CHP’liler medyaya boşuna kızıyor

14.10.2011 Vatan

Salı günü Meclis’te karşılaştığım CHP milletvekilleriyle grup toplantısını izlemeye gelmiş bazı partililer bana hep medyadan yakındılar. Medyanın tamamen siyasi iktidara angaje olduğunu, kendilerini yok saydığını ileri sürdüler ve örnek olarak da genellikle “köstebek bakan” olayını verdiler.

Haksız sayılmazlar. Medyaya baktığımızda ana muhalefet liderinin suçlamalarından çok Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın savunmalarına yer verildiğini görüyoruz. Normal şartlarda medyanın “savcı”dan çok “avukat” olmaya talip olması anlaşılır bir şeydir. Fakat daha önceki örneklerden hareketle medyanın genelinin “savunma en kutsal haktır” düşüncesinden değil, güçlüden (yani siyasi iktidardan) yana olma, görünme refleksiyle böyle bir tutum izlediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

CHP’lilerin, medyanın daha eşitlikçi, adil bir çizgiye gelmesini talep etmeleri, haksızlıklardan şikayet etmeleri son derece yerindedir fakat siyasi iktidara karşı etkili bir muhalefet yürütememelerinin sorumluluğunu medyaya yüklemeleri kolaycılıktan başka bir şey değildir. Yine “köstebek bakan” örneğinden yola çıkarak sözlerimi açmak istiyorum: Eğer medya bu konuda evrensel basın kriterlerine göre “tarafsız” bir tutum izlese ne olacaktır? Diyelim ki CHP Atalay’ı iyice itibarsızlaştırdı, hatta onun görevi bırakmasına sebep oldu; bu onu “güçlü” ve “etkili” bir ana muhalefet partisi yapar mı?

Geçmişteki örnekleri hatırlayalım: Kılıçdaroğlu grup başkan vekiliyken Şaban Dişli ve Dengir Fırat gibi iki dişli AKP yöneticisini ciddi bir şekilde hırpaladı; onların pozisyonlarını kaybetmelerine yol açtı. Ama ardından yapılan seçimlerden iktidar partisi hiç de zararlı çıkmadı. Dişli hâlâ milletvekili ama olan AKP’nin özellikle Kürt sorununda en “akil” isimlerinden olan Dengir Bey’e oldu.

Medyaya rağmen siyaset

CHP’liler medyaya aşırı yüklenirken yakın siyasi tarihimizden pek bir ders çıkarmamışa benziyorlar. İşte AKP örneği ortada. Bu parti, sürekli olarak büyük medyanın en acımasız saldırılarına maruz kalmış bir kadro tarafından, “medyaya rağmen” kuruldu, tek başına iktidara geldi ve belli bir süre yine medyanın büyük bir kısmının engelleme çabalarına rağmen yoluna devam etti. AKP’nin medyayı kontrol altına almasının büyük ölçüde 2007 seçimlerinden sonra gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

AKP’nin medyaya rağmen başarılı olmasının sırrı, “sahici bir siyasi hareket” olması, yani toplumun içinde çok derin köklere sahip olmasıydı. AKP’nin toplumun belli kesimlerinden aldığı destek o derece sağlamdı ki medya vurdukça bu parti güçlendi.

Bir diğer örnek Kürt siyasi hareketidir. Kürt hareketinin tarihteki tüm partileri, hiç tartışmasız medyanın gözünde hep “lanetli” olagelmiştir. Halen bu muamele BDP’ye uygun görülmektedir. Ama onca dışlanma, karalanma ve saldırıya rağmen bu partilerin oyları neredeyse sistemli bir şekilde arttı, artmaya da devam ediyor. Burada da benzer bir durumla karşı karşıyayız: BDP de toplumun belli bir kesiminde çok ciddi bir karşılığı olan “sahici” bir siyasi partidir. BDP’lilerin Meclis’e gelir gelmez gündem belirler konuma gelebilmeleri de aynı sahicilik nedeniyledir.

Her devrin medyacıları 

CHP’liler medyaya eleştirilerini her şeyin önüne geçirmeyip, “sahici” bir ana muhalefet partisi olmaya çalışsalar herhalde daha isabetli olacaktır. Kaldı ki medyanın desteğini alacaklar da ne olacak? Türkiye’de şu an varolan medya düzeniyle hiçbir siyasi hareket bir adım bile ileriye gidemez. Diğer bir deyişle, bugün bir muhalefet partisinin medyayla arasının “iyi” değil “kötü” olması, o partinin lehinedir.

Bir de şunu akılda tutmakta yarar var: Bugün CHP’liler tarafından iktidar partisinin güdümünde olmakla suçlanan yayın organlarının, medya yöneticisi, yazar ve çalışanlarının hatırı sayılır bir bölümü, yakın bir zamana kadar Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına durmaksızın saldırmayı kendilerine vazife biliyorlardı. Eğer bir gün CHP iktidara gelirse, bunların ezici bir çoğunluğunun bu sefer onlara yanaşacağını kestirmek zor olmaz.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı