Başkan Bush yeni Irak stratejisini Irak Başbakanı Nuri el Maliki üzerine kurdu. Ne var ki ne Bush, ne bir başka Amerikalı üst düzey yetkili Maliki’ye güvenmiyor. Onun yerine yine Şii kökenli Cumhurbaşkanı Yardımcısı Adil Abdül Mehdi’nin başbakan olmasını arzuladıklarını gizlemiyorlar. Mehdi ise varılan çıkmazı Washington Post’a şöyle özetliyor: “Üç-dört yıl önce Amerikalılar çok iyimserdi. Onlara Irak’ta durumun ne kadar berbat olduğunu anlatamıyorduk. Şimdiyse çok kötümserler ve kimseye, bu ülkenin hâlâ bir şansı olduğunu söyleyemiyorsunuz.”
Başkan Bush’un da, son “Ulusa Sesleniş” konuşmasında “Bana son bir şans verin” demesi Irak’ta işin tamamen şansa kaldığını kanıtlıyor. Ama Mehdi’nin dediği gibi Irak konusunda iyimser Amerikalı bulmak giderek zorlaşıyor. Başlangıçta Bush’a Irak konusunda yetki veren Demokrat senatör ve milletvekillerinin hemen hepsi çoktan özür dilemiş durumdalar. Onlara Cumhuriyetçiler de katılıyor. Örneğin Virginia Senatörü John Warner, “Daha önce Vietnam’da sesimi çıkarmamış olmaktan pişmanım. O zaman da sürekli asker artırıyorduk. Bir işe yaramadı” diye konuşuyor.
Çok değil bir-iki yıl önce ABD’de Irak’ı Vietnam’a benzetenlere hiç de iyi gözle bakılmıyordu. Ama artık Irak denilince akla Vietnam geliyor. Bu nedenle Cumartesi günü Washington’da toplanan onbinlerce Amerikalı’ya Jane Fonda’nın seslenmesi çok anlamlı. Çünkü artık 69 yaşında olan ünlü yıldız zamanında Vietnam Savaşı’na karşı çıkmanın sembolü olmuş, hatta bu yüzden adı “Hanoi Jane” e çıkmıştı. “34 yıldır savaş karşıtı bir toplantıda konuşmamıştım” diyen Fonda siyasi perhizini bozmasının nedenini şöyle açıklıyor: “Suskunluk artık seçenek olmaktan çıktı.”
Neden İran?
Bush’un arkasındaki kamuoyu desteği iyice diplere vurmuş durumda. Üstelik kendi partisinin ağır topları da yollarını alenen ayırıyorlar. Ve elinde teknik olarak hiçbir başarı şansı olmayan bir plan var. Peki Bush ne yapıyor? Askerlerine, bu ülkede faaliyet gösteren İran ajanlarını tutuklama, hatta gerekirse öldürme emri veriyor. Son dönemde Irak’ın farklı bölgelerinde çok sayıda İranlının tutuklanması ABD’de bir dizi soruya yol açmış durumda:
1) Bush böylece Irak’taki başarısızlığını unutturmak mı istiyor?
2) Yoksa Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün gibi “Şii canlanışı” ndan ürken Sünni rejimlerin gönlünü mü almak istiyor?
3) Amerikan ordusu zaten Sünni direnişle, El Kaide ile ve Şii milislerle savaşıyor. Bunlara bir de İranlıları eklemek mantıklı mı?
4) Şii Araplar ve Kürtlerle arasını açmadan, sadece askeri operasyonlarla İran’ın Irak’taki etkisini kırmak mümkün mü?
5) İranlılar Amerikan askerlerine cevap verirlerse ne olur?
6) Amerikan askerleri İranlıları, kendi ülkelerine kaçarlarsa takip edecekler mi?
7) Bütün bunların nükleer silah tartışmalarıyla bir ilgisi var mı?
8) Bush savaşı daha da yaygınlaştırmak mı istiyor?
Çifte standart
Amerikalılar, “Kuzey Irak’taki PKK’ya karşı neden bir şey yapmıyorsunuz?” dendiğinde hep şu iki cevabı tekrarlıyorlar:
1) Irak’ta başka işlerimiz var, gücümüzü bölemeyiz.
2) Öncelikle Iraklıları, özellikle Kürtleri ikna etmeniz şart.
Ama İranlılar söz konusu olduğunda ne yeni cephe açmaktan çekiniyor, ne de Irak’ı yöneten Şii ve Kürtlerin itirazlarını dinliyorlar. Düğüm noktası PKK’nın ABD’yi hedef almaması, Amerikan askerlerine saldırmaması. Peki İranlılar saldırıyor mu? Amerikalılara göre bu sorunun cevabı evet. Bunun kanıtlarını bu hafta içinde açıklayacaklar. Saddam’ın kitle imha silahları gibi balon bir iddiayla karşılaşmamız kuvvetle muhtemel.