Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ABD’ye geldi. Washington ve New York’ta hep bildiğimiz konuları konuşacak: PKK, Ermeni Soykırımı Tasarısı, Kıbrıs, Irak ve buna bağlı olarak Kerkük. Ardından Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt gelecek, aynı konuları masaya yatıracak ve yumurtanın iyice kapıya dayandığını söyleyecek. Peki bunlardan ne çıkar? En fazla Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı küçük çaplı ama sansasyonel bir operasyon olabilir. Bunu da kimlerin, ne zaman, nasıl yapacağı belirsiz. Ama Amerikalılar Irak Kürtlerine rağmen PKK’yı vurmazlar, hele Türkiye’nin tek başına Irak’ta bir şeyler yapmasına yeşil ışık yakmazlar. ABD, Avrupa ve genel olarak Batı dünyası son yıllarda neden Türkiye’nin taleplerini, beklentilerini çok fazla ciddiye almıyor? Türkiye’yi kaybetmekten korkmuyor mu? Yoksa bizi sevmiyorlar mı?
Bizden çok memnunlar
Tam aksine seviyorlar, hem de çok. Belki de sorunlar bundan kaynaklanıyor. Osmanlı’nın son döneminden beri süren Batılılaşma gayretimizden memnunlar. Demokratik, laik sistemimizi takdir ediyor, hatta zaman zaman diğer İslam ülkelerine model olarak sunmaktan da çekinmiyorlar. Bu arada giderek büyüyen Türk ekonomisi de Batılı yatırımcıların gözlerini kamaştırıyor.
Türkiye’nin jeopolitik konumu da Batı için çok değerli: Dün Sovyetler Birliği’ne karşı ileri bir karakol görevi görmüştük, 1990 başlarında Irak’a yönelik “Çekiç Güç” operasyonunun ana üssü olduk. Bugün de NATO’nun en büyük ikinci ordusu olmamıza pek bir itirazları yok. Somali, Afganistan, Bosna, Lübnan gibi çatışma bölgelerinde görev üstlenen Türk askeri hep alkış alıyor. Batılılar Türkiye’den o kadar memnunlar ki Ankara’nın taleplerini hep kulak arkası ediyorlar. Örneğin “Türkiye’nin AB dışında tutulması bir felaket olur” dediğinizde sizi abartılı konuşmakla, hatta şantaj yapmakla suçluyorlar. Kuzey Irak’taki PKK varlığını gündeme getirdiğinizde Ankara’nın Irak Kürtleriyle doğrudan iyi ilişkiler geliştirmesini dayatıyorlar. Örnekleri çoğaltabiliriz. İşte Amerikan Kongresi’nden her an geçebilecek olan Ermeni Soykırımı Tasarısı veya Annan Planı’nı benimsemelerine rağmen cezalandırılmaya devam edilen Kıbrıs Türkleri...
Aşırı güvenin sırrı
Askeri darbe ihtimalini soruyorsunuz. “Olmaz” diyorlar. Ya da “daha önce de olmuştu. Türkiye bu sefer de kısa vadede yine demokrasiye döner” cevabı alıyorsunuz. Kamuoyu yoklamalarında da bariz bir şekilde ortaya çıkan her türden Batı karşıtlığını gösteriyorsunuz “Türkiye’de demokrasi dışı bir milliyetçilik tehlikesi yok” diyorlar. Ya da “Türkiye’nin Batı’dan başka gidebileceği bir yer mi var?” diye sizi sıkıştırıyorlar.
Kısacası Türkiye’nin başına ne gelecek olursa olsun Batılı ülkelerin üst düzey yöneticileri, medyası, aydınları şuna inanıyor: “Dert değil, Türkiye’ye bir şey olmaz. Türkiye bunları da aşar.” Öncelikle bize bizden daha fazla güveniyor olmalarına şüpheyle yaklaşmalı ve samimiyetlerini sorgulamalıyız. “Türkiye’ye bir şey olmaz” diyenlerin çoğu aslında “Türkiye’den bir şey olmaz” diye düşünüyorlar. Yani “ne kadar çabalarsa çabalasın Türkiye gerçek anlamıyla Batılı bir ülke olamaz. Ne demokrasisi, ne sivil toplumu, ne laikliği Batı standartlarına birebir uyamaz.”
“Türkiye’den bir şey olmaz” diye düşünüyorlar çünkü Türkiye’den bir şey olmasını pek istemiyorlar. Türkiye’nin başarılı olması durumunda, İslam ve Doğu karşıtlığı temelindeki neredeyse ırkçı varoluşlarının boşa çıkmasından ürküyorlar.