider Ekrem İmamoğlu değil ama Türkiye'de çok ciddi bir karşılığı olduğunu görüyoruz, anlıyoruz. İstanbul'da da gördük ve en son hapiste olmasına rağmen onun cumhurbaşkanı adaylığı için milyonlarca insanın imza vermiş olmasından da gördük. Bir kendine güven vardı Ekrem İmamoğlu'nda, daha önce de vardı ama savunmada bayağı iyi hazırlanmış.
Bu arada şunu not düşeyim; o meşhur kitap, savunma, daha önce yapamadığı, o kitabın öyküsünü uzun uzun anlatıyor ve anladığım kadarıyla o kitaptan bazı bölümler almış olsa bile savunmayı yeniden yazmış. Bir ekibe danışmış olabilir bilmiyorum ama kendisi son halini vermiş. Çünkü kitabın toplatılmasından, daha doğrusu basılamamasından sonra yaşanan birçok olay savunmasında vardı ve muhtemelen bugün, yarın ve daha sonraki yapacağı savunmalarda da öyle olacak. Onları esas almış olabilir ama yepyeni bir savunma var. Ekrem İmamoğlu’nun savunmasında kendisi var. Ve bir diğer yandan ilk başta bütün yargılananlara sahip çıkma var. Onları sahiplenme var ve orada da bir liderlik var. İnsani yön çok var. Mesela eşine sevgilerini yolladı, "Dilekçiğim seninle gurur duyuyorum" dedi; ‘‘Aile Dayanışma Ağı (ADA)’’, ondan dolayı. Bu biliyorsunuz cezaevindekilerin ailelerinin dayanışma şeyi, Dilek İmamoğlu onu yapıyor. Tutuklanan diğer kişiler için "Her birinin yaşamı ayrı bir kitaptır" dedi ve kendisi onlar ve aileleri için elinden geleni yapacağını taahhüt etti. Yani burada bir özne olarak kendisi var ve mesela diyor ki: "Hayatta en çok korktuğum şey mahcup olmaktır." Bu bir siyasi savunmada çok ilginç geldi bana. Onu da özellikle belirteyim.
Şimdi başlığa çıkarttığım cümle: "Bu bir çöküş hikâyesidir." Aslında diyor ki: "Bu aslında bir çöküş hikâyesidir. Bir iktidarın çöküşüdür ama aynı zamanda cumhuriyetin, adaletin ve demokrasinin çöküşüdür. Devletin sahibi iktidar değil millettir." Bu perspektif Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının omurgasını oluşturuyor ve iktidarı, Erdoğan iktidarını otoriter bir iktidar olarak tanımlıyor ve totaliterliğe hevesli bir iktidar olarak tanımlıyor. Bunun üzerine inşa etmiş ve tabii ki kendisi buna karşı cumhuriyeti, adaleti ve demokrasiyi savunma iddiasında, otoriterliğe karşı demokrasiyi savunma iddiasında. Savunmasının önemli bir yerinde şunu söylüyor: "Adaysızlaştırma, lidersizleştirme, partisizleştirme" totaliterliğe giden yolda. Adaysızlaştırma derken kendisini söylüyor. Lidersizleştirme keza öyle. Partisizleştirme derken butlan olayına değindi. Adını vermeden ‘‘O şahıs, 21 Mayıs darbesinin iş bekçisidir’’ diye çok hakaretâmiz bir tespit, Kemal Kılıçdaroğlu için. Savunmanın sonlarına doğru kent uzlaşısı ve Türkiye İttifakı, bu 2024 seçimlerinde, ona çok geniş bir yer verdi ve kent uzlaşısı deyince tabii ki o tarihte DEM Parti ile yapılan bir uzlaşma ve Kürt sorununa girdi, barış süreci meselesini ele aldı ve orada iktidarı eleştirip kendilerinin mahallelerden başlayan bir çözümden bahsetti. Demirtaş'a geniş bir yer ayırdı ve şunu söylüyor: "İki cumhurbaşkanı adayı cezaevinde, birisi Silivri'de, birisi Edirne'de."
Evet, söylenecek çok şey var. Siyasi bir savunma. Davaya da değiniyor. Önümüzdeki süreçte, mesela bugün ve daha sonraki günlerde davaya belki daha fazla yer verir, suçlamalara ama bunu bir düzen olarak tanımlıyor, bu davayı. Nasıl söyleyeyim? Kasıtlı bir siyasi dava olarak tanımlıyor. Dolayısıyla atfedilen birtakım eylemlere vesairelere cevap vermeye kalkacağını açıkçası çok sanmıyorum. Bu şekilde devam edeceğe benziyor. Bugün yine hava şartları ne olursa olsun gitmeye çalışacağım, gideceğim diyelim. Öğlen yine saat 13.00'te bir canlı yayın yapmayı düşünüyoruz. Dünkü yayın çok büyük bir ilgi gördü. Halk TV olayına rağmen Silivri'den yayın yapıyor olmanın bir karşılığı olduğunu gördük. Bugün de aynı şekilde bunu yapmaya ve Ekrem İmamoğlu'nun söylediklerini size aktarmaya çalışacağız. Şimdilik ilk günün izlenimleri böyle diyelim ve ithafımıza gelelim.
İthafım salondaydı. Salonda çok kişi vardı. Bunlardan birisi de İlyas Salman'dı. Daha önce de görmüştüm. Bir kere daha gelmişti ya da benim olduğum bir davada karşıma çıkmıştı ama bu sefer gittim yanına. Kendisiyle ilk defa tanışıyorum. Çok doğrudan söyledim, ‘‘ben sizi çok seviyorum’’ diye. Sevilmeyecek insan değil çünkü. Benden 8 yaş büyük ama bizim ilk gençlik zamanlarımızda İlyas Salman'ın filmleri, önce Kemal Sunal'la oynadı daha çok ve sonra kendisi başrolde oynadı. "Çirkinler De Sever", "Çiçek Abbas", "Talihli Amele" filmleri vardı. Orada mesela Müjde Ar'la oynuyor. Bir tanesi Hümeyra’ylaydı. "Çiçek Abbas" galiba. Kürt sanılıyor çünkü canlandırdığı köylü tiplemesi ve aksanından dolayı ama kendisi Alevî bir Türkmen olduğunu söyledi. Malatya, Arguvan doğumlu, Kürtlerle iç içe yaşamış birisi olduğu belli ve solcu, sosyalist, aynı zamanda Kemalist. Öyle söylüyor ve bunu hep yaptı, zaten ben bildim bileli İlyas Salman siyasi duruşunu hiç gizlemedi, bu yüzden birtakım sıkıntılar da yaşamadı değil. Şu anda 72 yaşında ama sosyal medyada da bayağı aktif. Hâlâ sözü var, söyleyecek sözü var. Yakın bir zamana kadar da sinemayla, sadece oyuncu olarak değil senaryo ve yönetmenliği de var. Türkü söylemişliği de var, şiir yazmışlığı da var ama esas olarak oyuncu. Tiyatroda da oynadığını biliyoruz ama biz onu filmlerinden biliyoruz. Herhalde en güzel film adı "Çiçek Abbas"tır. Onu hep Çiçek Abbas olarak bildim ve dün onu mahkeme salonunda görünce hiç şaşırmadım. Evet, bu ülkeye sahip çıkan, çıkmaya çalışan bir isim. Bütün şöhretine vesaireye rağmen tevazusuyla hâlâ kendi halinde, o ‘‘Talihli Amele’’ gibi, sıradan insan gibi insanların arasına giren ama hiç de sıradan olmayan bir isim. İlyas Salman'a buradan sevgilerimi ve takdirlerimi iletiyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
17.10.2026 Fon krizinin üstü örtülebilecek mi?
16.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ikinci gününden izlenimler: "Aklanması gereken kişi ben değilim”
15.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününden izlenimler: "Bu bir çöküş hikayesidir”
14.10.2026 Nakşibendiliğin Erenköy cemaati yaşananların adını koydu: Toplumsal çürüme
14.10.2026 Halk TV olayı bize neler söylüyor?
13.10.2026 Erdoğan taraftarları fon krizine nasıl tepki veriyor? | Feyza Akınerdem anlatıyor
12.10.2026 Fon krizi muhalefete rağmen iktidarı sarsmaya devam ediyor
12.10.2026 Devrimciler: Yarım yüzyıl sonra 78 kuşağını anlamak
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı