Bir yanlış çok doğruyu götürebilir

01.11.2011 Vatan

PKK’nın son dönemde saldırılarını tırmandırarak “devrimci halk savaşı” başlatmak istediğini biliyoruz. Örgüt bunu daha önce de birkaç kez denedi ve başarılı olamadı, bugün de başarılı olması mümkün gözükmüyor. Ama PKK’nın “halk savaşı” başlatamaması, onun yaşanan çatışmaya halkı bir şekilde dahil edemeyeceği anlamına gelmiyor. Nitekim 1980 ortalarından itibaren, özellikle de 1990’ların başlarında yaşanan “düşük yoğunluklu savaş”ın birinci derecede mağduru bölge halkı, yani Kürtler olmuş; her ne kadar yaşananlardan en az devlet kadar sorumlu olsa da PKK bu mağduriyeti çok iyi kullanıp kitle tabanını, nüfuz alanını genişletmişti.

Yazı dizimizin ilk gününde altını kalın çizgilerle çizdiğimiz gibi, devlet, özellikle de TSK, PKK ile mücadelesine halkı karıştırmamak için azami özeni gösteriyor. Yani geçmişte sık sık yaşadığımız gibi, PKK saldırılarının intikamını bölge halkından almak isteyen bir devlet ve bu durumdan memnuniyetle istifade eden bir örgüt yok. Ne var ki, devletin onları çatışmanın dışında tutması, bölge halkının PKK’ya yönelik ilgi, sempati ve hatta ilişkisini azaltmaya yeterli olmuyor. Her ne kadar “zararın neresinden dönülse kâr” olsa da, devletin bu konuda hayli geç kalmış olduğu ortada.

Telafisi zor yeni sorunlar

Öte yandan aylardır süren, tüm ülkeyi kapsayan ve binlerce kişinin gözaltına alınıp çoğunun tutuklanmasına yol açan KCK operasyonları devletin Kürtlerle ilişkilerinde telafisi zor yeni sorunlar çıkarıyor. Bu operasyonları başından itibaren defalarca eleştirdim. Bu yazıda, dün ele aldığımız yeni ve son derece hayati bir olgu üzerinden KCK operasyonlarına yeniden bakmak istiyorum.

Kürt siyasi hareketi içindeki en makul isimlerden biri olarak bilinen ve ilk operasyonlarda tutuklanan Fırat Anlı’nın çok çarpıcı bir tespiti vardı: “Biz müzakere edilebilecek belki de son kuşağız.”

Hakkari’de konuştuğumuz orta yaşlı Kürt kanaat önderlerinin, 1990’lı yıllarda doğan çocuklardan kaynaklanan aşırı radikal damardan nasıl kaygı duyduklarını dün etraflıca anlatmıştık. “Okuyarak değil yaşayarak kindar” olan bu çocukların denetlenmesi son derece zor bir iş olarak ortadayken, polis ve özel yetkili savcıların, kent merkezlerinde yasal siyaset yapmaya çalışan (diğer bir deyişle bu gençlerin taşkınlıklarını engelleme potansiyeli taşıyan) isimleri topluca cezaevlerine doldurmasının mantığını anlamak kolay değil.

Tam da PKK’nın istediği 

Anlaşılan devletin içindeki bir kanat, Kürt hareketi içinde konuşulup tartışabilecek isimlerin tasfiyesiyle PKK ve oradan hareketle de Kürt sorununu çözebileceğini düşünüyor. Bu operasyonlar başladığından beri defalarca Güneydoğu’ya gitmiş bir gazeteci olarak, KCK operasyonlarının hiç de arzulanan sonuçlara yol açmamış olduğunu, PKK’nın “aslında devlet çözüm filan istemiyor” şeklindeki propagandasını güçlendirmiş olduğunu gözledim.

Hele Prof. Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu gibi saygın isimlerin de KCK sepetinin içine konulmak istenmesi hükümetin sık sık tekrarladığı, “demokrasiden taviz vermeden terörle mücadele” iddiasına ciddi bir şekilde gölge düşürüyor.

Sonuç olarak “dağ”da PKK ile “baş başa” mücadele konusunda isabetli bir stratejiyi hayata geçiren devletin, “bağ”da işin içine hemen herkesi katıyor olmasının yarattığı çelişkili durum, Kürt sorununun çözümü konusundaki ümitleri de ciddi bir şekilde söndürüyor.

Yani onca acı deneyimden hareketle atılan onca “doğru” adım, geçmişten ders çıkartmamakta direnen bazılarının birkaç “yanlış” adımı” nedeniyle heba olabiliyor.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı