"Suriye'ye girilirse bu anında Türkiye'ye yansır" Yarın'dan Onur Toper'in sorularına cevaplar

15.07.2015 yarinhaber.net

Onur Toper

PYD'nin IŞİD'in kalesi olarak görülen Tel Abyad'ı ele geçirmesi ile birlikte Erdoğan sınırda başka bir devlet istemediğini açıkladı. Hemen ardından Suriye'ye savaş açıklamaları yapıldı. Sınırda tampon bölge oluşturmak için silahların taşındığı görüntüleri izlerken, uzun zamandır hem Suriye hem de Kürt sorunu üzerine araştırmalar yapan gazeteci Ruşen Çakır'a mikrofonumuzu uzatıyoruz.

IŞİD Kobane’ye saldırdı ve orada bomba patlattı. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce nasıl geldi IŞİD oraya?
Bu konuda değişik açıklamalar var. IŞİD’in birkaç yerden geldiği söyleniyor. Türkiye’den girdiği de söyleniyor ancak Türkiye bunu reddediyor. Burada ilginç olan yakalanan IŞİD üyelerinden üçünün Kobanê’li çıkmış olması, bu çok önemli. IŞİD’in sadece Türkiye’deki ve Irak’taki değil Suriye'deki Kürtlerden de destek bulabilen bir örgüt olduğunu gösteriyor. Kobanê’ye saldırmaları birçok açıdan önemli. Bir kere IŞİD Kobenê'de çok büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı. IŞİD orada çok büyük bir kuşatma yaptı ama ilk defa saldırdığı bir yerde başarılı olamadı. Bunun intikamını sürekli almak isteyeceklerdir. Kobanê’ye yapılan saldırı bir intikam saldırısıydı. Yani ‘size rahat vermeyeceğiz’ saldırısıydı. Sembolik bir önemi vardı. Bunu bir ölçüde de başarmış görünüyorlar. Büyük ihtimalle hedef şaşırtmak istemiş olabilirler ama şunu kabul etmek lazım; IŞİD çok güçlü, her an her yerde birşeyler yapabilecek güce, altyapıya, insan gücüne ve stratejiye sahip. YPG’nin bu konularda daha tedbirli davranacağını düşünürdüm. Belli ki IŞİD’i geriletme deneyimiyle bir rahatlamaya girmiş durumdalar. Bir yerden sonra IŞİD’in nereden nasıl geldiklerinin bir önemi kalmıyor. Bazı yerlerde uyuyan hücreleri de bulunabilir, yani içerden de saldırabilir. Bir yandan PYD ile de savaşıyor ama diğer muhalif gruplarla da savaştığı oluyor. Haseki olayında olduğu gibi rejimle de savaşıyor. Pek rejimle savaştığı olmamıştı ama sonuçta IŞİD orada özellikle Irak merkezinde varlığını korumak ve iki islam devletinde, yani Irak ve Suriye’de var olma iddiasını sürdürmek istiyor. Onun için IŞİD’den her türlü stratejik hamleyi beklemek gerçekçi olur.

