Topraklarında ikinci bir saldırı olmaması ABD’nin eskiye kıyasla daha güçlü olduğunu mu gösteriyor? Ünlü Amerikalı araştırmacı-gazeteci Seymour Hersh bu soruyu, “Kimse bunu iddia edemez. Daha iyi bir halde olduğumuzu söylemenin imkanı yok... Hiçbir bakımdan daha güçlü değiliz, çünkü eskisi gibi saygı görmüyoruz ve yenilmezlik kalkanımız da artık yok” diye yanıtlıyor. Hersh’le birlikte The New Yorker dergisinde çalışan bir başka önemli gazeteci Jon Lee Anderson da, “Daha güçlü değiliz, çünkü düşmanlarımızın saygısını kaybettik” diyor. Anderson, yakından izlediği Irak işgalinden hareketle sözlerini şöyle sürdürüyor: “Irak’ta askerlerimizin öldürülebilir olduğunu gördüler. Çünkü bizi yakından gözleme imkanı buldular ve hiç de kafalarındaki süper gücün mantığıyla hareket etmediğimizi gördüler.”
Gerçekten de Washington 5 yıl boyunca, ‘çizilen karizmasını’ tamir etmeye çalıştı. Ama bir süper güce yakışmayacak vahim hatalar yaptı; yapmaya da devam ediyor. Bunların başlıcalarını sıralayalım:
AVRUPA’YI KAYBETTİ
* 11 Eylül’ü suistimal etti: ABD yönetiminde etkili olan Neo-con’lar (yeni muhafazakârlar) ilk şokun ardından 11 Eylül’ü, “Amerikan yüzyılı”nı gerçekleştirmede bekledikleri fırsat olarak gördü. Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld gibi şahinleri de ikna ettiler. Bu tutum komplo teorilerine kapı araladı. Özellikle Avrupa kamuoyu, Washington’un hegemonyasını perçinlemesine alet olmaktan kaçındı.
* Savaş ilanıyla El Kaide’yi yüceltti: Bush’un “küresel teröre karşı savaş” söylemindeki ısrarı çok eleştirildi. Çünkü savaşta inisiyatif ordudaydı, ama El Kaide olayının siyasi, ekonomik ve kültürel boyutları çok baskındı. Üstelik savaş ilan edilecek bir ülke, düzenli bir ordu bile yoktu. Ayrıca savaş ilanıyla El Kaide’ye büyük önem atfedilmiş oldu.
* Bildiğini okudu: ABD yönetimi, uluslararası kurumlara fazla bel bağlamadı. Yanına İngiltere, İtalya, İspanya, Polonya gibi her dediğine “Evet” diyecek ülkeleri alıp, kimseye hesap vermeden bildiğini okudu.
* Dünyayı kendisinden ibaret gördü: 11 Eylül’ün beşinci yıldönümünde aynı soru soruluyor: Günümüzde dünya daha mı güvenli? Tartışmayı ABD belirlediği, Amerikalılar da kendini dünyanın merkezinde gördüğü için genellikle “Evet” cevabı veriliyor. Çünkü ABD topraklarında ikinci bir eylem olmadı. Ancak son 5 yılın bilançosu dünyanın hiç de güvenli olmadığını gösteriyor. Bu sürede, El Kaide ile doğrudan ilişkisi olsun olmasın, en azından ondan ilham alan teröristler, Endonezya’dan İngiltere’ye, Türkiye ve Rusya’ya kadar dünyanın dört bir yanını kan gölüne çevirdi.
İŞİNİ BİTİRMEDİ
* Düşmanını küçümsedi: Dışarıya karşı korkunç tablolar çizse de Washington, El Kaide ve benzeri yapıları hemen alt edebileceğini sandı. Bunların ne derece örgütlü, profesyonel, ve topluma kök salmış olduğunu kavrayamadı.
* İşleri yarım bıraktı: Afganistan’da Taliban rejimini devirdi, El Kaide’ye darbe indirdi ama işini bitirmeden örneğin Bin Ladin’i, Taliban lideri Molla Ömer’i yakalayamadan Irak’a yöneldi. Irak kâbusu sürerken, İran’a, hatta belki de Suriye’ye askeri harekat seçenekleri tartışılabiliyor.
* Kendi değerlerine ihanet etti: Irak’ta Ebu Garib, Afganistan’da Bagram ve Küba’da Guantanamo; CIA uçakları, gizli hapishaneler, işkenceler zanlıların yıllarca yargılanmadan hapiste tutulması. Amerikalı sağduyulu siyasetçi ve aydınlar bunları “Bizi biz yapan değerlerin ayaklar altına alınması” olarak niteleyip tavır aldı.
* Müslümanlar’ın hassasiyetlerini önemsemedi: Afganistan ve Irak’ın işgali, ABD’nin buralarda başına buyruk davranışları İslam dünyasında infial yarattı. BOP kapsamında İslam ülkelerinin demokratikleşmesini savunan Washington, totaliter rejimlerle işbirliği yaptığı için Müslümanlar’ın kalbini kazanamadı.
Bush’un ikinci döneminde, özellikle Rice’ın Dışişleri Bakanı olmasıyla birlikte ABD politikalarında ciddi değişiklikler yaşanıyor. Ama bunun terörle mücadeleye nasıl yansıyacağı henüz belirsiz. Bush son 5 yılın hatalarından yeterince ders almışa benzemiyor. Daha vahimi, onun El Kaide tehdidine ihtiyacı var.