Peki Batı'daki Kürtler ne olacak?

20.12.2012 Vatan

Turgut Özal ile bir kez karşılaştım, o da Türkiye'de değil. Vefatından önceki son ABD gezisinin New York ayağında, Columbia Üniversitesi'nde bir konuşma yapacaktı. O sırada aynı üniversitede doktora yapan lise arkadaşım Hakan Yılmaz ve eşi Arzu Öztürkmen ile birlikte gittik. Özal'ın konuşmasından aklımda Amerikalı bir dinleyiciyle arasında geçen şu diyalog kaldı:
Dinleyici: Kürt sorununu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?
Özal: Biliyor musunuz, Kürtlerin en az yarısı Türkiye'nin batısında yaşıyor.
Dinleyici: Peki geri kalan yarısı ne olacak?
Özal: Onlar da Batı'ya gelecek!

Artniyetli bir soru

Özal'ın Kürt sorunu ve dolayısıyla bunun çözümü diye bir derdi olmadığı için bu kaçamak cevapları vermiş olduğunu o gün de düşünmemiştim, bugün de düşünmüyorum. Zaten üniversitedeki toplantıyı izleyenlerin çoğu da Özal'ın cevaplarının altında bir çaresizlik yattığını anlamış olmalılar ki Kürt sorunundan hareketle üzerine gitmediler. 
Ancak ülkemizde çok kişinin Kürt sorunuyla yüzleşmeden kaçınmak ve/veya bunun çözümüne yanaşmamak için sıklıkla "Batı'daki Kürtler" olgusunu kullandıklarını biliyoruz. Örneğin Kürtlerin siyasi talepleri ve buna bağlı olarak gelecekteki statüleri üzerine yapılan tartışmaların çoğunda başlığa çıkardığımız "Peki Batı'daki Kürtler ne olacak?" sorusu ortaya atılır. Bu soruyla, her türlü yeni statüko önerisinin Kürtlerin en az yarısının ülkenin batısında yaşaması gerçekliği yüzünden mümkün olmadığı kanıtlanmak istenir. Sonuçta sorunun çözümünü kolaylaştırmayı değil de zorlaştırmak, hatta imkansızlaştırmayı hedeflediği için bu kesinlikle artniyetli bir sorudur.

Birkaç gözlem

Ancak, genellikle artniyetle ortaya atılıyor olması, bu sorunun sahici ve hayati olduğu gerçeğini gölgeleyemez. Yani Kürt sorununun çözümünü istiyorsak bu soruya muhakkak bir cevap bulmamız gerekecek. Şahsen bu cevaba sahip değilim, ama özgür ve eşit bir diyalog ve tartışma ortamında en çetrefil soruların cevabını, sorunların çözümünü bulmak pekala mümkündür. Öte yandan kesin bir cevabımın olmaması "Batı'daki Kürtler" hakkında bazı bilgi ve gözlemlerimi paylaşmama engel değil:
1) Irak, İran ve Suriye'de Kürtler büyük ölçüde kendi topraklarında yaşar ve diğer etnik gruplarla içiçelikleri çok düşük düzeydeyken Türkiye'de tam tersi bir durum söz konusu;
2) Ülkenin batısında yaşayan Kürtlerin bir bölümünün "orta sınıf", hatta bazılarının "üst sınıf" kategorisine terfi etmiş olması mevcut sistemin bir başarısı olarak algılandı ve (zaten olmadığı düşünülen) Kürt sorununun bu tür ekonomik ve toplumsal entegrasyonla önlenebileceği/çözülebileceği düşünüldü;
3) Güneydoğu'da bazı seçim bölgelerinde çok başarılı sonuçlar elde eden Kürt partileri Batı'daki Kürtlere ulaşmakta uzun bir süre zorluk çektiler;
4) 1990'larda Refah Partisi, ardından Fazilet Partisi ve AKP'nin büyükşehirlerde elde etmiş oldukları başarının ardında özellikle yoksul Kürtlerin güvenini kazanmış olmalarının rolü büyüktü;
5) Batı'daki Kürtlerin ciddi bir bölümünün sisteme entegrasyonunu, özellikle ülkeyi yönetenler yanlış bir şekilde "asimilasyon" şeklinde okudular. Ne var ki Batı'daki Kürtlerin hatırı sayılır bir bölümünün, sistemden ne ölçüde pay alırlarsa alsınlar Kürtlüklerini unutmadıklarını bariz bir şekilde görüyoruz. İlginçtir içlerinden birçoğu Kürt kimliklerini sahiplenmek ve Kürt siyasi hareketine yakınlaşmakla birlikte hâlâ AKP ve CHP'den tam olarak umudu kesmiş değil. Fakat bu iki partinin Kürt sorunundaki mevcut söylemlerini muhafaza etmeleri halinde bu kişileri de kaybetmeleri kuvvetle muhtemeldir.
Pazar günü çıkan  Artık bana kardeşim deme!  başlıklı yazım için "bu kadar hassas, dolayısıyla tehlikeli bir konuyu keşke kurcalamasaydınız!" diyen okurlar oldu. Bugünkü yazının da benzer bir akıbeti olabilir. Yapacak bir şey yok, çünkü Kürt sorununu ne yapıp edip kalıcı bir şekilde çözmemiz şart ve çözüm için de bu tür zor ve hassas konuları konuşup tartışmamız zaruri.





Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
14.02.2020 Haftaya Bakış (1): Bahçeli’nin savaş çağrısı & FETÖ’nün siyasi ayağı
11.02.2020 Bahçeli’nin savaş çağrısı karşılık bulur mu?
10.02.2020 Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile özel yayın
10.02.2020 Erdoğan, Başbuğ’un yol açtığı krizi çözebilecek mi?
08.02.2020 CHP’nin CNN Türk boykotu ne anlama geliyor?
07.02.2020 Erdoğan-İlker Başbuğ kavgası: Aslında neler oluyor?
06.02.2020 Türkiye’nin durumu: Otoritesiz otoriterlik
05.02.2020 Geçmişten günümüze “FETÖ’nün siyasi ayağı”
04.02.2020 Erdoğan Putin’i karşısına alabilir mi?
04.02.2020 Bitmeyen fiyasko: Ankara’nın Suriye politikası
14.02.2020 Haftaya Bakış (1): Bahçeli’nin savaş çağrısı & FETÖ’nün siyasi ayağı
10.01.2020 Le journalisme «natif et national » en Turquie
08.01.2020 How can the left in Turkey, end the supremacy of the right?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı