Bilderberg’in gündeminde Türkiye yoktu

08.06.2010 Vatan

Her seferinde kamuoyunun belli bir ilgisini çeken Bilderberg Toplantısı bu yıl 3-6 Haziran Günlerinde İspanya Barcelona’da Sitges tatil kasabasındaki Dolce Otel’de yapıldı. Üçte ikisi Batı Avrupa, geri kalanı ABD ve Kanada’dan 130’a yakın kişinin katıldığı toplantıda şu başlıklar ele alındı: Finans reformu, Güvenlik, Siber Teknoloji, Enerji, Pakistan, Afganistan, Gıda Sorunu, Global Isınma, Sosyal Şebekeler Oluşturma, Tıp Bilimleri, Nükleer Silahlar, AB-ABD ilişkileri.

Katılımcıların üçte biri üst düzey hükümet üyeleri ve bürokratlar, geri kalanlarsa finans, sanayi, eğitim, ve iletişim sektöründe üst düzeyde görev yapanlardı.

Yanılmıyorsam bu yılki Bilderberg Toplantısı’nın “en kendi halinde” katılımcısı bendim. Benim dışımda Türkiye’den dört kişi daha vardı. İki bakan davet edilmişti fakat işlerinin yoğunluğu gerekçesiyle olsa gerek katılamadılar ve böylece önceki yılların aksine Türkiye resmi düzeyde Bilderberg’de temsil edilememiş oldu.

Çok sıkı güvenlik tedbirleri altında, katılımcılar ve görevliler dışında kimsenin alınmadığı toplantıda, yukarıdaki başlıkların ele alındığı panellerin dışında, özellikle yemek ve kokteyl saatlerinde çok yoğun sohbetler ve tartışmalar yaşandı.

Bilderberg Toplantısı’nın özellikle ilk iki gününde yabancı basının hemen hepsinin ilk sayfalarında Mavi Marmara baskını ve Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan kriz hali ele alınıyordu. Nitekim katılımcılar biz Türklerle hep bu konuyu ve ek olarak İran’la yaşanan nükleer sorunda Ankara’nın pozisyonunu tartıştılar. Fakat toplantının kendisinde Türkiye, İran konusundaki tutumu nedeniyle çok kısıtlı bir şekilde anılmak dışında hemen hemen hiç gündeme gelmedi. Öyle ki toplantının molaları sırasında internetten Türk gazetelerine baktığımızda, “dünyayı yönetenler”in gündemiyle Türkiye’ninkilerin pek örtüşmediğine tanık olduk.


Cazibesi kapalı yapılmasında

Mayıs 1954’te Hollanda’daki Bilderberg Oteli’nde bir grup Kuzey Amerikalı ve Batı Avrupalı siyasetçi, işadamı, akademisyen ve bürokrat biraraya gelip “dünya meseleleri”ni konuştular. O andan itibaren “Bilderberg Toplantısı” olarak anılan bu buluşmalar her yıl düzenli olarak farklı ülkelerde, farklı otellerde ve dış dünyaya (ve dolayısıyla basına) kapalı bir şekilde tekrarlandı. Soğuk Savaş’ın doğrudan bir ürünü olan Bilderberg Toplantısı, gerek üst düzey katılımcıları, gerek ele aldığı konular ve gerekse tamamen kapalı yapılması nedeniyle çeşitli komplo teporilerine yol açtı ve özetle “dünyanın geleceğinin şekillendiği toplantı” olarak anılır oldu.

Bilderberg Toplantısı, Soğuk Savaş’ın bitmesinden sonra da devam etti ve her ne kadar “kapalılık” konusundaki ilkelerden taviz verilmese de kamuoyu dolaylı yollarla olup bitenler hakkında kısmen bilgilendirilir oldu.

Bilderberg’in düzenleyicileri bir süredir bu kısmi şeffaflaşmayı daha da genişletip genişletmemeyi tartışıyorlar. Bunun için şu ana kadar uygulanan “Chatnam House” kurallarından vazgeçmeleri gerekiyor. Bu kurallara göre katılımcılar söz konusu toplantıda edindikleri bilgi ve görüşleri iki şekilde kamuya aktarabiliyorlar:

1Bu görüşleri dile getirenlerin ve toplantıya katılan diğer kişilerin adları ve bağlı oldukları kurumlar açıklanamıyor;
2 Buna karşılık bu bilgi ve görüşlerin hangi toplantıda öğrenildiği belirtilebiliyor.

Bilderberg düzenleyicileri Chtanam House kurallarını kaldırılması, hatta gevşetilmesi durumunda toplantıya üst düzey katılımı sağlamakta zorlanacaklarını, gelenlerin de görüşlerini ifade etmede kendilerini yeterince özgür hissetmeyeceklerini düşünüyorlar. Hal böyle olunca Bilderberg etrafındaki efsaneler ve komplo teorileri varlığını sürdürüyor.


Herkes konuşuyor

Durumun daha iyi anlaşılabilmesi için Bilderberg Toplantısı’nın nasıl cereyan ettiğini biraz anlatmak gerekiyor. Önceden belirlenen başlıklara uygun genellikle iki ya da üç tartışmacının katıldığı paneller düzenleniyor. Bazı oturumların bir moderatör ve tek bir kişiyle yapıldığı da oluyor. Toplantı salonuna soyadlarına göre alfabetik sırayla oturmuş olan diğer katılımcılar, panel sürerken söz almak için ellerini kaldırıyorlar ve önlerindeki mikrofondan sıraları gelince ya yorum yapıyor ya da soru soruyorlar. Panellerde 15-20 kişinin söz aldığı oluyor ve panelistler bunların herbirine cevap veriyorlar.
Bilderberg Toplantısı’nda beni en çok şaşırtan, bazı kişilerin, görünüşte kendi meslekleri veya alanlarıyla ilgisi olmayan konularda da çok meraklı ve bilgili olduklarını görmek oldu. Bir diğer ilgi çekici husus, birçoğunu zaten tanıdığımız, tanımadıklarımızın da temsil ettikleri kurumları bildiğimiz katılımcıların çok açık ve direkt bir şekilde konuşmaları ve tartışmalarıydı. Bu arada bir noktanın altını çizmek gerekir: Katılımcıların bağlı bulundukları kurumların değil de kendi kişisel görüşlerini dile getirdikleri ısrarla vurgulanıyor. Bununla birlikte sahiden kendi görüşlerini dile getiriyor olsalar da katılımcıların çalıştıkları kurum ya da şirketi bilince sözlerinin değeri daha da artıyor veya kimi durumda azalıyor.

Sonuçta ortaya “dünyanın nasıl yönetileceği” nin tartışılıp karar verildiği bir zirveden çok, zaten bir şekilde dünyanın yönetilmesinde bir şekilde rolü olan önemli şahsiyetlerin “işler nasıl gidiyor?” gibi genel bir soru etrafında yürüttükleri çok geniş ve hayli verimli bir “beyin fırtınası” çıkıyor.


Muhafazakâr yaklaşım
Bilderberg Toplantısı’nın Soğuk Savaş’ın bitmesiyle bir ölçüde kabuk değiştirdiği ortada fakat yine de belirgin bir muhafazakârlık da göze çarpmıyor değil. Örneğin o kadar adları anılmakla birlikte Doğu ülkelerinden, özellikle Çin ve Rusya’dan katılımcılar yok. Yine şaşırtıcı bir şekilde, Batı Avrupa’ya çoktan entegre olan eski Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinden de kimsenin davet edilmemiş olduğu görülüyor. Bu arada Latin Amerika’dan da katılımcı olmadığını hatırlatalım.

Sonuç olarak Bilderberg Toplantısı’na davet edilmekten ve katılmış olmaktan hiç şikayetçi değilim. Bilakis benim için çok yararlı ve öğretici bir toplantıydı. Fakat toplantıya katılırken onun çok sıkı kurallarını da kabul etmiş olduğum için, orada kimin hangi konuda ne dediğini aktaramıyor olmanın benim gibi bir gazeteci için hayli sıkıntılı bir durum olduğu da ortada.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı