Kim bu "cihatçılar"?

12.01.2015 Habertürk
Lire en Français | فارسى بخوان | Читать на русском

Öncelikle "cihatçı" kavramını ilk çıktığı günden bu yana sevmediğimi belirteyim. Cihatçı denince akla esas olarak, yabancı bir ülkedeki cihada gönüllü olarak katılanlar geliyor. Bu kişiler Afganistan, Bosna, Keşmir, Çeçenistan gibi cihat alanlarında basit bir şekilde "yabancı mücahit" olarak adlandırılırdı. Ayrıca 11 Eylül 2001’deki intihar saldırılarını gerçekleştiren El Kaide militanlarına da "cihatçı" denmedi. Fakat özellikle Irak ve Suriye’deki iç savaşlarla ve bunların doğurduğu Nusra, (IŞ)İD gibi örgütlerle birlikte yabancı savaşçılar "cihatçı" olarak adlandırılır oldular. Yerine daha iyi bir kavramın da bulunmaması nedeniyle hızla yaygınlaştı ve yerleşti; mecburen kullanmak zorunda kalıyoruz.

DEVLETLERİN İKİYÜZLÜLÜĞÜ

Bugün az ya da çok Müslüman nüfusa sahip olan ülkelerin yönetimlerinin hemen hepsi cihatçılardan şikayetçiler, hatta onu en öncelikli güvenlik sorunu olarak saptayanların sayısı hayli yüksek. Bu noktada ciddi bir samimiyetsizlik söz konusu. Zira yabancı mücahit olayının ortaya çıktığı Afgan cihadından bu yana devletler buna göz yumdu, görmezden geldi, hatta kimi durumlarda teşvik etti. Bazı durumlarda kimi devletler stratejik hesaplarla bu olgunun önünü açtılar. Bugün cihatçılardan en fazla şikayet eden ABD, Suudi Arabistan, İran, Suriye ve tabii ki başka birçok ülkeyle birlikte Türkiye de şu ya da bu nedenle cihatçılık denen olayın gelişmesi ve küresel tehdit haline gelmesini engelleme noktasında kesinlikle ellerinden geleni yapmadılar.
Daha önce Cezayir, Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye gibi ülkeler ihraç ettikleri cihatçıların anavatanlarına da şiddeti taşımasının bedelini ağır bir şekilde ödemişlerdi. 7 Ocak’taki Paris Charlie-Hebdo saldırısı Batı’ya da cihadcının her an evine dönebileceğini ve orayı da bir savaş alanına dönüştürebileceğini net bir şekilde gösterdi.

OLIVIER ROY’NIN BAKIŞI

Bir süredir dünyanın dört bir tarafında "Kim bu cihadcılar? " sorusuna cevap aranıyor. Şu ana kadar ortada çok sayıda cevap dolaşıyor. Bu konuda dünyanın önde gelen araştırmacılarından Fransız Olivier Roy, yakında Metis Yayınları’ndan çıkacak olan "Kayıp Şark’ın Peşinde" (Çeviren Haldun Bayrı) adlı anı kitabında önemli açılımlar sunuyor. Roy ilkin radikal fikirlerin bir “virüs” gibi bulaştığı düşüncesine dikkat çekiyor. Bu noktada karşımıza gençlere bu fikirleri aşılayan radikal imamların çıktığını hatırlatan Roy şu soruyu soruyor: "İyi ama o genç nasıl ve niçin cihada geçmektedir?" Ve devam ediyor: "Virüs modeli, mücadele edilmesi gerekeni anlama, dolayısıyla da tanımlama olanağı vermez. " Roy’ya göre devletlerin radikal imamlara karşı açtıkları sürek avları nafiledir, "zira radikalleşmenin imama ihtiyacı yoktur."
İkinci aşamada sosyologlar devreye giriyor ve bizi o gençleri anlamaya davet ediyor. Şöyle yazıyor Roy: "Sosyolog, sosyo-ekonomik bağlamdan, ırkçılıktan, İsrail-Filistin çatışmasından, devlet terörizminden, Amerikan insansız hava araçlarından bahseder... Tabii ki bütün bunların bir anlamı vardır. Fakat, radikalleşmenin nedenleri hakikaten bunlar olsalardı, yüz binlerce cihatçı olması gerekirdi."
Fransız araştırmacı, cihatçı şiddetin iki büyük anlatıyı karşı karşıya getirdiğini vurguluyor: Bir yanda bunu "ezilenlerin isyanı" olarak görüp gösterme, karşısındaysa terörizmin köklerinin aslında İslamiyet içinde olduğunu kanıtlamaya çalışma. Roy, bu iki büyük ve yanlış anlatıdan kaçınmamızı, bireylere, aktörlere dönmemizi ve onların hayatta kat ettikleri güzergâhlara ilgi göstermemizi öneriyor. Bunu da "sahaya dönmek" olarak adlandırıyor. 

KİŞİSEL BİR NOT

30 yıldır gazeteciyim ve meslekteki ilk günümden itibaren İslami hareketler üzerine çalışıyorum. Bu sürecin tam ortasında 11 Eylül patlak verdi ve o ana kadar öğrendiğimiz, bildiğimiz birçok şeyi geçersiz kıldı.
11 Eylül’den bu yana yaşananların bilançosunu çıkartmak gerekirse, şahsen dünyanın artı hanesine pek bir şey koyabilecek durumda değilim.
7 Ocak’ın da bambaşka bir dönüm noktası olduğu söyleniyor. Galiba doğru.
7 Ocak sonrasının ise 11 Eylül sonrasına benzemeyeceği vaat ediliyor ki hiç sanmıyorum.
Olivier Roy’nın terimiyle ‘sahaya dönmek’ için umut ışığı olması lazım. Yoksa cihatçılığı ve cihatçıları anlamaya çalışmanın hiçbir anlamı olmaz.




06.09.2015 Doç. Mehmet Karlı: CHP memleketteki her partiyle konuşabilen tek parti
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
17.06.2015 « Erdogan a fait des erreurs stratégiques » Propos recueillis par Joséphine Dedet
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
16.04.2015 Pêdiviya çepa sosyalîst bi hereketa Kurd zêdetir e
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı

Son makaleler (10)
06.09.2015 Doç. Mehmet Karlı: CHP memleketteki her partiyle konuşabilen tek parti
05.09.2015 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/10 29 Kasım 1987 Genel Seçimleri: İnci Baba nasıl milletvekili seçilemedi?
05.09.2015 Ahmet İnsel: Kürt fobisi nedeniyle demokratik özerklik kavramı şeytanlaştırıldı
03.09.2015 “Seçimden çıkan sonucu sindiremediler” Batman Çağdaş'tan Yunus Arslan'ın sorularına cevaplar
02.09.2015 SP ve BBP yeni müttefikler arıyor
01.09.2015 Genel Yayın Yönetmeni İvo Molinas Yahudi cemaatinin gazetesi Şalom’u anlatıyor
27.08.2015 "Halk medyanın gerçekleri yansıtmadığını düşünüyor" gazeteciler.com'dan Bülent Tellan'ın sorularına cevaplar
26.08.2015 "Erdoğan kumar oynadı ve kaybetti" Haberdar'dan Said Sefa'nın sorularına cevaplar
24.08.2015 Tekrar seçime doğru Türkiye: Periscope üzerinden ilk canlı açık oturum
20.08.2015 “Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na tekrar aday olmasını engel olan maddeyi Erdoğan koydurdu”-Ahmet Sever