IŞİD’in bu gücü nerden geliyor sizce?
IŞİD özellikle sosyal medya kullanımı anlamında çok güçlü. Orada profesyonel yönlerini gösteriyorlar. O anlamda amatörce yapılmış işler değil. Eylemleri, yaptıkları operasyonlar ya da yürüttükleri stratejiler de gayet başarılı genel hatlarıyla bakarsak. Her seferinde başarılı olamıyorlar ama sonuç olarak güçler dengesini belirlemek anlamında çok etkili olabiliyorlar. Mesela Irak Ordusu’ndan epey bir askeri malzeme elde ettiler. Bir yerlerden destek de alıyor olabilirler ama öncelikle Musul’u ele geçirdiklerinde elde ettikleri savaş imkanını Kobanê’de kullandılar zaten. Suriye Ordusu’ndan da mühimmat ele geçirdikleri biliniyor ya da yendikleri diğer muhalif güçlerden de ele geçiriyorlar. Bu arada tabii petrol satıyorlar, bir mali imkanları var. Şimdi Musul ve Irak’ı döndüren bir yapı var. Bir de insanlar bir artı değer katıyor. Çünkü IŞİD’e sadece savaşmaya değil orada yaşamaya giden dünyanın dört bir yanından insan var. Bunu hiç yabana atmamak lazım; onlar bir hareketlilik getiriyor örgüte. IŞİD’in çok dinamik bir yapısı var. Yani IŞİD’i diğer ülkelerin maşası olarak görme yaklaşımı hiçbir işe yaramaz. Hepsinin bir doğruluk payı olabilir ama sonuçta IŞİD ve benzeri yapıları başkalarının kurduğu yönde spekülasyonlar hep olur; bunlarda belli doğruluk payı olabilir ama biz bunu kanıtlayamayız. Önemli olan bu örgütün kendi ayakları üzerinde nasıl durduğudur. İnsanlar bu örgüte neden katılıyor? Şimdi Türkiye’de yaşayan biri eşini çocuklarını alıp "Amerika bir örgüt kurmuş, katılmak lazım" diye gitmez. O örgütte onu çeken bir şey olduğu için gider. El Kaide’nin başlattığı ve belli bir yerden sonra sürdüremediği küresel bir olayı, Irak ve Suriye’de devam ettiren bir yapı söz konusu. Dünyanın dört bir tarafında eskiden El Kaide ile ilişkide olan veya ona eğilim gösteren birçok radikal islamcı yapılanma şimdi IŞİD’e biat ediyor. Peki bu ne anlama geliyor? İlla ki onun talimatıyla bir şeyler yapıyor anlamında değil ama onun çevresine, onun etki alanına giriyor. Dolayısıyla IŞİD’i şunun bunun piyonu olarak görmenin bir yerden sonra olup bitenleri anlamaya hiçbir katkısı olmaz.

Tel Abyad orada PYD’nin eline geçti ve Erdoğan “Orada farklı bir devlet istemiyoruz” açıklamasında bulundu. Bunların  arasında bir bağlantı var mı sizce?
Tel Abyad yıllardır IŞİD’in denetimindeydi. IŞİD orayı stratejik bir üs olarak kullandı. Ticaret girişi, eleman girişi gibi ihtiyaçlarını karşılıyordu, kapıya da bayrağını astı. Türkiye hiçbir zaman buna açık bir rahatsızlık beyan etmedi. Ne zaman ki o bayrağın yerine YPG bayrağı geldi, kıyamet koptu. Ve hatta Sabah Gazetesi “YPG, IŞİD’den daha teklikeli” diye başlık attı. Burada PYD’yi IŞİD’le eşitlemenin de ötesinde bir durum var. Çok kabaca ‘IŞİD zaten kalamaz, birkaç ay sonra başarısızlığa uğrar, ama Kürtler oraya birşey yerleştirirse o toprağın insanları oldukları için, yani işgalci olmadıkları için o kalır' diye düşünüyorlar. Dolayısıyla Kürtlerin orada kuracağı bir gecekondu IŞİD’in orada dikeceği bir gökdelenden daha fazla göz korkutuyor. Kürtler başından beri biz bağımsız devlet kurmayacağız diyorlar, zaten Abdullah Öcalan’ın Demokratik Özerklik perspektifi ilk olarak Suriye’de esas olarak hayata geçiyor kantonlarla. Ama Türkiye bunu yine de çok ciddiye alıyor. Türkiye bunu istemiyor net bir şekilde, orada bu çizginin güçlenmesini istemiyor. Irak KDP’si yani Barzani çizgisindeki yapılar yarışabilse, dengeleyebilse belki bir şeylere razı olur ama bir süredir zaten devre dışı kalmış durumdalar yani PYD’ye karşı rekabet edemediler. PYD onları büyük ölçüde etkisizleştirdi. Böyle bir durumda da Türkiye PYD'yi olabildiğince engellemeye çalışıyor. Ama şöyle bir sorun var: PYD-YPG Suriye’de uluslararası koalisyonun yani Amerika Birleşik Devletleri’nin en önemli müttefiki. Bu bütün işleri karıştırıyor.

PYD de Türkiye’nin bu kadar sert bir tavır takınmasını istemiyor bir yandan değil mi?
Normalde PYD’nin beklediği Türkiye’nin PYD karşıtlığı gibi bir çizgide olmaması. Hatta daha ileri gidip IŞİD karşıtı bir çizgide olması. PYD’ye açık destek vermese bile PYD’yi kayırmasını, gözetmesini tabii ki istiyor ve bunun da çok normal olduğunu düşünüyor aslında. IŞİD ile Türkiye’nin ne alakası var? Ama PYD ile alakası var. Senin topraklarında bu kadar Kürt yaşarken ve bu insanların gönlü o insanlarlayken, sen onları kendine düşman bellediğin zaman kendi vatandaşını da bir nevi düşman bellemiş oluyorsun. Sonuç olarak bu normal ve olması gereken bir şey ama Ankara bu noktaya kolay kolay gelemeyecek. Kırmızı çizgilerin pembeleşmesi Irak Kürdistan’ı söz konusu olduğunda yıllar aldı. Özal’la başladı adım adım gelişti. Bunlar öyle bir-iki yılda olabilecek şeyler değil. Ama burada sorun şu: Bu geçiş sürecinde Kürtlerin kazanımlarını kaybetmesine yol açacak hamleler yapar mı Ankara? Herhalde bir şekilde Washington da dolaylı ya da doğrudan devreye giriyor çünkü onun PYD’ye ihtiyacı var Suriye’de. İşler biraz değişiyor, değişmeye başladı ama bu biraz zaman alacağa benziyor.

Sınırda bir tampon bölge kurulma hazırlığı var ve TSK ile bir gerilim olduğu söz konusu. Neden Ankara bu kadar aceleci davranıyor sizce?
Ankara’nın bir kaç tane motivasyonu var. IŞİD, Ankara’nın desteklediği muhalif güçleri zayıflatma yolunda çok ciddi adımlar atıyor. Aynı zamanda Ankara’nın desteklediği muhalifler bayağı bir başarı elde ettiler yakın zamanda Esad rejimine karşı, en son Halep’te olduğu gibi büyük hamleler yapmak istiyorlar. Ankara onları bu anlamda gözetmeyi düşünüyor. Bir de bu hamlelere bağlı olarak yaşanabilecek çok ciddi göç hareketleri olabilir, Halep’ten sonra olabileceği beklentisi var. Bir diğer nokta da, Kürt koridoru denen husus. Yani şu an da Cezire ile Kobanê bağlandı, Kobanê ile Afrin’in bağlanması durumu söz konusu. O aradaki bölgede çok ciddi bir Kürt nüfusunun yaşamadığı söyleniyor. Dolayısıyla bu çok şart da olmayabilir Kürtler için. Ama böyle bir beklenti var. Bir uçtan başlayıp Doğu’dan Batı’ya ya da Batı’dan Doğu’ya bütün Türkiye-Suriye sınırının PYD denetimine geçme ihtimali var ve bunu bir risk olarak görüyor Ankara. Dolayısıyla orada asker bulundurmanın muhakkak Kobanê ile Afrin’i bağlanma boyutuyla ilgisi vardır. Yani IŞİD için girersin ama PYD’nin de önünü kesersin. Bu yüzden Kürtler net bir şekilde ‘IŞİD bahane, bütün dertleri bizimle’ diyorlar. Ankara da "yok, biz PYD’yi muhatap alabiliriz ama bizim de beklentilerimiz var" şeklinde bir pazarlık kapısı açıyor. PYD’ye karşı medyada ve cumhurbaşkanının dilinde olan hasmane üslubu yumuşatma eğilimi gösteriyor hükümet. Ama Kürtler güvenmiyor ve haksız değiller. Şimdi işin içerisine bir İncirlik pazarlığı da eklendi. Şöyle bir hesap yapılıyor: Türkiye İncirlik’in kısıtlı kullanımını ABD’ye verecek, ondan da kendisi için güvenli bölge yaratmada destek alacak, hatta almak üzere... ABD’nin Suriye’de Kürtleri zor durumda bırakacağına çok emin değilim. Eğer birtakım şeylere göz yumarsa bunu mutlaka Kürtleri tedirgin etmeyecek şekilde garanti altına almak isteyecektir. Ama tabii bu yine de PYD bir devlet değil, daha rüşdünü yeni yeni ispat etmek durumunda olan bir parti sonuçta. Dolayısıyla işler karışık. Ancak Türkiye’nin Suriye’ye kolay kolay gireceğini düşünmüyorum, çok riskli hele girip de Suriye’deki Kürt kazanımlarının önünü tıkamaya yönelik bir şey yapacağını hiç sanmıyorum. Eğer öyle bir şey yaparsa bu anında Türkiye’ye yansır. 6-7 Ekim Kobanê olaylarından çok daha kötü sonuçlarla karşılaşılabilir.

Peki sizce seçim sonuçları Türkiye’deki söylemlerin keskinleşmesini arttırmış olabilir mi?
Mesela askerin tereddütü olabilir çünkü ortada hükümet yok. Asker AKP’nin tek başına iktidarı fiilen sürerken onun vereceği emirleri yerine getirdiği zaman yarın koalisyon olursa ne olacak? Bir şey yapılacaksa bile koalisyonu beklemek ister. Zaten yarınından endişe eden birçok bürokrat şu geçiş döneminde kritik hareketler yapmamaya çalışıyor. Bir de koalisyon olursa Suriye politikalarının hepsi bir ölçüde revize edilecektir. Diyelim ki CHP ile koalisyon yapıldı ve Dışişleri Bakanlığı’nı da CHP aldı. O zaman birçok şey değişmek zorunda kalacaktır. Bir diğer husus, seçim sonuçları çok net bir şekilde gösterdi ki artık Kürt’ler sistemin merkezinde. Siz onları daha fazla sistemin dışına atamazsınız. Atmaya kalktığınız zaman bunun bedeli çok büyük olur. Kürt hareketi bu seçimde gösterdiği performansla tek kelimeyle olaya damga vurdu, bunu yok sayamaz kimse. Bu çok önemli bir realite. Bu realiteyi kabul ederek hareket etmesi lazım. Dolayısıyla 80 milletvekili ve yüzde 13 oyla HDP Meclis'teyken siz kafanıza göre küstahça birtakım davranışlarda bulunamazsınız. Bunu yapmaya kalkarsanız bu ülke içinde çok ciddi krizlere yol açar.

Bazı silah görüntüleri ortaya çıktı ve Ankara’da bu silahları Türkmen’lere gönderdik diye açıklama yaptı bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkmenler meselesi dün Irak’ta bugün de Suriye’de Ankara’nın elini en çok kolaylaştıran unsur olarak biliniyor. Ama Türkmen’lerin her iki ülkede de çok etkili bir güç olmadığını biliyoruz. Burada da Türmen’lere silah yollamak, Türkmen’ler temizleniyor ayıklanıyor, Türkmen’lerin dönmesine izin veriliyor Arap’ların dönmesine izin verilmiyor gibi şeylerin doğruluk payı var mıdır bilemiyorum. Bunlar olabilir, bir takım uluslararası gözlemciler, medya yerinde de denetleyebilir. Denetlemesi de iyi olur ama Ankara bu konuda güven vermediği için bunlar genelde bir mazeret, bir bahane olarak okunuyor. Yani abartılı olarak spekülasyon olarak hatta dezenformasyon olarak görülüyor. Doğru mudur yanlış mıdır bilmiyorum. Ama Ankara’nın şu ana kadar Irak ve şimdi de Suriye konusundaki üslubuna baktığımız zaman bunların Kürt’lerin önünü kesmek için geliştirilmiş tezler olduğunu düşünüyor insan. Ama objektif birtakım gözlemcilerin bu konuda tatminkâr şeyler söylediklerini henüz görmedim. Tek tük birtakım yabancı gazetecilerin gözlemleri var ama bunlar tek başına yeterli değil.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
21.02.2026 Yeni dinsel hareketler Türkiye’de niçin etkili olamıyor?
20.02.2026 Yine yeniden: Din elden gidiyor
19.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: CHP oyuna mı geldi?
19.02.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: TBMM komisyonu görevini yerine getirdi mi?
19.02.2026 Edgar Şar ile söyleşi: İktidarın hedefi iç cepheyi tahkim değil iç politik dengeyi değiştirme
19.02.2026 Rapor bitti, süreç sürüyor
18.02.2026 Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek giderse neler olur?
18.02.2026 “Liderler zirvesi” toplanır mı? Toplanırsa ne olur?
17.02.2026 Türkiye'de burjuvazi var mı? | Prof. Üstün Ergüder anlatıyor
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı