ABD Başkanı George W. Bush yakın zamanda İslam dünyasından çok lider ağırladı. Pakistan’dan Pervez Müşerref ile Afganistan’dan Hamid Karzai’yi iftarda bir araya getirdi ve iki ülke arasındaki sorunları aynı masada tartıştırdı. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile ortak basın toplantısı düzenledi. Hatta Talabani’nin Kürtçe bir soruya Kürtçe karşılık vermesine övgü düzdü. İnsan hakları savunucularının şiddetli protestolarına rağmen Kazakistan’ın otoriter lideri Nursultan Nazarbayev’le de öğle yemeği yedi.
Bush’un ilgisi söz konusu liderlere mi, yoksa onların ülkelerine mi yönelik? Bu tartışmayı bir yana bırakıp, bu sabah Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la neden yaklaşık bir saat görüşecek olduğunu anlamaya çalışmak daha isabetli olacaktır. Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru “Bir kaynağım ‘heyetler arası görüşme iş yemeğiyle devam ederse şaşırmam’ dedi” diye yazmıştı. Böyle bir şey olmayacağı artık belli. Yine Koru “ABD açısından olağanüstü sonuçlar doğurabilecek bir buluşma bu” da demişti. Şu ana kadar bu iddiayı doğrulayabilecek en ufak bir işaret bile alabilmiş değiliz. Hatta teamüllerin aksine Amerikalı yetkililer, Washington’daki Türk gazetecilere görüşme öncesi brifing verme ihtiyacı bile hissetmediler.
Hangi PKK?
Mayıs ayı ortalarına gidip hafızamızı zorlayalım. Erdoğan Endonezya’daki D-8 Zirvesi’nde, ortada bir neden yokken Bush ile görüşme arzusunu dile getirmişti. Ve ikili ilişkiler dışında esas olarak İran konusunu konuşmak istediğini açıklamıştı. Ama şimdi ABD yolunda uçakta gazetecilerle yaptığı sohbette “ABD gezisinde PKK, Lübnan, Irak, enerji konuları var. Kıbrıs var. İran’ı onlar gündeme getireceklerdir” dedi. Demek ki Ankara’nın, İran nükleer krizinde oynayabileceği pek fazla bir rol yok. Vardıysa da kalmamış.
Aslında iki liderin bir saat içinde birden fazla konuya yoğunlaşabilmeleri teknik olarak mümkün değil. Zaten Erdoğan da “en önemli konu ne olacak?” sorusunu duraksamadan “PKK” diye yanıtlamış. Evet iki lider daha çok PKK konuşacaklar. İyi de hangi PKK’yı? Son dönemde PKK tartışmalarını tek başına belirleyen Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin iddia ettiği gibi “biten ve hiçbir geleceği olmayan” bir örgütü mü? Yoksa TSK başta olmak üzere bir dizi kişi ve kurumun inandığı gibi, “irtica” ile birlikte Türkiye’nin bugününe ve geleceğine yönelik en ciddi tehdidi mi?
Erdoğan Washington’a bir hafta önce gelmiş olsaydı, hiç kuşkusuz PKK’nın süren terör eylemleri nedeniyle Bush’tan çok acil ve somut adımlar atmasını isteyecekti. Ama şimdi PKK’nın ilan etmiş olduğu ateşkes nedeniyle tam tersi bir durumla karşılaşabiliriz. Bush, pekala Talabani’nin yaklaşımının etkisinde kalabilir ve Erdoğan’dan ateşkes fırsatından istifade edip daha somut adımlar atmasını isteyebilir.
İç politika gölgesi
Erdoğan’ın Washington gezisi kesinleştiğinde, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın aynı gün Harp Akademileri’nin açılış konuşmasını yapacağı ve bunun televizyonlardan canlı yayınlanacağı bilinmiyordu. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in bir gün önce TBMM’nin açılışında konuşacağı da akıllara gelmemişti. Erdoğan uçakta “irtica tehditi yok” dedi. Bir gün sonra Sezer kendisini tekzip etti. Erdoğan Pazartesi sabaha karşı sahur için kalktığında muhtemelen Org. Büyükanıt’ın konuşmasından da bir şekilde haberdar olacak, hatta canlı olarak izleyecektir. Org. Büyükanıt’ın da Erdoğan’a rağmen irtica konusuna vurgu yapması şaşırtıcı olmayacaktır.
Ve birkaç saat sonra Beyaz Saray’da o kısa buluşma gerçekleşecek ve Türk iç siyasetinin gölgesinde geçecek.