“Kürt sokağı” diken üstünde

30.01.2026 medyascope.tv

30 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. "Kürt sokağı" lafı çok yerleşmiş bir laf değil, tamlama değil ama önümüzdeki günlerde sıklıkla karşımıza çıkacağa benziyor. Şimdiden zaten başladı. Aslında bu laf, bu kavram "Arap sokağı" olarak çok kullanılan bir kavramdı. Arap sokağı dendiği zaman yıllardır, yani İkinci Dünya Savaşı sonrasında özellikle rejimlerden farklı olarak halkı, kamuoyunu tanımlamak için kullanılan bir kavramdı. Arap sokağı derken tabii ki ilk akla gelen ülkeler Mısır, Suriye'ydi ama bütün bir Arap coğrafyası da ima ediliyordu. Bir Arap milliyetçiliği kavramından hareketle ‘‘Arap sokağı’’, ‘‘Arap sokağının nabzını tutmak’’ gibi sözler hem gazetecilikte hem sosyal bilimlerde bayağı önemliydi.
Şimdi dönem dönem ‘‘Kürt sokağı’’ dendiği de oldu ama herhalde bugünden sonra çok daha fazla buna tanık olacağız. Çünkü Kürt sokağı derken bir kere Arap sokağında olduğu gibi tek bir ülkeyi kastetmiyoruz. Birden fazla ülkeyi kastediyoruz; başta tabii ki Türkiye ama Irak ama İran ama Suriye ve çok önemli bir sayı oluşturan diaspora, Avrupa'da özellikle çok var ama Amerika Birleşik Devletleri, Kanada'da da varlar. Körfez ülkelerinde de varlar. Kürtler dağılmış bir durumda. Bunların önemli bir kısmı ekonomik ama hatırı sayılır bir bölümü de siyasi nedenlerle.
Şimdi ‘‘Kürt sokağı’’ kavramı niye karşımıza çıkıyor? Suriye'de yaşananlardan sonra karşımıza çıkıyor. Suriye bir efsaneye dönüşmüş gibiydi Kürtler için. Kürtlerin sayıca en az olduğu ama statü olarak en güçlü olduğu, her ne kadar bu de facto bir statü olsa da Suriye İç Savaşı'ndan itibaren bir tür özerk yönetimin olduğu ve Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın ötesinde geniş alanlara gittiği ve orada Arap kabileleriyle de iş birliği yaptığı gibi böyle bir efsane vardı. Rojava efsanesi vardı. Ve bu efsanenin altında da esas olarak IŞİD'le mücadele ve ABD başta olmak üzere Batı'nın Kürtlerin yanında olması, onu bir tür stratejik müttefik olarak görmesi vardı ve bu efsane yıkıldı. Bu efsanenin yıkılmasının değişik boyutları var ve Kürt sokağı için bu boyutların hepsinin birer anlamı var.
Bir kere öncelikle, ki Vahap Coşkun geçen Serbestiyet'teki ‘‘Üç kırılma’’ yazısında bunları çok güzel anlatmıştı; tekrar tavsiye ederim. Bunlardan birisi Rojava efsanesinin kırılması meselesi. Yani orası aslında tamamen konjonktürel bir olaymış, bir tarihi olay değilmiş; bunu gördük. Bir diğeri tabii ki Batı'nın kendilerini yalnız bıraktığı duygusu. Bu daha önce de yaşanan ama bir şekilde bittiği düşünülen bir olaydı. Bununla bir kere daha yüzleştiler. Sadece Batı değil mesela Putin'in de Ahmed eş-Şara'ya gösterdiği ilgi ve Suriye'nin toprak bütünlüğü hakkında söyledikleri – ki Ankara'nın söylediklerinden farklı bir yanı yok – o ayrı bir olay oldu.
Ama bir diğer olay da özellikle Türkiye söz konusu olduğu zaman ne yaşıyorduk? Türkiye'de bir kardeşlik, yeniden kardeşlik inşası meselesi vardı. Türk, Kürt ve hatta Arap kardeşliği iddiası vardı. 16 aydır bunu yaşıyoruz. En olmayacak kişi, Devlet Bahçeli el uzatıyor, Öcalan bir anlamda devlet nezdinde meşrulaştırılıyor. Komisyonlar kuruluyor; şu oluyor, bu oluyor ve ‘‘kardeşliğin tesisi, iç cephenin tahkimi’’ derken birdenbire kardeşlikten geriye çok da fazla bir şey kalmadığı düşüncesi Kürt sokağında çok ciddi bir şekilde gündeme gelmeye başladı.
‘‘Kardeş kardeşe bunu yapar mı? Ya da, biz kardeşsek Suriye'deki Kürtler de sizin kardeşiniz değil mi? Niye onları böyle zor durumda bıraktınız?’’ şeklinde gidecek bir yığın anlatı söz konusu ve burada çok ciddi bir kırılma var. Zaten sürecin başından itibaren ben birçok kez bölgeye, Diyarbakır başta olmak üzere gittim. Çok sayıda Kürt'le, siyasetçi, aydın, araştırmacıyla konuştum. Hepsinin söylediği bir iyimserlik ama temkinli bir iyimserlik vardı; çünkü güvenmiyorlardı.
Kime güvenmiyorlardı? Devlete güvenmiyorlardı. Şimdi buna çok daha önemli bir şey çıktı; devletin dışında Türk kamuoyuna güvenmemek meselesi var. Yani ‘‘Kürt sokağı’’, ‘‘Türk sokağı’’ meselesi var. Suriye'de verilen sınavlar var. Suriye'de yaşananlardan büyük mutluluk duyan ve bu mutluluğu dile getirmenin ‘‘Kürt kardeşlerinde’’ ne yaratacağını düşünmeden, hatta düşünmeden demeyelim birçokları için bile bile bu mutluluğu dile getiren ve bunun üzerinden bir Kürt düşmanlığı demesek bile "Ya bu Kürtler de o kadar da abartıldığı kadar değilmiş, işte Suriye'de gördük" şeklinde özetlenebilecek bir yaklaşım var ve bütün bunlar çok ciddi kırılmalara yol açıyor.
Yani bu kardeşlik meselesinde, ‘‘Hani kardeştik’’ diye başlayan sorulara karşı tarafın verdiği cevap ‘‘Tabii kardeşiz ama orada bizim derdimiz Kürtlerle değil terörle’’ diyorlar. Terör dedikleri SDG ya da YPG. YPG dedikleri, PKK'nın Suriye'de inşa ettiği yapı. PKK dedikleri, kurucu önderiyle çok büyük müzakerelerini yürüttükleri yapı. Yani neresinden bakarsanız tutmuyor. Yani siz PKK'yı artık terör olarak anmazken birdenbire onun türevi olan bir yapı üzerinden terörle mücadele... Ve terörle mücadeleyi kiminle yapıyorsunuz? Düne kadar terörist olduğu için üzerine ödüller konmuş birisiyle yapıyorsunuz, gibi giden bir sürü şey ve dolayısıyla ortada çok ciddi bir sıkıntı var.
Bu sıkıntıyı kim nasıl giderecek? Özellikle ülkeyi yönetenlerin bunu görüp tedbir alması ya da ‘‘hâlâ Türkiye'de bir süreç var’’ diyen ya da olsun isteyenlerin çözüm üretmesi gerekir. Şu haliyle baktığımda devlet katında Bahçeli'nin birtakım küçük çaplı hamleleri dışında pek bir şey görmüyorum ama buna karşılık CHP'nin, özellikle Özgür Özel'in bu konuda çok daha dikkat çekici bir şekilde Kürt sokağının hassasiyetlerini gözeten bir tutum aldığını gözlüyorum. Nitekim yarın İstanbul'da çok büyük bir konferans düzenliyorlar tam da bu konuyla ilgili. Şu haliyle bakıldığı zaman hani o çok meşhur "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" sloganının Kürt sokağına da bir şekilde taşınmakta olduğunu görüyoruz.
Evet, bugünün ithafına gelelim. Bugünün ithafı dün yaptığım çok büyük bir gaf nedeniyle. Dün Charlotte Rampling'den bahsettim ve ne dedim? ‘‘1946 doğumlu, maşallah 90 yaşında’’ dedim. Sonra ‘‘Ne yapıyorum ben? Ben bu kadar mı kötüyüm matematikte? 80 tabii.’’ dedim. Ama bu arada izleyicilerimizden maşallah YouTube'da bir yığın ‘‘90 değil 80’’ diye cevaplar geldi. Evet, haklısınız. Ne deseniz haklısınız. Dün stresli bir gündü benim için. Ama bu beni çok eski günlere götürdü. Karşıma çıkan çok sevdiğim öğretmenlerim oldu. Bunlardan bir tanesi Galatasaray Lisesi'nde ortaokuldayken gelen matematik hocamız Leyla Hanım, Leyla Gürsel. Leyla Gürsel soyadından hareketle... Evet, Leyla Hanım’ın gençlik zamanları. Eşi Fransızca öğretmeni, kendisi matematik öğretmeni. İki çocukları var; çocuklarını söyleyince ikisini de bir şekilde bileceksiniz. Birisi Nedim Gürsel, birisi Seyfettin Gürsel. Nedim Gürsel, Fransa'ya yerleşmiş büyük edebiyatçımız. Seyfettin Gürsel, büyük ekonomist, profesör Seyfettin Gürsel.
İki çocuk yetiştiriyorlar ama baba, Orhan olması lazım, erken yaşta hayatını kaybediyor. Onun Fransızcadan çevirileri var ama esas olarak Leyla Hanım'ın da Fransa'dan çok sayıda çevirisi var. Bu Nedim'in, Nedim Gürsel'in annesine yazdığı mektupların kapağı. Biz Leyla Hanım'ı okulda tanıdığımızda hiç gözlerini görmedik çünkü gözlerinde bir rahatsızlık vardı ve çok kalın gözlükler takardı. Ve inanmayacaksınız ama sınıfta, bizim sınıfta en azından, en sevdiği öğrenci bendim. Çünkü diğer derslerde değil ama matematikte çok iyiydim. Birçok şeyi anlattırmak için beni tahtaya çıkartırdı. Leyla Hanım'dan sonra Hilal Hoca geldi, o da çok parlak.
Normalde lisede bu tür dersleri — Fransızca bu dersler — Fransızlar verirdi ama Leyla Hanım, Hilal Hoca az sayıda ama çok pırlanta gibi hocalarımızdı. Başka derslere giren teknik hocalar da vardı ama matematikte peş peşe iki birbirinden farklı ama ikisi de çok iyi insandan ders almıştık. Leyla Hanım benim için hep çok özel bir hocaydı. Bir de tabii o gözlükleri... Çok az konuşurdu, sevgisini gösterirdi ama çok da şey yapmazdı, o anlamda cömert değildi. Ve onun sayesinde ben o sene matematikte çok başarılı oldum. Ertesi sene başarılı oldum ama lise 2'de matematikten sınıfta kaldım. Onun nedeni de tabii benim matematikten kopmam değil, benim okuldan kopup siyasete yoğunlaşmamdı. Neyse...
Leyla Hanım'ı rahmetle anıyorum, şükranla anıyorum. Sadece bir öğretmen değil, matematik öğretmeni değil, aynı zamanda bir entelektüeldi. Kitapları hâlâ piyasada var, çocukları onun adını hep yaşatıyorlar. Ve Hilal Hoca'yla beraber hepsine kalbimde yer var. Ama bu demek değildir ki matematikte hata yapmaya devam etmeyeceğim. Artık belli bir şeyden sonra, yaş ilerledikten sonra böyle şeyler oluyor. Evet, Charlotte Rampling'den de özür dileyelim; 90 değil 80 yaşında. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.02.2026 Yeni “Yeşil Kuşak Projesi”
01.02.2026 "Kent uzlaşısı" zulmü
31.01.2026 Yeniden: Mazlum Abdi realitesi
30.01.2026 “Kürt sokağı” diken üstünde
29.01.2026 Hakkınızı helal ediyor musunuz?
28.01.2026 “İç cepheyi tahrip süreci”
27.01.2026 “Biraz da siyaset konuşalım!”
26.01.2026 “Kürtlerin acısı, Türklerin zaferi”
25.01.2026 Kürtler için hasar tespit raporu
25.01.2026 Öcalan’ın liderliği sarsılıyor
01.02.2026 Yeni “Yeşil Kuşak Projesi”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı