"ABD PKK'ya genel af istiyor"

09.11.2006 -

    Haftalık Dergisi

Röportaj: Ferhat ÜNLÜ

Son üç yılda Türk-Amerikan ilişkilerinde çok şey değişti. Meclis 1 Mart tezkeresini reddetti, Türk askerinin başına çuval geçirildi, ABD Irak'ta umduğunu bulamadı. Şimdilerde de PKK yüzünden ilişkiler "limoni". Gazeteci Ruşen Çakır Türk-Amerikan ilişkilerinde son durumu masaya yatırdı.

ABD'deki belli başlı güç merkezleri neler ve bunların dünya politikasına etki oranları hangi düzeyde?

Çakır: ABD çok karmaşık ve büyük bir ülke. Eyalet sistemi hiç de göstermelik değil. Bu nedenle yerel politika çok ama çok önemli. Washington'da dönen politikadaysa farklı farklı odaklar var. Başkan ve Beyaz Saray'daki ekibi, yani bakanlar ve Ulusal Savunma Konseyi bir yanda; önce Senato, ardından Temsilciler Meclisi bir diğer yanda. Bu arada Dışişleri, Savunma gibi bakanlıkların çok köklü gelenekleri var ve bu nedenle Başkan'dan bağımsız olmasalar bile özerk davranabiliyorlar. Daha önemlisi aralarında çok sert rekabet olabiliyor. CIA, FBI gibi kuruluşlar da çok önemli. Ama ilk olarak John Negroponte'nin üstlendiği "Ulusal İstihbarat Direktörlüğü" de çok etkili bir makam. Bir de tabii Başkan'ı bile azletme yetkisine sahip olan Yüksek Mahkeme var. Washington'da yüzlerce lobi şirketi bütün bu kurumlarla iş görmeye çalışıyor. Özellikle büyük şirketler Beyaz Saray ve Kongre üzerinde etkili olup istedikleri düzenlemeleri hayata geçirmeye çalışıyorlar. Acayip paralar dönüyor. Tabii ki yolsuzluklar da o kadar büyük çaplı oluyor.

Bu güç merkezlerinden hangileri Türkiye'de AKP hükümetinden yana, hangileri değil?

Çakır: Açıkçası kimse AKP'den yana değil, ama çoğu, alternatifi olmadığı için onunla iş görmeyi sürdürecek bir realizme sahip. Bu arada Neo-Conlar (Yeni-Muhafazakârlar) arasında giderek tırmanan bir AKP düşmanlığı söz konusu.

Kara Kuvvetleri Komutanı iken Washington'a bir ziyarette bulunan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın çıkışlarıyla ilgili ne düşünüyorlar?

Çakır: Orgeneral Büyükanıt buraya geldiğinde, AKP düşmanlarının epey güçlü olduğu Amerikan Girişim Enstitüsü'nde (AEI) konuştu. Hatta toplantıyı, her vesileyle AKP'ye vurmayı alışkanlık edinen Michael Rubin sundu. Dolayısıyla Büyükanıt'ı çok ama çok yakından takip ettikleri açık. Zaten bu kesimlere Türkiye'deki her şey, özellikle de laiklikle ilgili her tartışma anında tercüme edilip aktarılıyor. Ben bazı "irtica" haberlerini Türk medyasından değil de buradaki Neo-Conların yazılarından öğreniyorum.

Peki AKP'den umduğunu bulamayan ABD yönetimindeki etkili odaklar Türk Genelkurmayı ile işbirliği zemini arıyor mu?

Çakır: TSK yıllardır Washington'la çok yoğun, doğrudan ve iyi ilişkilere sahip. Daha doğrusu sahipti. Ama 1 Mart tezkeresi, ardından 4 Temmuz çuval olayı bu ilişkileri çok kötü etkiledi. Ama son bir-iki yıldır bir iyileşme gözleniyor. "Askerden askere" ilişkilerin yeniden, güçlü bir şekilde yoğunlaştığı söyleniyor. Bu ilişkilerin siyasi boyutu nedir? Çok spekülatif cevaplar verebiliriz bu soruya, ama birileri, "Ordu AKP'yi devirmek için Washington'dan destek arıyor" derse kimse inanmasın. Bu tür abartılı yorumlar, Türk-Amerikan ilişkilerinin doğasını ve ABD'de sistemin nasıl işlediğini bilmeyenlerin uydurması.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ya da "İslamcı" birinin cumhurbaşkanlığına nasıl bakıyorlar?

Çakır: Açıkçası çok fazla ilgilendikleri söylenemez. Ama böyle bir ihtimalin Türkiye'de krize yol açabileceği öngörüsü nedeniyle gelişmeleri çok yakından takip ettiklerini de biliyoruz. Bazılarının sandığının aksine Washington "Türkiye'de krizler çıksın, mahvolsun, bölünsün" filan diye düşünmüyor. Türkiye ile ilgili çevrelerin Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığını pek arzuladıklarını sanmıyorum. Ama burada temel neden Erdoğan'ın İslami kimliği değil, dört yıl önceki kadar popüler olmaması.

Bush'tan sonra nasıl bir gelecek bekliyor ABD'yi? Demokratlar, eğer kazanırlarsa, Bush yönetiminin sekiz yıllık sertlik yanlısı dünya politikasını kökten değiştirebilirler mi?

Çakır: Daha Bush'un görev süresi dolmadan, ara seçimlerde Demokratların zaferi bekleniyor. Kongre'nin muhalefete geçmesi durumunda, zaten her şeyi eline yüzüne bulaştıran Bush tam anlamıyla daralacaktır. Ama burada genel bir kanı var: "Ara seçimleri alan başkanlığı kaybeder" deniyor. Çünkü Başkan seçiminde çok farklı faktörler etkili oluyor. Ama ben Başkanlığı da Demokratların alacağını sanıyorum. Bir kere Hillary Clinton ve Barack Obama gibi iki güçlü ismin adaylığı söz konusu. Hillary ilk kadın, Obama da ilk siyah başkan olmak için kolları sıvayabilirler. Cumhuriyetçilerde şimdilik en parlak isim Arizona Senatörü John McCain. Demokratlar seçilirse ne olur? İşte bu sorunun cevabı yok. Çünkü Demokratlar ürettikleri politikaların cazibesiyle yükselişe geçmediler, Bush'un hatalarından istifade ediyorlar. Ama Bill Clinton döneminde yetişmiş birçok parlak isim bunca yılı Bush'u izleyip eleştirerek geçirdi. Herhalde sandıktan Demokratlar çıkarsa bunlar bazı etkili politikaları hayata geçireceklerdir, diye umuyoruz. Ama şimdilik ortada pek bir şey yok.

ABD'ye göre Türkiye, Kürt meselesinde tam olarak ne yapmalı?

Çakır: Washington'un çok açık, net, üzerinde çalışılmış bir Kürt politikası olduğunu sanmıyorum. Hatta bu, Irak Kürtleri için de geçerli. Türkiye için bir federasyon, hatta bağımsız Kürt devleti planları yok. Zaten bununla uğraşacak zaman ve enerjileri de yok. Ve şu anda önlerinde PKK'nın Kuzey Irak'ta yuvalanması meselesi var. Şöyle söyleyebiliriz belki: Washington Ankara'nın reformları sürdürmesini, ama en önemlisi Kürt milliyetçilerini siyasi sisteme dahil etmesini istiyor. Telaffuz etmeye korkuyorlar, ama PKK'ya yönelik bir af ciddi olarak söz konusu olursa kesin destekleyeceklerdir.

O halde DYP Lideri Mehmet Ağar'ın çıkışını da destekliyorlar…

Çakır: Mehmet Ağar'ın son çıkışını Washington'la irtibatlandırmak isteyenler çıkabiliyor. Benim hem Washington'dan, hem Ağar'ın yakın çevresinden öğrendiğim kadarıyla böyle bir şey yok. Hatta Ağar, Kürt sorununu ABD ipoteğinden kurtarmak için bu çıkışı yaptığını söyledi. Bununla birlikte Ağar'ın, son çıkışıyla Washington'ın da ilgisini çektiğini ve onu yakın izlemeye aldıklarını kolaylıkla söyleyebiliriz.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı