Savaş uzadıkça Türkiye için riskler artıyor

08.03.2026 medyascope.tv

8 Mart 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. İran Savaşı'nın 9. günündeyiz. Ne zaman biteceğini bilemiyoruz. Uzayacağa benziyor. Uzadığı müddetçe de sorunlar artacağa benziyor. İlk andan itibaren bu savaşın bir şekilde Türkiye'nin hayrına olabileceğini düşünenler vardı Türkiye'de. Çünkü çok basit bir mantıkla İran bölgede Türkiye'nin en güçlü rakiplerinden birisiydi ve İran'ın başına gelecek olan bir sorun, onun doğuracağı boşluk Türkiye tarafından pekâlâ doldurulabilirdi. Hatta kimileri İran'daki Azerbaycanlı nüfus üzerinden de birtakım hesaplar yaptılar. Ama ilk andan itibaren Ankara bu savaşın çok da Türkiye'nin hayrına olmadığını saptayarak, ki isabetli bir saptama, olabildiğince mesafeli kalmaya çalıştı. Ama bu zor. Mesafeli kalmak, nötr kalmak çok kolay olmayabilir. Bugün için 9 gün boyunca, 9. güne girdik, bir şekilde bunu yapabildi Ankara ama çok ciddi sorunlar da yaşadı. Örneğin Türkiye üzerine, Türkiye'ye yöneldiği söylenip NATO güçleri tarafından havada indirilen roket meselesi hâlâ belirsiz. Bunu İran mı yolladı yoksa bir sahte bayrak operasyonu mu? Sahte bayrak ne demek? Yani İran yapmış gibi gösterip Türkiye'yi İran'a karşı kanalize etmek mi? Her hâlükârda burada Türkiye çok zorlandı. Olabildiğince sorunsuz bir şekilde bunu çözmeye çalıştı. Çözmüş gibi görünüyor. Ama öte yandan Azerbaycan'a yönelik olan bir saldırıda, Nahçıvan'a yönelik İHA saldırılarında başka bir şey oldu. Azerbaycan çok net bir şekilde İran'a tavır aldı ve burada bir başka krize tanık olduk: Türkiye ile Azerbaycan arasında bir sorun. Bu devletler katında yaşanmıyor ama toplumda bu çok ciddi bir şekilde yavaş yavaş iktidara yakın çevrelerde de kendini gösteriyor.
Biliyoruz ki Azerbaycan aslında bölgede İsrail'in stratejik bir müttefiki. Öteden beri öyle. Çok yakın ilişkileri var. Çok ciddi alışverişleri var. Türkiye hep bunu biliyor ama görmezden geliyordu. Bu son olayda Azerbaycan'ın İran karşıtı bir pozisyon alması, en son Azerbaycan Genelkurmay Başkanı İsrail mevkidaşıyla görüştü ya da İsrail Savunma Bakanıyla görüştü; bu ilişkiler Türkiye'de bir rahatsızlık yaratıyor. Bu mesela Türkiye'ye yönelik bir fatura ve İran savaşı Türkiye'nin Azerbaycan'la olan ilişkilerini tehdit ediyor. Bu aynı zamanda Türkiye'nin NATO ile ilişkilerini de tehdit ediyor. Çünkü bir aşamadan sonra NATO devreye girebilir, girmek isteyebilir ve Türkiye'ye de bu anlamda birtakım yükümlülükler gelebilir. Şu aşamada henüz yok ama böyle bir riskin olduğunu da özellikle söylemek lazım. Ama en önemli risk tabii ki insani boyutta. Savaşın tırmanması durumunda çok ciddi, Suriye'dekinden daha kötü olabilecek bir göç dalgası Türkiye'ye olabilir. Bunu hiç akıldan çıkarmamak lazım. Hem Azerbaycan Türklerinden hem Kürtlerden hem diğer İran vatandaşlarından Türkiye'ye gelmek isteyecekler. Çok geniş bir sınırımız var İran'la biliyorsunuz ve çok da mümkün girebilmek Türkiye'ye. Bu çok ciddi bir şekilde söz konusu olabilir.
Bir diğer mesele tabii ki ekonomik; petrol fiyatları, enerji fiyatları, enerji tedariki gibi konularda çok ciddi sorunlar yaşanmaya başlandı. Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığı zaten ortada. Bunun faturası zaten ekonomik bir kriz yaşayan Türkiye'yi çok zorlayacak. Bir diğer husus da, unutmayalım, Türkiye son dönemde Körfez ülkeleriyle çok ciddi ilişkiler geliştirdi. Bir ara çatışmalıydı, kavgalıydı ama mecbur kaldı Erdoğan ve ilişkileri düzenledi. Körfez'le bu ilişkilerin çok ciddi bir şekilde sekteye uğraması ihtimali var. Çünkü İran saldırıları nedeniyle Körfez ülkeleri ayrı ayrı birtakım sorunlar yaşıyorlar. Finansal sorunlar yaşıyorlar. Birtakım enerji kaynaklarına yönelik saldırıların hasarlarını telafi etmekte zorlanıyorlar. Bunun bir diğer boyutu da unutmamak lazım, Suriye. Çünkü Suriye'nin yeniden inşası gibi bir olay söz konusu ve Türkiye buna da angaje olmuş durumda. Eş-Şara yönetimini orada iyice güçlendirmek için Suriye'ye bir tür para akışı, sermaye akışı gerekiyor ve gözler esas olarak Körfez'e çevrilmişti. Ama bu yaşananlar Körfez ülkelerinin Suriye'ye yönelik ilgilerini ya da onlara yönelik birtakım yatırımları ve hatta hibeleri büyük ölçüde sekteye uğratabilir. Bunu özellikle akılda tutmak lazım. Ama bir diğer sorun çoktan gündeme geldi. İşte ne oldu? Dün CNN International bir Kürdistan haritası yayınladı. Hemen Türkiye'de İletişim Başkanlığı açıklama yapmak zorunda kaldı. Çünkü İran kriziyle beraber, İran savaşıyla beraber Kürtler gündeme geldi. ‘‘Kürtler savaşacak. Kürtler İsrail ve ABD ile birlikte savaşabilir. Zamanında Irak'ta Kürtlere savaş zamanında sağlanan imkan, özerk yönetim veya benzeri bir imkan İran Kürtlerine verilebilir’’ yolundaki birtakım öngörüler, tahminler, öneriler, artık ne derseniz deyin, analizler Türkiye'yi çok ciddi bir şekilde kaygılandırıyor. Birçok açıdan kaygılandırıyor. Bir kere bunun Kürtlerin yaşadığı tüm bölgeler olmasa bile önemli bölümü Türkiye sınırında. İran'da Kürtlerin içerisinde çok ciddi bir şekilde PKK yapılanması PJAK var. Ve tabii ki şu da var: Kürtlerin bir şekilde güçlenmesi ve İran'da bir statü elde edebilmesi gözleri Türkiye'ye çevrecek. Yani Irak'ta bir şekilde, İran'da bir şekilde, Suriye'de bir şekilde haklar kazanmış olan Kürtler Türkiye'de ne durumda? Ki en geniş Kürt nüfus Türkiye'de var.
Kürt sorunu başlı başına İran Savaşı'nda Türkiye'yi rahatsız eden bir husus. Şu anda dillendiriliyor ama çok öne çıkmadı. Yarın öbür gün gerçekten iddia edildiği gibi Kürtler bir kara savaşına ABD ve İsrail'le birlikte dahil olursa bunun Türkiye'ye çok ciddi yansımaları olacak. Bunun şimdiden işaretlerini alıyoruz. Sonuçta bu savaşın Türkiye'ye daha şimdiden çok ciddi bir faturası var. Türkiye'nin önüne çıkarttığı çok ciddi riskler var. Ve bu belirsizlik, bu istikrarsızlık Türkiye'nin önünü görmesini de çok zorlaştırıyor. Zaten Türkiye kendisi ekonomik, siyasi birçok açıdan kendi Kürt sorunuyla vesaire uğraşırken bir de bu olayla karşı karşıya ve tabii ki İran'da ABD ve İsrail'in istediği bir formül hayata geçerse, İsrail'in bölgede en önemli hasmını saf dışı bırakması halinde, etkisizleştirmesi halinde ortaya çıkacak olan yeni Orta Doğu dengesi Türkiye'yi hiçbir şekilde memnun etmeyecek. Türkiye'nin önünde bir şekilde İsrail'le ilişkilerini gözden geçirmek ve belki de bir yakınlaşma ile Trump'ın bu konuda bir çabaya girişmesi söz konusu olabilir. Bu da birçok şeyi, Türkiye'deki birçok dengeyi değiştirebilecek bir husus. Dolayısıyla bu savaşın tabii ki öncelikle İran'a çok ağır bir faturası var ama tıpkı Suriye'deki iç savaş gibi; Suriye'deki iç savaş tabii ki Suriye'yi öncelikle yok etti ama çok ciddi bir faturayı Türkiye'ye de yükledi. Diğer bölgedeki ülkelere de yükledi. Şimdi bu olay aynısı, daha güçlüsü. Çünkü Suriye ile İran kıyaslanamaz. İran birçok açıdan Suriye'nin kat kat üstünde; hem tarih açısından hem nüfus hem ekonomi, her şey açısından. Bunun faturası Türkiye'ye Suriye İç Savaşı'ndan çok daha fazla olur. Onun için Türkiye'nin bir an önce bu savaşın bitmesini ummaktan başka bir çaresi yok. Bu konuda kendisi bir şey yapabilir mi? Açıkçası hiç yani hiç demeyeyim ama pek bir şey yapabileceğini sanmıyorum. Neyse...
Bugünün ithafı bir büyük tiyatro insanına, Bertolt Brecht'e olsun. Bertolt Brecht benim Galatasaray Lisesi tiyatro kolunda daha orta 2'deydik, o zaman duyduğum birisiydi. Çünkü bizim tiyatro kolundaki abimiz Recep abi, Recep Övet, Brecht hayranıydı. Brecht'ten çok etkilenmişti ve bize hep bunu anlatıyordu. Hâlâ aklımdadır Brecht'in yabancılaştırma efekti, yabancılaştırma yöntemi ve oynadığımız oyunda ‘‘Pusuda’’ oyununda da bunu kullandığını söylemişti. Bir de tabii Brecht solcu birisi. Aslında Doğu Almanya'da ya da Demokratik Almanya'da hayatının son yıllarını orada geçirdi. Bir ara Amerika Birleşik Devletleri'ndeyken komünizme karşı mücadele kapsamında kara listeye alındı. Ama Brecht'in çok da böyle o tarihteki komünistler gibi, komünist yazarlar, çizerler gibi çok baskın birisi olduğunu söylemek mümkün değil. Siyasi olarak çok fazla kendini öne çıkartan birisi değil ama oyunlarıyla, aynı zamanda şair, oyunlarıyla bunu yapan birisi. Çok sayıda oyunu var. Bunlardan bir tanesini biz de Galatasaray Lisesi'nde ayrıca oynamıştık. Daha sonra oynamıştık: ‘‘Demirin Fiyatı Kaça?’’ Onu oynamıştık. Ben de orada Göring rolündeydim. Çok ciddi bir savaş eleştirisiydi bu oyun. Zaten Brecht'in hayatı iki dünya savaşında geçmiş. Özellikle II. Dünya Savaşı sırasında ülkesinde yasaklanıp ülkesini terk etmek zorunda kalmış ve Avrupa'da ve sonra Sovyetler Birliği ve nihayet Amerika Birleşik Devletleri diye dünyanın dört bir tarafını dolaşarak hayatını yaşamış birisi. Savaştan çok çekmiş birisi. Savaş karşıtı bir büyük sanatçı. Öyle söyleyelim. Sanatçı diyorum ama öncelikle tiyatrocu, aynı zamanda şair. Ve bizim bir de şöyle bir şeyimiz var. 12 Eylül'de cezaevinde yatarken Hasdal'da bir oyun oynadık ama elimizde bir metin yoktu. Arkadaşlarımızdan birisi Brecht'in bir oyunu diye bir şeyleri aklında kaldığı kadarıyla sahnelemişti. Beraber yapmıştık. Brecht'in bize cezaevi günlerinde Hasdal'da böyle de bir katkısı olmuştur. Brecht 1956 yılında ölmüş ama hâlâ adı geçen, sinemaya da çok etkisi olmuş ama esas olarak tiyatroda çok etkili olmuş, unutulması mümkün olmayan bir büyük sanatçı. Kendisini saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
08.03.2026 Bağımsız Kürdistan kapıda mı?
08.03.2026 Savaş uzadıkça Türkiye için riskler artıyor
07.03.2026 İran savaşında kimi destekliyorsunuz?
06.03.2026 İran’da gözler Kürtlerin üzerinde
05.03.2026 İç cepheyi böyle mi tahkim edeceksiniz?
03.03.2026 Hafta Başı (72): İran savaşı ne kadar sürer? Türkiye ne yapabilir?
03.03.2026 Türkiye savaşın neresinde?
01.03.2026 İranlı spiker Hamaney ile birlikte rejimin de öldüğünü tüm dünyaya duyurmuş oldu
01.03.2026 “Cübbeli’nin acil olarak laikliğe ihtiyacı var”
28.02.2026 Öcalan'dan buraya kadar
08.03.2026 Bağımsız Kürdistan kapıda mı?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı