Tekrar seçime doğru Türkiye: Periscope üzerinden ilk canlı açık oturum

24.08.2015 medyascope.tv

20 Ağustos 2015 Perşembe akşam saat 8’de Türkiye’nin periscope üzerinden ilk canlı yayınını gerçekleştirdik. Ruşen Çakır’ın yönetiminde Kadri Gürsel ve Levent Gültekin’in katıldığı tartışmanın dökümünü Uğur Kaya hazırladı.

Ruşen Çakır: Merhaba, bugün bir ilki gerçekleştiriyoruz. İki dostum Levent Gültekin ve Kadri Gürsel ile periscope yayınlarımıza bir ilk kattık, ilk açık oturumu yapacağız. Konu gündem, malum… Ben az konuşacağım daha çok konuklarımı konuşturmaya çalışacağım.  Onların da söyleyeceklerini zaten anlatmaya gerek yok ikisini de tanıyorsunuz.
Masanın üzerine daha önce gazete koyardık. Gazetelerin sıralanışından dolayı insanlar laf ederdi, izleyicilerin bazıları. Onun yerine kitap koyuyoruz. Aslında Türkiye’de gazete yerine kitap okumanın daha akılcı olduğunu düşünüyorum.
Gündemi konuşacağız, özellikle seçim hükümeti meselesini konuşacağız. Seçimlerde ne olabileceğini konuşacağız. Ve de tabi ki tırmanan gerilim, çatışma ortamını konuşacağız. Ama önce en sıcak olaylar… Başbakan görevi iade etti ama fiilen başbakan, Ahmet Davutoğlu’nun en son yaptığı açıklama ile gidelim. Kadir seninle başlayayım. Ne dedi? CHP ve MHP’ye iki aylığına bir seçim hükümeti kurma önerisi getirdi. Buradaki maksat belli ki anayasaya göre, CHP ve MHP seçim hükümetinde yer almayacağım diye ayrı ayrı söyledikleri için HDP ile baş başa kalacaktı AKP. Herhalde bundan kurtulmak istiyor. Bir, nasıl bir cevap alabilir ve bundan sonra nasıl bir seçim hükümeti ile karşı karşıya kalabiliriz?
Kadri Gürsel: Alabileceği cevap daha önce aslında verildi. Bu seçim hükümetinin özel şartlarının ne olacağı önemli. Artı ne gibi bir şey sunabilir. Siyasette tabi çözüm her zaman tükenmez. Kendi düşen ağlamaz diye söze başlamayı düşündüm bir an için ama yaratıcılık bir takım ara çözümleri mümkün kılabilir diye düşünüyorum. Fakat iki ayda neler yapılabilir? Neticede seçim hükümeti bu ama tabi ki hiçbir şey olmazsa ki ben MHP’nin katılacağını sanmıyorum, böyle bir formül içerisinde yer alacağını sanmıyorum. CHP’nin de zaten 30 gün neredeyse istikşafi görüşmeler adı altında oyalandıktan sonra, yani iktidarın CHP’yi oyalamasından bahsediyorum kendisi oyalandı demiyorum, böyle bir seçeneği ciddiye alacağını, böyle bir formül içinde yer alacağını açıkçası sanmıyorum, düşünmüyorum, öngörmüyorum ama yine de ihtiyatlı konuşmak lazım. Fakat, diğer taraftan eğer olmayacaksa, AKP ve HDP’nin bir arada olacağı seçim hükümetinin açıkçası AKP’yi çok çok zor durumda bırakacağı öngörülebilir. Bunu herkes öngörebilir çünkü bir HDP var ki düşünün neredeyse  20 Temmuz’dan sonra Kandil’e hava akınlarının başlamasından sonra, sanıyorum 2-3 gün sonra başlamıştı Suruç Katliamı’ndan sonra, terörizmle özdeşleştirilen, düşmanlaştırılan…
Ruşen Çakır: Ki 7 Haziran öncesinde de öyleydi. AKP’nin hedefinde HDP vardı.
Kadri Gürsel: Vardı evet. Barajın altına düşürmek için hedef gözetiyordu. Ama şimdi de bir şiddet ortamına tekrar geri döndü Türkiye. Çatışma ortamına girdi Türkiye. Dolayısıyla, şimdi neredeyse HDP bu çatışmanın sorumlusu gibi takdim ediliyor iktidar medyası tarafından ve sözcüleri tarafından. Şimdi böylesine gayri meşrulaştırılmak istenen itibarsızlaştırılmak, değersizleştirilmek istenen bir partiye iki aylığına da olsa, bu partinin mensuplarına parlamentodaki milletvekillerine bakanlık vermek onların sahip oldukları koltuk oranında, üç olur beş olur muhtemelen, bu bile bence ciddi bir ahlaki sorun…
Ruşen Çakır: Bunu en çok MHP kullanır herhalde…
Kadri Gürsel: Siyasi ahlak tartışması en başta başlatacak bence tabi ki. Bunu MHP kullanabilir ama ben yine de, sözlerimi tamamlayayım, öngörülemeyen bir siyasi zeminde ilerliyoruz. Bu öngörülemezlik aslında Türkiye’deki idarenin Cumhurbaşkanı, Başbakan, hükümet ve devamı da olmak üzere anayasa ve hukuk sınırlarının dışına çıkmış olması… Anayasanın burada çok açık bir şekilde vaaz ettiği bir hüküm var. Yani diyor ki bu ilgili maddeler; parlamentoda temsil edilen partilerin üyeleri, meclis başkanına da yetki veriyor, sahip oldukları sandalye sayısında bakanlığa sahip olur diyor. Şimdi bunu orasından burasından eğip bükmek mümkün değil. Yani bir seçim hükümeti kurulacak, CHP ve MHP bunda yer almayacak, HDP ile tek başına kalacaklar, bu şeyi nasıl aşacaklar? Ciddi, açık bir anayasa ihlali yapmak zorundalar. Yapacaksalar da bunun gerekçesi ne olacak? Öteki türlü de tükürdüğünü yalayan bir duruma düşecekler… Ve de kendi düşen ağlamaz denilecekse orada olacak…
Ruşen Çakır: Şöyle bir kulis okudum. Kulis okudum dediğim zaten hükümete yakın gazeteler de bunu yazıyor. HDP’ye çok daha zayıf bakanlıklar, sanırım tarım, su kültür gibi bakanlıklar verilecek ve onların da yetkileri büyük ölçüde başka yerlere devredilecek vs. Şimdi, ama bana göre; diyelim ki sıfır yetkili bakanlık da verse bu tarihi bir olay olacak. Üç aylığına da olsa HDP’nin hükümette, seçim hükümeti de olsa yer alması…
Levent Gültekin: Bunun iki tane dikkat çekmemiz gereken noktası var. Bir tanesi hatırlıyor musunuz? 90’larda yaşadık. İslamcılar, dindarlar hep, Refah Partisi iktidar olduğunda bütün partiler aynen bugün şimdi  HDP’ye çekildiği gibi vebalı muamelesi çekerlerdi. Erbakan’la yan yana oturmak istemezlerdi. Aman bunlara bakanlık vereceğiz, aman devlete sokacağız, aman şöyle olacak diye dışlarlardı değil mi? Çok hazin bir durum ki şimdi o geçmişin mazlumları gelmiş ayni zalim pozisyonunda oturmuşlar. Başkalarını ötekileştiriyorlar. Kendi başlarına gelen, yıllarca iktidardan uzak tutulan adamlar… Bu AK Parti’nin ne kadar değiştiğini gösteriyor. Devlet oldu. Devletin karşısındaki muhalif hareket geldi devletin içine girdi şimdi başkasını ötekileştiriyor. Kendisi o kadar dışlanmıştı ki o kadar aşağılanmıştı ki diğer siyasetçilerden… Bu Ak Parti’nin artık devlet olduğunun göstergesidir. Artık parti olmaktan çıktı.
Ruşen Çakır: Ben bir yazı yazdım görmüşsünüzdür belki. ‘Dün Refah Partisi Bugün HDP’ diye. Ama inanır mısın bu yazıya her iki partinin de taraftarları çok kızdı. Bizi onla nasıl bir tutarsın diye. Hem Refah, AKP’liler kızdı hem de HDP’liler…
Levent Gültekin: Millet kendine bakmadığı için herkes öbür tarafa bakıyor o yüzden. Şimdi böyle bir durum var. 6.5 milyon oy almış bir parti… Türkiye’yi yöneten bir iktidarın 6.5 milyona böyle saygısızlık etmesi ayıp bir şey. Saygısızlık ediyor bir kere. Hani böyle sürekli ötekileştirerek. HDP’lilere terörle irtibatlı diyemeyiz çünkü seçim öncesine kadar beraber oturup kalkıyorlardı. Müzakere yapıyorlardı, Kandil’e gönderiyorlardı, Dolmabahçe mutabakatını beraber yaptılar, barış sürecini beraber yapıyorlardı. Bir de görüyoruz yani HDP başka bir çizgi de götürüyordu uzak durmaya çalışıyordu o işlerden. Bu birinci kısmı. Yani Ak Parti açısından büyük bir ayıp; devlet oldu. Parti değil artık. Sivilliğini kaybetti. Bunun acısını çok ağır ödeyecek bu seçimde. Çünkü Kürtler Ak Partiye sivil olduğu için oy veriyorlardı devlet olduğu için değil. Şimdi devlet var karşılarında artık Ak Parti yok. Böyle gidecek, devlet olarak, seçime.
İkinci kısım; ben CHP ve MHP’nin seçim hükümetine katılmamasını çok yanlış buluyorum. Özellikle de CHP’ninkini çok yanlış buluyorum. Bir stratejiye dayandığına da inanmıyorum. Türkiye alev almış yanıyor, karşımızda bir cumhurbaşkanı var, tuhaf işler yapıyor, kural tanımıyor, anayasa tanımıyor… Şimdi böyle bir durumda adamın kucağına bırakıyorsun hükümeti. Halbuki orada imkan ne veriyorsa ucundan köşesinden koparması gerekiyor…
Ruşen Çakır: Orada ama şöyle bir husus da var sanki sıra kendilerine gelmiş olmasına rağmen… Kılıçdaroğlu’nun görevlendirmediğini…
Levent Gültekin: O başka…
Ruşen Çakır: Ona tepki olmuyor mu?
Kadri Gürsel: O bir cezalandırma aracı
Levent Gültekin: Ama öyle tepki olmaz ki.
Kadri Gürsel: AKP’yi cezalandırma. Duygusal bir tavır. Problemli tabi ki…
Levent Gültekin: Bence çok yanlış bir şey. “Bana görev vermedin”in cezası başka bir şey olur. Ben CHP’nin yerinde olsaydım çıkar derdim ki: Bak anayasayı ihlal ediyorsun, teamülleri bozuyorsun, senin başına o sarayı yıkarız! Hakkımızı vereceksin yedirmeyiz… Misal söylüyorum. Şimdi o başka. Onu yapmıyorsun, küstüm oynamıyorum diye buradan tepkini koyuyorsun bu olmadı, doğru bir şey değil.
Türkiye’nin şu anda… Herkes Erdoğan’ın elinde rehin durumda. Çok öngörülebilir bir durumu var Erdoğan’ın. Aslında ne yaptığını biliyoruz, görüyoruz. Mesela hepimiz yazdık, çizdik, konuştuk. Dedik ki, Erdoğan HDP’yi baraj altında bırakmak için çatışma başlatabilir dedik. Yaptı. Oraya kadar götürdü işi. Daha seçimin ertesi günü hepimiz yazdık. Koalisyon kurulmayacak erken seçime gidiyoruz diye.
Ruşen Çakır: Ben koalisyon bekliyordum, yanıldım.
Levent Gültekin: Benim 16 Haziran’da şöyle bir tweetim vardı. Hala duruyor seçim kararı alındığında yayınlayacağım tekrar. “8 Kasım’da erken seçim var. Koalisyon yok. Evinize gidin uyuyun” diye de tweetim duruyor. 16 Haziran’da atmışım o tweeti. Çünkü ben biliyordum içeriden. Tayyip Bey seçim sabahı topladı kendi medyasını ‘Koalisyon yok, erken seçim var, ona göre hareket edin’ dedi. Bitti orada. O kapattı onu.
Ruşen Çakır: Peki, tekrar hükümete dönelim...
Levent Gültekin: Biz aslında Erdoğan’ın ne yapacağını öngörebiliyoruz, her adımını. Yeni bir öngörülebilir durum var. Nedir o? Ben çok tedirginim. Seçim olmayacak diye bir tedirginliğim var. Tabii. Dünkü MHP liderinin yapmış olduğu açıklama az bir şey değil. Olağanüstü hal ilan edelim seçime.
Ruşen Çakır: Davutoğlu net bir şekilde karşı çıktı.
Levent Gültekin: Hiçbir anlamı yok. Göreceğiz bir ay sonra nereye varacağını. Şu anlamda söylüyorum. Girmeyen her partinin yerine teknokrat atanıyor. Dikkat ediyor musunuz dışardan bağımsız bir teknokrat atanacak. Tam Tayyip Bey’in istediği bir hükümet kuruluyor. Teknokrat hükümetini kurmuş, kendisi başkan olarak yukarıda… İçerideki çatışma birazcık alevlendiği zaman şöyle bir şey diyebilir. Diyecektir demiyorum. Gidebilir de seçime. Bir ihtimal olarak söylüyorum. Şu anda ülkenin durumu çok kötü. Tam de Devlet Bahçeli’nin dediği gibi bir erken seçim burada iç savaşı şey yapabilir. Bu var olan hükümetle biz bir yıl gidiyoruz!
Ruşen Çakır: Turizm bakanı HDP’den…
Kadri Gürsel: Ama tabi bu bir darbedir...
Levent Gültekin: Zaten darbeyi yaptı ki. Yapmadı mı?
Kadri Gürsel: Şimdi…
Levent Gültekin: İkinci adımı atarsa… Darbeyi yaptı demedim mi? Sistem bozuldu bitti…
Kadri Gürsel: Bakın, bu fiilen sistem değişmiştir demenin aslında siyasi bir değeri var. Bunu yapmanın aslında idari bir değeri var. Burada basbayağı bir darbe yapıyorsunuz aslında. Bunun tartışılır bir yanı yok.
Ruşen Çakır: Varsayım olarak…
Kadri Gürsel: Bunun anayasada hiçbir karşılığı yok. Neticede sistem fiilen değişmiştir demek bir mülahaza, bir yorum aslında. Bunu söylemenin, kişinin eğilimlerini, siyasi kültürünü varsayımlarını yansıtmasından öte çok fazla anlam ve değeri yok. Sistem açısından yok. Bu ülkeyi tarafsız ve sorumsuz konumdan yönetme iddiasında olmanın anayasa ve diğer tüm yasalar ortada dururken tuhaflığını ortaya koyuyor. Ama bu dediğiniz şey açıktan gayri meşrudur.
Levent Gültekin: Ne meşru ki? Anayasa yok. Anayasa rafa kaldırılmış…
Ruşen Çakır: Hipotez olarak kenara koyalım devam edelim…
Kadri Gürsel: Anayasanın işine gelen tarafını uyguluyor gelmeyen tarafını uygulamıyor.
Levent Gültekin: Bu da gelmeyecek onu söylüyorum. Şu anlamda söylüyorum. Olabilir de olmayabilir de. Çok zor olabilir. Ama şunu kabul etmemiz gerekiyor…
Kadri Gürsel: Bu tabi hipotez ama cehennem senaryosu. Aslında Türkiye’nin işleyen bir rejim olmaktan çıkması demek. Bırakın demokrasiyi, demokrasi zaten tartışılır durumda.
Levent Gültekin: Kadri Bey, ben şu anlamda söylüyorum. Tayyip Bey kafasına koyduğunu yapıyor ve engelleyecek hiçbir odak yok. Hiç kimse bir şey yapamıyor. Tekrar edeyim. Muhalefet partileri sadece Tayyip Bey’in yaptığına tepki gösteriyorlar. Engelleyici bir durumları yok. Olmadığı için de diyelim ki yarın çıktı dedi ki, Allah muhafaza bundan korkuyoruz, doğudaki o çatışmalar yayıldı, büyüdü, ilerledi çünkü her gün bir ilçede olağanüstü hal ilan edip basıyorlar yerle bir ediyorlar, oradaki insanları perişan ediyorlar çıkıyorlar. Şu an doğuda yaşananlar, siz daha iyi bilirsiniz, Suriye’nin ilk iki ayı. İlk iki ayında olanlar oluyor. Aynı idi. Şam basardı bir ilçeyi. O bölgede teröristler var diye harap eder çıkardı oradan. Gücünü gösterirdi. Şu an biz aynısını yaşıyoruz o bölgede. Varto, Silvan, Cizre teker teker düşürülüyor. Fotoğraflara bak Varto’nun haline bir Suriye görüyorsun oraya baktığında. İnşallah bu büyümez. Ama bizim karşımızda çatışmanın kaosun yükselmesinden varlığını sürdürecek bir zihniyet var. Oradan yürüyor. Şimdi bu adamı kim engelleyecek? Muhalefet partileri engelleyemiyor. Öyle bir şey olsaydı zaten kendisine hükümeti kurma görevi almayı bilirdi.
Kadri Gürsel: Seçim olmaz diyorsunuz.
Levent Gültekin: Hayır bir süreliğine diyorum.
Kadri Gürse: Olmayabilir diyorsunuz. Seçimin olmaması ihtimalini doğuran şey nedir? İktidarın, AKP’nin daha doğrusu, bir kez daha çoğunluğu elde edemeyeceğinin ayan beyan açık seçik  görülmesi ve daha fazla oy kaybına uğrayacağının artık ölçülebilir bütün yöntemlerle öngörülebilmesi… Bu ondan sonra bir hipotez olarak konuşulabilir ama seçimin ertelenmesi… Türkiye hangi şartlarda seçim yaptı? 70’lerde Türkiye hangi şartlarda seçim yaptı? Bunları bir hatırlayalım.
Levent Gültekin: Ben tekrar edeyim. Yüzde yüz böyle olur demiyorum. Bir ihtimal olarak koyuyorum.
Kadri Gürsel: Aslında bu bir tartışma değil şu an için. Fakat böyle bir riskin var olup olmadığının bile şu an bence tartışılması sakıncalı.
Ruşen Çakır: Sorular da geliyor bu arada. Tam da senin söylediğine yönelik Levent. CHP ve MHP niye seçim hükümetine girip AKP’nin elindeki devlet gücünü azaltmıyor?
Levent Gültekin: Aynen öyle söylüyorum. Bir de başka bir şey daha söyleyeceğim. HDP’ye bakanlık vermeleri iki ay, çok zaten işlevsel bir şey değil. Yani müsteşarın değişemez, genel müdürün değişemez başka bir şey yapamaz. Çok sembolik bir şey. Ama yine de diğer partilerin de olması topluma bir rahatlatma verebilirdi. Başka bakanlar da var orda bir paylaşım sağlamış olurdu.
Ruşen Çakır : Burada bir soruyu daha sorayım. HDP seçim hükümetinde olmayıp AKP’yi yalnız bırakması daha mı doğru olur?
Levent Gültekin: Hayır niye böyle bir şey olsun? Niye insanlar hakkından vazgeçsin?
Kadri Gürsel: Sadece HDP değil. Şimdi burada ben CHP’nin de biraz MHP’ye bakarak hareket ettiğini düşünüyorum.
Levent Gültekin: Bence de.
Kadri Gürsel: CHP de bence MHP’yi muhalefette yalnız bırakmamak için hareket etti. Çünkü bu ilk defa olacak böyle bir şey bildiğim kadarıyla. Yok bizim çok partili rejim tarihinde…
Levent Gültekin: Yok herhalde. Cumhuriyette ilk defa oluyor değil mi?
Kadri Gürsel: İlk defa oluyor. Dolayısıyla halk bu hükümeti nasıl algılayacak? Mesele bu. Dolayısıyla, şimdi MHP’nin muhalefette olduğu ve bu seçim hükümeti döneminde olan biten bütün olumsuzlukların sanki MHP’ye artı puan olarak kaydedileceği bir düzlemde yer almak istemiyor. Bir taraftan çatışma var. Bu çatışma olmasa bence CHP bunu değerlendirebilirdi.
Ruşen Çakır: Bunu tam sorayım Levent’e. Diyor ki bir izleyicimiz. Periscope’un bu güzelliği var anında geliyor her şey, tabi Semih ve Hale sağ olsunlar onlar yardımcı oluyorlar bize. Partiler için seçim hükümetinde olmak mı yoksa dışarıda kalmak mı daha fazla avantaj sağlar?
Levent Gültekin: Biz şu an da partileri düşünmüyoruz. Şu an Türkiye büyük bir felakete sürükleniyor. Yangın… Bir masa düşün. Şu masanın şurasında yangın başlamış. Görüyoruz değil mi? Orada her gün insanlar ölüyor ve orada bir çatışma kargaşa… Şimdi böyle bir durumda partilerin çıkarını düşünemeyiz. Türkiye’nin çıkarını düşünmemiz lazım. Bu HDP’ye yarıyor mu? Bu MHP’ye yarıyor mu? Bu CHP’ye yarıyor mu? Bu Ak Parti’ye… Böyle bir şey konuşamayız. İnsanların bir araya gelip bu yangını durdurup “Erdoğan’ı nasıl durdurabiliriz?”in hesabını yapması gerekiyor. Erdoğan’ın  durdurulması gerekiyor. Yani Kadir Bey bu darbe olur diyor  ya. Erdoğan darbe yapmış. Bu toplum bir türlü anlamıyor. Darbe yapmış ben yönetiyorum diyor. Yüzde 52 ile aldım, adam koalisyonu engelledi, ikinci partiye hükümeti kurma görevi vermedi ve çıktı dedi ki… Bakın aslında bir şey söyleyeceğim. Erdoğan devleti ortadan kaldırdı. Kendisi Rize’de söylemiş olduğu cümle ile devleti ortadan kaldırdı ve şimdi doğudaki insanlar, PKK da şey diyor, tamam kaldırdın orası sana istediğin gibi ben de hazır “de facto” bir durum yaratayım. Yani cümlesi darbeydi ya. Dediler ya sistem artık değişmiştir hukuki altyapısını hazırlayın dediği cümle, bu darbe. Yaptı onu uyguluyor zaten. Ters bir şey yok.
Kadri Gürsel: Bakın anayasanın ve hukukun dışına çıkmak tek başına darbe düzenlemek için yeterli değil. Ama o dediğiniz varsayım gerçekleşirse bunun darbe olmadığını kimse iddia edemez.
Ruşen Çakır: Seçimin yapılmaması ihtimalini bir kenara koyalım. Yapılıyor diyelim.
Levent Gültekin: Büyük ihtimal yapılacak da ben ihtimal olarak söyledim.
Kadri Gürsel: Otoriter ve keyfi bir yönetim eşittir darbe anlamına gelmiyor.
Ruşen Çakır: Peki devam edelim. Bu haliyle teknokratlar artı birkaç tane HDP’li ve muhtemelen Davutoğlu’nun başbakan olacağı bir hükümetle seçime gidilme durumunda Türkiye nasıl girer bu seçime?
Levent Gültekin: Çok tehlikeli. Yani doğuda ne olacak, çatışmalar devam edecek mi? Bence edecek. Şu anda durması için bir neden yok. İktidar çatışmaları durdurma taraftarı değil. Mesela bugün 15 tane baro başkanı toplanmışlar Öcalan’a gidelim, çağrı yapalım çatışmayı durduralım diye. Görüşme izni vermemiş.  Ama biz geçmişten çok hatırlıyoruz ki hükümet her başı sıkıştığında Öcalan’ı devreye soktu. İşi durdursun diye.
Ruşen Çakır: Şu anda başını sıkışık görmüyor olabilir.
Levent Gültekin: Ama ölüyor. Şehirler gidiyor. Anlatabiliyor muyum? Abluka altına alınıyor bir ilçe. Sonra yerle bir ediyorlar, dönüyorlar. Hükümet niye görmüyor? Bu ortamda gitmek istiyor. Oradaki toplum, oradaki insanlar geçmiş barış sürecinden aldıkları tadın kıymetini bilsinler ve dönsünler; Ak Parti’ye vermedik oyumuzu, HDP’ye verdik barış süreci bozuldu, hayatımız perişan oldu desinler diye. Bunlar şimdi uyguluyor. Ne kadar sürer bilmiyorum. Seçim sürecindeki kampanyalar konuşmalar, biliyorsunuz ne kadar tehlikeli. Ötekileştirme, kavgacı üslup…
Ruşen Çakır: Özellikle 7 Haziran öncesinde HDP’ye yönelik batıdaki saldırılar o haliyle ne idi şimdi herhalde HDP batıda…
Levent Gültekin: Buradan baktığımızda çok tehlikeli bir durumla gidiyoruz. Bu durur mu durmaz mı onu bilmiyoruz. Ama seçime gidersek, geçen sefer de söylemiştim hala aynı şeyi söylüyorum, Ak Parti dersini alacaktır.
Ruşen Çakır: Peki, bir soru var. Diyorlar ki yorumlarınız çok Erdoğan odaklı değil mi? Türkiye’de güçlü başka aktörler de var demiş…
Levent Gültekin: Kimmiş güçlü aktör? Türkiye’de Erdoğan’dan başka şu anda biri var mı? Doktor o, savcı o, hakim o, polis o, jandarma o, asker o, muhtar o, filmci o, sinemacı o, hepsi o. Yani adam hayatımızın odağına oturmuş. Mecburen onunla ilgili konuşuyoruz. Koalisyona o karar veriyor yapılıp yapılmayacağına da, erken seçime de o karar veriyor. Keşke başka odaklar olsaydı
Ruşen Çakır: PKK diye bir yorum gelmiş….
Levent Gültekin: PKK bir odak değil. Bence PKK bütün bu işlerde edilgen pozisyonunda. Devlet isterse çatışma PKK çatışmada, devlet isterse barış PKK barışta. PKK’nın kendi başına hiçbir şey yaptığı yok. 
2.bölüm
Ruşen Çakır: Şu ya da bu hükümetle seçime girildi, ortada bir takım anketler var Kadri. Daha önce senle de ayrı bir yayın yaptık konuştuk şimdi de birlikte konuşalım. Ne bekliyorsun Kadri seçimden?
Kadri Gürsel: Açıkçası iktidarın çok aleyhine ya da çok lehine bir sonuç beklemiyorum bu seçimden. Burada verilen kavga aslında çok düşük miktarda bir oy için. Bu oyların tamamının kazanılması halinde bile ben iktidar açısından arzu edilenin elde edilemeyeceğini düşünüyorum. HDP’nin baraj altına çekilmesi bence, eğer düzgün bir seçim yapılırsa yani doğu ve güneydoğu illerinde seçim yapılırsa ve seçim güvenliği genel olarak sağlanabilirse, o tarihe kadar genel olarak ne olacağını bilmiyoruz açıkçası, sürpriz hamleler gelebilir. Sürpriz ateşkes durumunda iktidar açığa düşebilir. Bunun sorumluluğunu almak isteyebilirler mi o ayrı mesele. Fakat, neticede yüzde 2-2.5’luk bir oy söz konusu burada çünkü iktidarın kaybı konsolide olmuş olur. Zannedilmesin ki burada verilen kavga yüzde 45 kavgası aslında yüzde 43’ler seviyesinde alabilirse ve ondan sonra da az farkla kaybettiği milletvekillerini geri alabilirse diye bir varsayım var. Bunun için de yapılabilecek şeyler fazlasıyla zor görünüyor ama çok riskli bir plan. Yani doğudaki, güneydoğudaki bu çatışma bir süre sonra eğer işler iktidarın istediği gibi gidiyor ise, böyle var sayarsak, yani seçmen faturayı iktidara değil de HDP’ye arzu edildiği gibi kesiyorsa bir noktadan sonra bu dönebilir. Çünkü neticede, iki buçuk üç yıldır, son süreci, pazarlık yapan, masaya oturan daha geçenlerde Dolmabahçe deklarasyonunu yapan iktidarın kendisi. Bu süre içinde eğer, şehirlere ve kasabalara PKK bomba ve silah yığmışsa, değil mi? Buna yine engel olması gereken de güvenlik güçleridir, istihbarat örgütüdür şudur, budur…
Neticede, böyle çatışmanın bütün faturasını doğudan güneydoğudan gelen ölüm haberlerinin faturasını tek bir partiye çıkarmanın ve o partiyi baraj altında tutmanın kolay olmayacağını baştan görmek gerekir. HDP’ye verilen Türk oylarının hepsinin eski partilerine dönmeyeceğini de öngörmek gerekir. Niye gerekir? Çünkü aynı şeyi söyledi ya Rize’de yaptığı konuşmada yanılmıyorsam, rejim fiilen değişmiştir bana bu değişikliğe uygun bir hukuki zemin anayasa da verin dedi. Şimdi sana, 7 Haziran’da önemli bir kısım seçmen sırf sen başkan olmayasın diye sandığa gitmedi mi? Bir taraftan çatışma var bir taraftan kan akıyor diğer taraftan yine başkan olma hedefini gündeme getiriyorsun ve bir refleksi orada dürtüyorsun değil mi? Böyle bir durum var. Bu vallaha tehlikeli bir durum. Açıkçası iktidarın kendi menfaatleri açısından da.
Artık şunların da sorgulaması lazım; mesela Kobani olaylarında Bingöl’de iki polis katledilmişti ondan sonra dört kişi öldürüldü güvenlik güçleri tarafından ve Davutoğlu bunlar cezalandırıldı dedi. O zaman jetler niye Kandil’e yollanmadı? İki polis öldürüldü, bunun gerekçesi olarak bu saldırının gerekçesi olarak kullanılmadı jetler de şimdi yapılıyor. Demek ki burada siyasi tercih söz konusu. Yani buradan çok açıkça şunu anlıyoruz; bu çatışmasızlık durumunun sone ermesi hükümetin siyasi iktidarın tercihidir. Gösterilen reaksiyondan biz bunu anlıyoruz. İki polis hunharca katledilmişti ve o iki polisi katledenlerin cezalandırılması, onların bulunması veyahut da bu saldırının hiç olmaması önlenmesi gerekiyordu en baştan. Bu ideal bir durum. Ama Kandil’e günlerce düzenlenen hava akımlarıyla aslında bu bir PKK’ya savaş ilanıydı. Ve bunun karşılığında da gördüğüm kadarıyla PKK’nın da KCK’nın da ya da Kandil’deki liderlik yapısının da HDP’nin akıbeti hakkında çok da fazla dert etmediklerini görüyorum. 
Ruşen Çakır: Bir şey sorabilir miyim Kadri? Bu çatışma meselesini son bölümde daha detaylı konuşacağız. Şimdi seçim değerlendirmeleri yapılırken hep Ak Parti ve HDP üzerinden yapılıyor ama CHP de MHP de var. Şimdi bunların oylarının bir puan artması iki puan azalması çok fazla bir şeyi değiştirmeyeceği için bu normal olabilir ama yine de CHP ve MHP var ve bunların 7 Haziran öncesi ve 7 Haziran sonrası performanslarına baktığında ne görüyorsun?
Kadri Gürsel: CHP’ye bir kısım oy gelecektir. HDP’ye giden oyların bir kısmı CHP’ye geri dönecektir. Ben CHP’ye MHP’den laik milliyetçilerin de, ki böyle bir potansiyel var MHP’de, bir kısım MHP oyunun da CHP’ye gideceğini öngörüyorum.
Ruşen Çakır: Bu tutumu nedeniyle…
Kadri Gürsel: CHP’nin olumlu, yapıcı tutumu nedeniyle CHP’ye oy vermek ve çeşitli mezhepsel ya da dinsel refleksler olmadan davranabilecek laik milliyetçi taban da var küçük de olsa. Onlardan oy alabilir CHP. Ki yapılan bir takım ölçümlerde MHP’nin bir miktar oy kaybettiğini görüyoruz. HDP’nin çok az bir miktarda oy kaybettiğini CHP’nin ise oy kazandığını görüyoruz. Ama AKP ise aynı seviyede ya da bir altında gözüküyor. Bu şartlarda gidilebilecek bir seçim, eğer çatışmadan medet umuluyorsa ki bana öyle geliyor, bu çatışma Türkiye’yi yakmadığı sürece umarım böyle bir şey olmaz, yani HDP’nin ben baraj altında kalacağını kesinlikle var saymıyorum, düşünmüyorum. Dolayısıyla neye hizmet edecektir? Neye hizmet etti bütün bunlar? Açıkçası siyasi vebali ve sorumluluğu en başta bence bunu tasarlayanların omuzlarındadır ve bunlar bence varsa vicdanlarıyla baş başa kalmalı. Bunu düşünmek zorundalar.
Ruşen Çakır: Levent, seçimle ilgili ilginç bir soru var. Diyor ki bir izleyicimiz; SP, BBP ve Hüda-Par’ın oyları AKP’ye gidecek ve bu sayede AKP yüzde 44-45’e ulaşacak diyor. Katılıyor musun?
Levent Gültekin: Ben ihtimal vermiyorum. Çünkü Ak Parti’den kopan İslamcı damar dediğimiz bir damar var. Zaten öyle denir, İslamcı seçmen bize ders verdi diye. Ak Parti, 7 Haziran’dan sonra İslamcı seçmenin gönlünü alacak bir yeni bir şey yapmadı. Yolsuzluklarla ilgili bir şey yapmadı. Kendi tutumunda bir yenilenmeye gitmedi tam tersi daha da kötüye gittiğini düşünüyorum. Şöyle bir şey yok; bu ülkenin dindar seçmenlerinin tek derdi dindir diye bir şey yok. Onlar da çocuklarını düşünüyorlar onlar da doğudan endişeliler. Onlar da askerlerin ölmesine acıyorlar, onlar da ekonominin batmasından endişe ediyorlar. O yüzden çok oraya gideceğini düşünmüyorum. Benim şöyle bir yorumum var. Ak Parti’de kalan son Kürt oylarının önemli bir kısmı HDP’ye kayacak. Çünkü bu oyun Kürtlere sökmez. Yani hayatınızı zehir ediyoruz, HDP’ye oy verdiniz sizi pişman edeceğiz, o sökmez onu unutsunlar. HDP barajı geçsin diye emanet oy vermiş CHP’liler CHP’ye geri dönecek. Yani Ak Parti’den HDP’ye, HDP’den CHP’ye. Bir de MHP var. Kadri’nin dediği doğru. Bir kısmı CHP’ye gidebilir. Çok düşük bir kısmı belki Ak Parti’ye gidebilir. Buradan baktığımızda CHP oyunu artıracak, Ak Parti’nin oyunun düşmesi yüksek ihtimal bir iki puan bence.
Bugün dolar 3 lira oldu. Seçime kadar 3,40’dan bahsediliyor. Oralara vardığında… Bu bir. Şehir cenazeleri hala çok sıcak topluma yeni yayılıyor. Bugün bir anne bağırmış Erdoğan’a. İnsanlar adres göstermeye başladılar. Dün Yalçın Akdoğan yuhalandı. Bugün sağlık bakanı yuhalandı. Bu gittikçe büyüyecek. Bu yayılacak.  Bu öfke ve bunun muhatabı ister istemez iktidardır.
Kadri Gürsel: Ben burada bir şey söylemek istiyorum. Ben tehlikeli bir gidiş görüyorum. Bu şehadetin yüceltilmesi ve ölümün güzelleştirilmesi neredeyse bir söyleme dönüştü. Diyanet’in yaptığı açıklama da Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın ‘Ben şehit olmak istiyorum’ demesi, ondan sonra Erdoğan’ın ‘ne mutlu şehit olana’ demesi Davutoğlu’nun ‘feda olsun çocuklarımız’ şeklinde açıklaması… Özellikle Diyanet’in açıklaması çok ilginç. Din başta vatan ve bayrak… Ondan sonra sosyal medyaya düşen çeşitli bayrak çekme törenlerindeki atılan sloganlar… Bunlar bence çok tehlikeli ama aynı zamanda da bu söylem iktidarın ne kadar zor durumda olduğunu gösteriyor. Yani bu gelen şehit cenazeleri bu gencecik insanların ölmeleri, öldürülmeleri gerçekten de aslında öngörülemeyen bir tutum bunun önünü almanın, belki durdurulabilir ama bunun önü alınamazsa, bu durumu dini araçsallaştırarak mazur göstermeye, içselleştirmeye veyahut böyle bir cihat bir havaya sokmak, yola gitmeye… Bu çok kritik bir meseledir. Toplumun hassas sinir uçlarıyla oynanıyor böyle. Bundan vazgeçilmesi lazım.
Ruşen Çakır: Diyor ki bir izleyicimiz, Türkiye’de kutuplaşma artarsa, ki bayağı arttı maalesef, çatışma yayılırsa Türkler milliyetçilik etrafında mı yoksa İslamcılık  etrafında mı yoğunluklu toplanır?
Levent Gültekin: İslamcılık mı milliyetçilik mi?
Ruşen Çakır: Evet.
Levent Gültekin: Bence ikisi de değil. Yani Türklerin toplanacağı alan artık barış tarafı olacak. Toplum değişiyor. Gençlerin gündeminde, her seçimde bize beş milyon yeni seçmen katılıyor ve bu çocukların gündeminde artık din de yok ideoloji de yok etnik köken de yok. Onların tek istediği özgürlük. Orada toplanacaklar: Barış istiyoruz. İstedikleri gibi yaşasınlar. Etnik köken de çok şey yapmayacak. Din konusuna geleyim. Kadir açtığı için söylüyorum. Şehitlik… Bizi dinleyenler bir şeye dikkat etsinler. Bu şehitlik bütünüyle yalan.  Bu anlamıyla şehitlik İslam’a sonradan Abbasiler döneminde girmiş uydurma kavramdır. Kendi çocuklarının birbiriyle savaşından şehit olmaz. Yalan ediyorlar. Sadece toplumu birbirlerine kırdırmak için bugünkü din sözcüleri şehitlik kavramına sığınıyorlar böyle bir şehitlik yok İslam’da. Bunun Müslümanlık ile alakası yok. Yani Müslümanlıktaki şehitlik kavramının asla bugün devletin, Diyanet’in söylediği ile irtibatı yok. Bu tamamen Abbasilerde ve Emevilerde devleti korumak adına…
Kadri Gürsel: Şehitliğin ötesinde din için şehit olmak gibi. Diyanet’in açıklamasında bu var. Yani sanki doğuda güneydoğuda ölen asker ve polisler din için savaşıyormuş gibi. Ya bu çok tehlikeli bir şey.
Levent Gültekin: Ama ben bunların geri tepeceğini düşünüyorum. Bu şehitlik falan filan bizim toplumumuz artık bunu yemiyor. Bak, şu an toplumun tek sıkıştığı nokta var. O da şu partilerden bir tanesi parlak değil. Asıl sıkıntı orada. Yani ben eminim ki CHP’liler de CHP’ye oy verirken bak budur deyip oy vermiyorlar. Orada da bir tıkanıklık var. MHP’ye bakıyorum çıldırmış gibi hareket ediyor Devlet Bahçeli. Ak Parti’ye bakıyorum… E HDP’nin durumu zaten ortada. Dağ ile Kandil ile İmralı ile ilişkisini netleştirmemiş. Şimdi buradan baktığımızda toplum bir tıkanıklık yaşıyor. Gidecek yer bulamıyor. 7 Haziran’da seçim olmuş aradan 45 gün geçmiş yüzde 18 kararsız oluşmuş. Şimdi çok önemli bir şey. 45 günde…  Haklı… Bir bakıyor MHP diye bir parti var ne diyor, koalisyon olmam, erken seçim olmam, dışarıdan desteklemem içerden desteklemem, seçime gitme olağanüstü hal ilan et, çıldırmış gibi hakikatten çıldırmış gibi hareket ediyor. Bir siyasi parti yok orada başka bir şey var.  Eminim ki MHP’liler de anlamıyorlar. Ben duyuyorum, MHP’nin içerisinin çok karışık olduğunu duyuyorum. Genel başkan yardımcıları, milletvekilleri ne yapıyor bu adam diyorlar biz bile anlamıyoruz, ne yaptığını biliyor mu? Böyle bir tıkanıklık var.
CHP’de çok dürüst bir genel başkan var. Çok beyefendi, çok ağırbaşlı, çok demokrat ama parti dağınık. Gürsel Tekin’in olduğu CHP’ye kim oy verecek çok merak ediyorum. Hakikaten merak ediyorum. Ben vermem. Gürsel Tekin’in konuşmasına baktınız mı iki gün önce?  Ne anlatıyorsun sen arkadaş ne diyorsun? Şimdi ona bakıyorsun veya başka genel başkan yardımcılarına bakıyorsun öbürüne bakıyorsun orada bir dağınıklık var. Ak Parti... Bence Ak Parti seçmeninin büyük bir kısmı olayın farkında kopmak istiyor. Nereye gitsin? Nereye gitsin Allah aşkına…
Ruşen Çakır: Tam bu noktada bir soru… Tam senin sorun… Ak Parti’nin yaptığı bunca yanlışa rağmen en azından alternatif bir İslamcı parti çıkamaz mı?
Levent Gültekin: İslamcı parti çıkmasın Allah aşkına artık İslamcı parti filan yok. Tek bir parti çıkması gerekiyor. Demokrat özgürlükçü eşitlikçi…
Kadri Gürsel: Ak Parti’nin alternatifi İslamcı parti değil zaten. Ak Parti’nin alternatifi bir demokrat merkez sağ partidir. Sağ ve demokrasi nasıl bağdaşır, o merkez sağın çözeceği iş. Avrupa benzerlerinde olduğu gibi pek ala… Türkiye’nin siyasi kültüründe kolay değil ama bunun ben potansiyel olarak bir yerde durduğunu var olduğunu görüyorum, hissediyorum. Türkiye’deki bütün sakatlık, şu an dört partili sistem olduk aslında beş partiye ihtiyaç var. Türkiye’de yelpazenin, yani bu elin 5. parmağı eksik. O da merkez sağ. Merkez sağ olmadığı için kriz intimadi bir etki yaratıyor.
Levent Gültekin: Türkiye artık eski Türkiye değil. Merkez sağ, merkez sol, milliyetçi, ülkücüden geçtik. Bak toplumda çok yoğun bir değişim var. Ben şunu biliyorum mesela binlerce İslamcı çocuk HDP’ye oy verdi. Ben oturdum konuştum. Yani sordum. Urfa’ya gittim, Diyarbakır’a gittim.
Kadir Gürsel: Ne zaman verdiler? Alternatifsizlikten….
Levent Gültekin: Hayır, HDP’nin…
Kadri Gürsel: Bile bile mi oy verdiler?
Levent Gültekin: Özgürlük, demokrasi, insan hakları….
Kadri Gürsel: O zaman İslamcı dememek lazım.
Levent Gültekin: Hayır başka bir şey…  İslamcı çocuk tamamen İslamcı. İslamcılık nasıl algıladığımızla ilgili yoksa Ak Parti’deki başka bir şey. Ak Parti İslamcılıktan da çıktı. İslamcılık çok matah bir şeydir diye söylemiyorum artık geldiğimiz noktada. Sonuçta o çocukların ideolojik bir bakışı var dünyaya. Ama o çocuk HDP’ye oy vermekte imtina etmedi onu diyorum. Ya bu soldur ateisttir ya bu bak eşcinsellere de yaşam hakkı verecek falan filan yok… Orada bir şey var; eşitlikçi, özgürlükçü… Türkiye artık eskisi gibi somut bir yetmişlerin merkez sağı
Kadri Gürsel : Ben onu da kastetmiyorum.
Levent Gültekin: O olmaz artık.
Kadri Gürsel: Zaten onu kastetmediğimi demokrat Türkiye ekiyle söyledim…
Ruşen Çakır: Şimdi ben bir bu bölümü noktalamandan önce bir şey söylemek istiyorum. Bu demin Kadri bahsetti. Özel timlerin gösterisi bayrak indirme. Bu önce Kürt hareketinin insanları bir karşı propaganda olarak kullanınca bu sefer hükümete yakın medya kuruluşları da bunu propaganda amacıyla kullandı. Orada tekbir getiriyor polisler vs. Ama şu var. Yani Türkiye’de dindarlıkla ilgili ilk akla gelen insanlar Kürtler. Yani siz şimdi Kürtlerin yaşadığı bir toprakta burası darül-harp değil bir şey değil, nasıl bir dini motifle meydan okuyuş yaparsınız? Bu çok tehlikeli bir şey.
Kadri Gürsel: Şehadetin yüceltilmesi, güzellemeler yapmak, ölümün güzelleştirilmesi ölüme methiye düzme ve bunun da aynı zamanda dinin araçsallaştırılarak yapılması. Bu gerçekten ahlaki açıdan bakalım sadece iyi bir şey değil.
Ruşen Çakır: Başka bir şeyi vurgulamak istiyorum. Diyarbakır’da hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem Başbakan Davutoğlu’nu izledim aynı yerde istasyon meydanında. Ve ikisi de ayrı tamamen İslamcı bir konuşma yaptılar. Çünkü şöyle bir şey var. Çok kaba söyleyecek olursak; kimsenin Kürtlere İslam’ı öğretme gibi bir şeyi yok.
Levent Gültekin: Tabi ki yok.
Ruşen Çakır: Yani şu anda Türkiye’de cumhuriyet tarihinin gelmiş geçmiş en önemli İslamcı şahsiyeti kim? Said Nursi. Kürt. Yani çok basit. Tek başına bu bile bir şey olur.


3. bölüm
Ruşen Çakır: Şimdi çatışma ağırlıklı bir bölümle yayını bitirelim.
Levent Gültekin: Dindarlık yapan Milli Görüş hareketi, yani dindarlığı ön plana koyan Milli Görüş hareketi ömür billah yüzde 23’ü geçmedi. Ne zaman ki içinden çıkan yenilikçilik sekülerleşti o zaman oyu arttı. Yani dindarlıktan uzaklaştı, biz laikliği benimsiyoruz dedi demokrat oluyoruz, muhafazakar demokrat oluyoruz dedi oyu arttı. Yani şunda yanılmayalım, toplumda yanılmasın Ak Parti dindar olduğu için yüzde 45 oy almıyor. Tam tersine laikleştiği için oyu arttı. Kendi geleneğinden…
Ruşen Çakır: AKP’nin kuruluşu sırasında bir kurmay bana şunu söylemişti: Anadolu’ya gidiyoruz, insanlarla konuşuyoruz, insanlar bize şunu söylüyorlar, bana din anlatma ben dini senden daha iyi biliyorum, bana işsizliği, şunu bunu nasıl çözeceğini anlat. Ve o kuruluş sürecinde onlar için çok önemli bir şey olmuştu ve din tamamen geri plandı… Nasılsa dindar oldukları bilinen insanlar. Dini anlatması gerekmiyor ama son dönemde özellikle Kürtlerden oy talep ederken din vurgusunu çok yaptı.
Şimdi çatışmanın tırmanmasını ele alan, çok konuştuk ama mecburen, bir soruyla ilerleyelim Kadri. ‘Olağanüstü hal ilan edilirse hangi partiye seçimde avantaj sağlar?’ diye bir soru var. Ben sanmıyorum…
Levent Gültekin: Partilerin çıkarını neden düşünüyorlar ben anlamıyorum…
Kadri Gürsel: Bu aslında normal bir refleks. Çünkü tüm düzenlemelerin birilerin çıkarları için yapıldığı gibi bir ön kabullenme var. Bu kimin işine yarar diye herkes önce soruyor bunu. Hâlbuki kimin işine yarar diye sormaktan ziyade Türkiye’nin genelde işine yarar mı ve demokrasi için ne anlam ifade diyor diye sormak lazım.
Ruşen Çakır: Öyle soralım…
Kadri Gürsel: Öyle soralım. O zaman öyle sorunca da ben olağanüstü hal uygulamasının, burada bir defa nerede olacağına bakacağız, tabi ki güneydoğuda doğuda olacak, devletleşmiş partiye olağan üstü, adı üstünde, yönetim yetkisi ve özgürlükleri kısan daha da kısan bir ortam yaratacağını öngörebiliriz. Yetkileri vererek 80’lerdeki ve 90’lardaki olağan üstü hal uygulamasının özellikle 90’larda nasıl yürütüldüğünü biliyoruz. O zaman ‘devlet’ daha otonom hareket edebilen siyasi erke göre kendi içinde bir otonomi ve belli bir gündemle hareket eden bir varlıktı, iktidarların güçsüzlüğü dolayısıyla. Şimdi ise devlet parti-devlet ile neredeyse özdeşleşti. Tersi oldu. Dolayısıyla valilerde neredeyse iktidar partisinin oralardaki mülki amiri gibi hareket eder oldular. Parti temsilcileriyle hareket eder oldular ve ben bunun bu yapı nedeniyle doğudan, eğer soru buysa, maalesef böyle soruyu cevaplamak açısından söylüyorum, iktidar partisinin gündemine hizmet edeceğini söylüyorum. Ama çıkarlarına hizmet edeceğini söylemiyorum. Çıkarlarına hizmet etmesi şudur; yani bu olağanüstü hal uygulaması Türkiye’deki demokrasi açığını, özgürlük açığını daha da büyüteceği için bunun ne Türkiye’ye ne de iktidara fayda sağlayacağı kanaatinde değilim. Değilim çünkü artık burada bir doyum noktasına geldik. Görüyoruz bunu. İktidar burada çırpınıyor. Neden çırpınıyor? Çünkü, atacağı bütün adımlarda riskler almak zorundaydı 7 Haziran’dan sonra hemen bu belli olmuştu. Erken seçim olacaktı, kati güç kaybına uğramıştı, bu güç kaybını kapatmak için yapacağı her şey büyük riskler içermekteydi, işte şimdi bu büyük riskler tahakkuk ettiğini görüyoruz, ortaya çıkıyor. Ve bu da öyledir. Olağanüstü hal, sıkıyönetim gibi seçenekler de aslında çok riskli uygulamalardır.
Ruşen Çakır: Levent, Kadri ilk bölümde bir şey söyledi sürpriz olabilir dedi. Ben geçenlerde Evrensel gazetesine, benle söyleşi yaptıklarında başlığa çıkartmışlardı. “Kandil Erdoğan’ın planını bozabilir.” Yani bu çok basit. Tamam, seçim havasına girildi, biz de HDP’yi zor durumda bırakmak istemiyoruz deyip farzı mahal… 7 Haziran’da bunu yaptılar biliyorsunuz. Provokasyona gelmiyoruz diye Diyarbakır vs saldırılarına karşı bir şey yapmadı.  Benzer bir tutum alabilir mi? Alırsa ne olur?
Levent Gültekin: Kandil’de böyle bir şey yok ne yazık ki. Bak, şöyle bir şey söyleyeyim. Seçimden yaklaşık bir ay önce Brüksel’e gittim. PKK’nın Avrupa sorumlularıyla oturdum. Saatlerce konuştum. Remzi Kartal ile de Zübeyir Aydar ile de. Sonra oradaki televizyona programa çıktım. Benzer soru o zaman da soruldu. Dedim ki bak, orada bir durum var artık, toplum olarak biz Kürt sorununu kabul eden bir çizgiye geldik. Çünkü tartışılıyor, neredeyse Öcalan’ın serbest bırakılması bile tartışılıyor. Şimdi böyle bir durumda toplumun önemli bir kısmını yanınıza almışsınız. HDP’nin varlığı, baraj aşacak ilerliyor falan, artık dedim, PKK edilgen pozisyondan etken pozisyona geçmek zorunda. Ne demek? Yani şöyle bir şey deme hakkı yok bize PKK’nın. Bunu yapabilirler birkaç ay sonra. Devlet bir tuzak kurar hakikaten de PKK’yı bir çatışma içine çeker. Siz de, ya biz ne yapalım tuzağa düştük deme hakkınız yok. Tuzağa düşmeyecek bir duruma gelmeniz gerekiyor. Öyle bir tavır takınırsınız ki tuzağa düşmezsiniz. Ama şimdi PKK tuzağa düşmedi ki. 9 Haziran’da, 7 Haziran’dan iki gün sonra ateşkesi bozduk diye açıklama yaptı. Şimdi, son bir buçuk aydır PKK’nın yaptığını anlayan bir Allah’ın kulunu görmedim. Bu PKK’ya yakın duran da dahil olmak üzere, PKK’yı anlamaya çalışan Kürt de olmak üzere, aydın yazar çizer de. Kiminle konuşursam konuşayım PKK ne yapıyor anlamıyoruz diyorlar, hiç kimse anlamıyor.
Çünkü yapıp ettiği bir şey var. Çok somut HDP’nin aleyhine, Erdoğan’ın lehine, Türkiye’nin de aleyhine. Bu kadar basit. HDP’nin aleyhine kesin. Görüyoruz Selahattin Demirtaş’ın çabasını, çırpınmasını, uğraşmasını. Erdoğan… Seçimden iki ay önce hepimiz dedik kaos çıkaracak HDP’yi baraj altında…  Seçimden önce bile adam çıktı dedi terör uzantısı…  HDP için… Orayı besleyici bir tavra giriyorsan PKK da bu senin dediğin anlamda bir aklın olmadığını ya da bir zihniyetin olmadığını söyleyebiliriz. Ben şöyle bir şey beklemiyorum. PKK duracak, şimdi seçim geliyor Erdoğan’ı boşa düşürelim. Onu yapacak idiyse 9 Haziran’da yapsaydı, 15 Haziran’da yapsaydı, bugün yapsaydı. Şu HDP’nin iki buçuk ayda çektiği sıkıntıya baksana. Binlerce insan “ulan acaba yanlış mı yaptık?” pozisyonuna geliyor. PKK’nın yüzünden geliyor. Onun yüzünden bak şu anda HDP’nin hükümeti girip girmeme tartışma konusu. Hakikaten barış süreci devam ediyor olsaydı biz şu an da HDP’nin hükümete girmesi bu kadar sorun olur muydu? Bence olmazdı. Çok  normalleşmiş olurdu Türkiye. Daha normalleşmiş olurdu. Sen iki bomba patlattın iki tane polis ölürdün. Bak şimdi insanlar HDP’yi görmek istemiyor. Bir kısmı görmek istemiyor, o öfkeyi yeniden kabarttın. Şimdi bu adamda nasıl bir akıl var ki dönecek yeniden diyecek ki biz Erdoğan’ın oyununu boşa çıkartıyoruz.
Kadri Gürsel: Ben bu konu bir şeyler söylemek isterim. Açıkçası, ben KCK’nın ve özellikle Kandil diye diyorsunuz ona, Kandil’deki liderliğin HDP’yi çok fazla kafasına taktığı kanaatinde değilim.
Levent Gültekin: Brüksel’de konuştum çok önemsiyorlardı.
Kadri Gürsel: Başarılarını önemserler.
Levent Gültekin: Başarılarını değil. Bana dediler ki HDP’nin barajı geçmesi çok önemli…
Kadri Gürsel: Tamam barajı geçti. Ama ne oldu? Ateşkesi bozduk demek başa bir şeydir, alanda gerçekte bozmak yani saldırıya geçmek başka bir şeydir. Bu tür bir takım arzi hareketler eylemler saldırılar daha önce de oldu. Yani özellikle baraj inşaatların karşı yapıyordu ama dönemin siyasi ihtiyaçları nedeniyle Ankara bunu görmezden geliyordu, tolere ediyordu açıkçası.
Levent Gültekin: Şimdi görmeye başladı.
Kadri Gürsel: Şimdi görmeye başladı. Şimdi bence en başta Kandil, her türlü sonuca ve çözüme karşı hazırlıklı kendince gereken pozisyonlarını almıştı. Yani HDP’nin barajı geçmemesi halinde olacak olanlar, olabilecekler, yani Türkiye’nin neticede, HDP’nin barajı geçmemesi halinde belki tek başına iktidar ve hatta 330’u bulabilecekti, anayasasını yapabilecekti, ondan sonrada aslında ülkede demokratik meşruiyeti olmayan bir, demokrasi formları açısından meşruiyeti olmayan bir otoriter rejimin kurulması bunu izleyecekti. Hani fiili durum var ama şimdi hukuki zemin de verin dediği şey aslında o. Bunun sonucunda Ortadoğu’da da kazandığı güç, saygınlık ve meşruiyet zeminini de kullanarak Türkiye’den ayrışmayı da, anlata biliyor muyum, göze alan bir politik strateji uygulamaya konulabilirdi.
Şimdi bugün ne görüyoruz? Ben açıkçası şunu görüyorum. Henüz daha gerçek yıkıcı gücünü ortaya koymayan bir tutum içinde Kandil, bunu kademe kademe artırabilir. Şimdi şehirleri ama her yeri değil. Bazı kasabalarda güç gösterisi yapıyor. Alında halen şiddet bir müzakere aracı olarak kullanılıyor. Köprülerin atılması falan söz konusu değil ama Kandil aynı zamanda Kobani’de de görüldüğü gibi bir Türk-Kürt çatışmasının da Türkiye’de artık potansiyelinin olduğunu göz önüne alarak sonuna kadar gitmeye hazır olduğu mesajını veriyor Ankara’ya. Bu nedir? Bu aslında her türlü opsiyona karşı hazırız mesajını da veriyor. Burada ben yine bu şartlarda eğer fayda sağladığını düşünüyorsa Ankara, bunu sonuna kadar götüreceği kanaatindeyim. Dolayısıyla da elinde silah tutan bir örgüt ve eylemlilik içinde olan bir örgütün bir noktadan sonra ateşkes çağrısı, tek yanlı olarak yapsa bile işte seçimlerin barışçı ortamda… Ama ciddi anlamda orda gösteriyor ucunu… Ciddi bir kararlılık içinde olsalar dahi devamlılık içinde olamayacağı kanaatindeyim. Çünkü ellerinde silah var.
Ruşen Çakır: Şimdi birkaç tane soruya hızlı bakalım. Soru ve yoruma…  Mesela diyor ki, birisi “ PKK Kürt siyasal hareketini bugüne kadar taşıdı. Şimdi birden rolü HDP’ye devretmesi ne kadar gerçekçi?” Birden devretmesi gerçekçi olmayabilir ama kademeli olarak da olabilir ve 7 Haziran buna çok elverişli bir zemindi. Pek yapmıyor gözüküyor ama bu kaçınılmaz bir şey.
Kadri Gürsel: Ben HDP’nin aktörleşmesini, gerçek bir aktör olarak temayüz etmesini önlemek veya işte kendilerinin orda önemsizleşeceği, bu gelişmeden bir tehdit algılayarak şiddete temayül gösterdikleri kanaatinde değilim. Bu Kürt hareketini bence anlamamaktır. Yani Kürt hareketinde şöyle bir şey yok; İşte boynuz kulağı geçti, biz bunlara bir haddini bildirelim… Yok öyle bir şey ama HDP de işlevini görebildiği noktaya kadar dikkate alınır. Yani ben Kandil’deki insanların HDP aman zarar görmesin diye bağdaş kurup oturacaklarını sanmıyorum. Bu şartlarda onların da neticede ellerinde şiddet araçları var. Bunu kullanırlar…
Ruşen Çakır: Şimdi bir başka soru… Yataklarında öldürülen iki polis PKK tarafından öldürülmemiş olamaz mı? Şimdi bunun bir yerden sonra hiçbir anlamı yok. HPG anında üstlendi bunu…
Kadri Gürsel: HPG anında üstlendi bunu. Üstlenmeselerdi, niye üstleniyorlar ki? Yani bu örgütün, bu gücün içinde çok çeşitli yabancı güçlerin de olduğu varsayılır buna da itiraz edecek çok fazla kimsenin olduğunu sanmıyorum. Ama üstlendiysen zaten ondan sonra ne dersen de.
Ruşen Çakır: Bugün Türkiye’de bir anket yapılsa ve soru şu olsa: 7 Haziran’dan sonra başlayan çatışmayı savaşı kim başlattı? Halk sizce buna ne cevap verir? Şimdi bunun da bence çok bir anlamı yok. Artık kimin başlattığı değil,  kimin bitireceği önemli….
Levent Gültekin: Kimin haklı olduğunun bir anlamı yok şu anda.
Kadri Gürsel: Fakat kimin başlattığı da önemli. Burada siyasi sorumluluk kime ait bu önemli. Şey de açığa düşmüş oldu. Silah bırakma konusu var ya… Silah bırakmanın dinamik ve aktif ve gerçekçi bir çözüm sürecinin belirli bir aşamasında ancak olabileceği makul insanlar tarafından kabul edilir. Ön kabul edilir. Yani hiçbir örgüt böyle silahlı örgüt, kültüründe şiddet de olan bir örgüt görüştüğü müzakerenin başında hiçbir zaman silah bırakmadı. Yok böyle bir şey.  Önce çatışmasızlık ortamı oluşur, karşılıklı güven oluşur, güven oluştuktan sonra silah bırakılır. Güven oluşmadı. Bütün problem bu zaten.
Ruşen Çakır: Şimdi bir soru… Artık bitirmek üzereyiz. Diyor ki, kurulacak seçim hükümetinin başına Davutoğlu yerine Kürt sorununda şahin bir isim gelebilir mi? Efkan Ala örneğini vermiş.
Levent Gültekin: Zannetmiyorum. Davutoğlu’na verecektir. Çünkü öyle bir durumda Ak Parti’de bir çatışmayı da göze alması gerekiyor Tayyip Bey’in. Ahmet Davutoğlu’nu bir tarafa bırakıp Efkan Ala’ya başbakanlık görevi verirse bir de Ak Parti’nin içini karıştırması gerekiyor.

Kadri Gürsel: Davutoğlu’nun dışlandığı herhangi bir formül AKP’ye oy kaybettirir. İster Efkan Ala gelsin ister Yalçın Akdoğan gelsin, kim gelirse gelsin. AKP’ye kesinlikle oy kaybettirir. Çünkü AKP’nin bir yenilgi modu içine girdiği algılanır çok rahat, seçmen tarafından.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
21.02.2026 Yeni dinsel hareketler Türkiye’de niçin etkili olamıyor?
20.02.2026 Yine yeniden: Din elden gidiyor
19.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: CHP oyuna mı geldi?
19.02.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: TBMM komisyonu görevini yerine getirdi mi?
19.02.2026 Edgar Şar ile söyleşi: İktidarın hedefi iç cepheyi tahkim değil iç politik dengeyi değiştirme
19.02.2026 Rapor bitti, süreç sürüyor
18.02.2026 Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek giderse neler olur?
18.02.2026 “Liderler zirvesi” toplanır mı? Toplanırsa ne olur?
17.02.2026 Türkiye'de burjuvazi var mı? | Prof. Üstün Ergüder anlatıyor
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı