“Seçimden çıkan sonucu sindiremediler” Batman Çağdaş'tan Yunus Arslan'ın sorularına cevaplar

03.09.2015 batmancagdas.com

Kürt siyasi hareketi konusunda yetkin bir isim olan Ruşen Çakır ile daha önce 'Çözüm Süreci' üzerine röportaj gerçekleştirmiştik. Bu kez 7 Haziran sonrası Türkiye’nin son durumu ile ‘Erken seçim’ kararıyla ilgili Habertürk binasında Çakır’la bir araya geldik.
YUNUS ARSLAN
 
-7 Haziran'da gerçekleşen seçimde halk ne söyledi, partiler bundan ne sonuç çıkardı?
Seçim sonuçlarına baktığımız zaman karşımızda iki büyük sonuç var. Birincisi Ak Parti tek başına iktidar olmaması, ikincisi HDP'nin barajı net bir şekilde aşması ve hatta MHP ile eşit sayıda milletvekili çıkarmış olmasıdır. Bu iki sonuç devrim niteliğindedir. Buradaki en önemli mesaj; Kürtlerin artık merkeze gelme iradesini net bir şekilde göstermiş olmalarıdır. Seçimin kaderini büyük ölçüde, daha önce Ak Parti'ye oy veren Kürt seçmeninin önemli bir bölümünün bu seçimde HDP'ye yönelmesi belirlemiştir. 'Seni Başkan Yaptırmayacağız' sloganının büyük bir etkisi olmuş olabilir ama HDP'nin başarısının ardındaki esas neden Kürt seçmenin çoğunluğunun desteğini arkasına almasıdır. Ama bu mesajın gereğinin yerine getirilmediğini düşünüyorum, o zamandan bu zamana yaşananlara baktığımızda seçimin en büyük galibi olan HDP dışlanmak ve Ak Parti'nin tek başına iktidar olamayacağı gerçeğinin üstü örtülmek istendi, koalisyon kurulmadı ve bir şans daha denemek adına erken seçim kararı alındı ve bu büyük ölçüde Cumhurbaşkanı Erdoğan gayretleriyle gerçekleşti. Şunu net bir şekilde söyleyebiliriz; İktidar partisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimden çıkan sonucu içlerine sindiremediler ve bu nedenle seçimi tekrarlatıyorlar.

- Tam da bu noktada şunu sormak yerinde olacaktır, 8 Haziran sabahından itibaren erken seçim planı hazır mıydı? Yoksa süre gelen olaylar çerçevesinde mi erken seçimle karşı karşıyayız?
8 Haziran sabahından itibaren erken seçim planının hazır olduğunu sanmıyorum ama...

- Fakat iktidara yakın medyaya baktığımız zaman sanki bu bir planlanmış durum gibi gözüküyor?
Biliyorsun ki erken seçimden ilk söz eden 7 Haziran gecesi Devlet Bahçeli'dir. Erdoğan bir müddet ortada görünmedi ve Deniz Baykal ile beraber çıktı ortaya. Daha sonra da koalisyon görüşmeleri yapılmadan sürekli olarak ‘koalisyon olmayacak, olmasa millete gideriz’ gibi söylemlerde bulundu. Belli ki bunu işledi ama ben o dönemlerde bunun pek inandırıcı olmayacağını düşünüyordum. Yeniden seçim yapılırsa bir şeyin değişmeyeceğini dolayısıyla bunun olsa olsa blöf olacağını düşündüm. Yani bunu koalisyon görüşmelerinde Ak Parti'nin elini güçlendirmeye yönelik hareket olarak görüyordum ama sonra öyle olmadığı ortaya çıktı. Bence çok büyük bir yanlış yapıyorlar ama bir bildikleri vardır herhalde.

- Bu bağlamda erken seçimden pek beklentiniz yok o zaman?
Belki HDP oyunu daha da artıracaktır, Ak Parti'nin durumu belirsiz şu an. Fakat MHP ve CHP'de çok büyük hareketlenmeler olacağını sanmıyorum.

- Peki, 1 Kasım sonrası Ak Parti tek başına iktidar parti olma durumunu devam ettiremezse ne gibi durumlar gerçekleşecektir?
Bu sefer artık bir üçüncü seçim yapamayacakları için koalisyon kurmak zorunda kalacaktır. Türkiye normalde 7 Haziran'dan sonra yapması gerekeni  1 Kasım'dan sonra yapacak ve bu arada da bayağı bir enerjisini, imkanını harcayacak. Seçim atmosferiyle biliyorsun ki birçok şey duruyor, ekonomi olumsuz etkileniyor. Eğer sonuçlar 3 aşağı 5 yukarı aynı çıkarsa boşu boşuna gereksiz bir şey yapıldığı gibi çok masraflı bir şey yapılmış olacak. Ve tabii bir de Ak Parti oyunu azaltırsa bu defa tam bir hüsran olur ve çok daha fazla zor durumda kalırlar.

- Sizinle önceki röportajımızda ''Türkiye'de 80'li yıllardan itibaren kim Kürt sorununu çözme iddiasıyla ortaya çıktıysa önce iktidara geldi sonra da çözemeyeceği anlaşılınca da yollandı'' demiştiniz. Peki şu an Ak Parti bu söylem doğrultusunda mı?
Eğer Ak Parti tekrar Kürt sorununu çözme rotasına inandırıcı bir şekilde geri dönmezse diğer partilerin başına gelen onun da başına gelir. Türkiye'de her şeyi belirleyen, eninde sonunda büyük ölçüde Kürt meselesi oluyor. Dolayısıyla 28 Şubat'taki toplantının ardından (O büyük tarihi fotoğraf) Cumhurbaşkanının hayata soktuğu strateji değişikliği Ak Parti’ye çok kötü zarara yol açtı. Tüm Türkiye'ye zararı oldu bu durumun. Çözüm süreci durdu, ardından PKK çatışmalı sürece geçiş yaptı ve Türkiye kötü günler yaşıyor.  Cumhurbaşkanı Erdoğan eğer tekrar kabaca 'Analar ağlamasın' çizgisine gelmezse bir daha toparlanmaları mümkün olmayacaktır.

- Bu denli karşılıklı sert sözlerin kullanılmasının ardından çözüm süreci devam edecekse, yine Öcalan merkezli mi olacak?
Meclis merkezli devam eder. Artık ne de olsa güçlü bir HDP var. Meclis merkezli ama Öcalan'ı dışlamayan bir çizgide olunacaktır.

- Peki huzur bağlamında baktığımız zaman Ak Parti ve HDP çözüm sürecinin muhatapları buna bağlı olarak 7 Haziran seçimi öncesi kısmi huzur vardı; fakat seçim sonrasında ortalık karıştı ve halk bundan memnun değil, bu sebeple erken seçimde halk bu huzurun olmadığı ortamda kime ceza verecek, kim yara alacaktır?
Bunu ölçmek çok kolay değil. İddia ediliyor ki Erdoğan'ın, şiddetin tırmanmasıyla HDP'nin oylarını azalmasını hesaplıyor; fakat son şehit cenazelerinde verilen tepkilere baktığımızda hiç de öyle olmadığı görülüyor. Tam tersine cenazeler siyasi iktidara yönelik tepki alanı olmaya başladı. En son Yarbay'ın çıkışı buna bir örnektir. Dolayısıyla böyle bir hesap varsa bile geçerli değil, tutmuyor demek ki. Şiddetin tırmanması, görülüyor ki Ak Parti’nin işine yaramıyor. HDP'nin işine de şiddet ortamı yaramaz, ilk kez HDP'ye oy verenlerin çoğu barışa inandıkları için oy verdiler ama barışın tekrar hayal olacağı noktasına gelirse bu yollarından vazgeçebilirler. Eğer Kandil seçim sürecinde silahları susturursa, çatışmasızlık durumu gerçekleşirse bu HDP için çok olumlu olur.

- Duran Kalkan'ın, “HDP yaptığı siyasetle hangi sorunu çözdü de, silah bırakma çağrısı yapıyor” sözleri dikkat çekici.  HDP Türkiye siyasetini belirlemede gerçekten de zayıf mı kalıyor?
Eğer 7 Haziran seçimlerinin gereği yapılsaydı HDP çok etkili olurdu. HDP grubu, kısa süreli meclisin açık olduğu dönemde aktifti. Eğer hükümet kurulsaydı  HDP'nin siyasette etkisini görecektik. HDP grubunun eline fırsat geçmedi, zaten tek bir defa meclis açık kaldı onda da HDP'liler damga vurdu. Bu nedenle Duran Kalkan'ın sözlerinin bir karşılığı yok. Kandil'den HDP'ye gelen eleştirilerin hakkaniyetli olduğunu düşünmüyorum.

- CHP 7 Haziran seçimlerinde 'Ekonomi modeli' ile öne çıktı. Bu erken seçimde nasıl bir yol izleyeceklerdir?
Kaldığı yerden devam eder. Yine sakin, özellikle 7 Haziran'dan bu güne yapıcı vaziyette ve bu şekilde yolunu izler sanıyorum.

- Bir parantez açacak olursak CHP, HDP'ye mesafe açıyor mu sizce?
HDP'ye daha da yakınlaşıyor. Ak Parti’nin ve MHP'nin HDP ile hiç görüşmemesine karşılık CHP diyalog halinde. Buna örnek verecek olursak Kılıçdaroğlu ve Eş başkanlar görüşmesini verebiliriz. CHP eskisine göre HDP'ye biraz daha yakınlaşıyor ama belirli bir mesafede. CHP bu süreçte yapabileceğini yaptı diyebiliriz.

- Peki, Kılıçdaroğlu'nu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cumhurbaşkanlığı seçiminde çatı adayı mevzusunda büyük bir hata yaptı. Yerel seçimde de hata yaptı, 17-25 Aralık olaylarında Gülen cemaatiyle pozisyon aldı. Hep başkalarının üzerinden siyaset yapmaya kalktı ve bu Kılıçdaroğlu'na beslenen umutları azalttı. Fakat Kılıçdaroğlu nihayet, partinin başına ilk geldiğinde ortaya atılan 'sakin güç' sloganına uygun bir çizgide ilerliyor ve daha etkili oluyor.

- MHP'den de söz edecek olursak, MHP nasıl bir politika izleyecek?
MHP'nin durumu çok karışık. Ne yapmak istediği bilinmiyor, geldiği yerden memnun mu kestirmek zor. Aslında genel olarak MHP bilinmeyen bir partidir ve çok eski bir harekettir, 40'lı yıllara giden bir mazisi vardır. Yani bu hareketi sadece 7 Haziran'dan bu yana ele almak doğru olmaz.

- Yalçın Akdoğan koalisyonun kurulmamasına yönelik Bahçeli'yi hedef gösterdi. Ne dersiniz?
Hayır, aslında onlar Bahçeli'nin Meclis başkanlığında olduğu gibi bir kıyak beklediler ve Bahçeli bunu yapmadı. Yani yeterince yardımcı oldu MHP. İzleyecekleri politikaya dönecek olursak bu kısa sürede ellerinde pek bir şey yok. Şehit cenazeleri ve terör konuşacaklardır. Bu kısa sürede ekonomi modeli yahut başka bir durum konuşacaklarını düşünmüyorum.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan, ''muhatabımız Kürt halkıdır'' diyor. Bahsedilen Kürt halkı kim sizce?
Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda Cumhurbaşkanını ve Başbakanı ayrı ayrı izledim. Geldiler orada HDP'yi Diyarbakırlılara şikayet ettiler ama çok az sayıda Diyarbakırlı vardı. Aynı yerde HDP mitingini izledim onların ikisinin toplamının birkaç katıydı. Sonuçta Ak Parti Diyarbakır'da yalnızca bir milletvekili çıkarabildi ve ben buna inanamadım. Olacak gibi değildi, siz bölgenin insanı olarak daha detaylı bilirsiniz mesela Batman'da Avrupa oyları endeksli bir milletvekili çıkarabildiler, yani bu olacak şey midir? Yani Kürt halkı belli bir yerden sonra size oy vermiyor. Bu rakamlar çok şey söylüyor. Oy kaymaları çok anlamlı ve hala sanki bundan bir ders çıkarmamış gibi görünüyorlar. Genel olarak şunu söylüyorlar, 'oy verenler yanlış yaptı, biz onları kazanacağız.'

- Barış, savaşanlar arasında yapılır. Erdoğan, PKK'yi neden dışlamaya çalışıyor?
Şu an öyle bir strateji izliyor. Fakat yarın böyle olacağının garantisi yok. Türkiye'de demokratik açılım, Oslo, sonra da İmralı süreçlerini yaptı bu parti. Yapmadığı veya bilmediği şey değil bu. O dönem yaptıkları açıklamalarla bu dönem arasında çok fark olabilir ama o dönemdeki yaptığı açıklamalara dönmeyecekleri anlamına gelmez bu. Eğer bu çizgide giderlerse, konuştuklarımızın başında da söylediğim gibi kendileri de etkisizleşirler. Tekrar müzakereye geçiş olursa toparlanırlar.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
21.02.2026 Yeni dinsel hareketler Türkiye’de niçin etkili olamıyor?
20.02.2026 Yine yeniden: Din elden gidiyor
19.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: CHP oyuna mı geldi?
19.02.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: TBMM komisyonu görevini yerine getirdi mi?
19.02.2026 Edgar Şar ile söyleşi: İktidarın hedefi iç cepheyi tahkim değil iç politik dengeyi değiştirme
19.02.2026 Rapor bitti, süreç sürüyor
18.02.2026 Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek giderse neler olur?
18.02.2026 “Liderler zirvesi” toplanır mı? Toplanırsa ne olur?
17.02.2026 Türkiye'de burjuvazi var mı? | Prof. Üstün Ergüder anlatıyor
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı