Fatoş Pınar Türker'in onuru işkenceyi yendi

11.06.2026 medyascope.tv

11 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Biz CHP’yi konuşuyoruz, konuşmaya da devam edeceğiz, belli ki. Ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası da sürüyor. Salı günü CHP grup toplantısını kim yapacak, kim yapmayacak tartışmalarının ortasında İBB davasında çok önemli bir savunma yapıldı. İBB’ye bağlı Medya A.Ş.’nin Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in savunması, öncelikle salonda bulunanları gözyaşına boğdu. Daha sonra medyada, sosyal medyada dolaşıma girince çok büyük bir infiale neden oldu; çünkü Fatoş Pınar Türker kendisine yapılan aşağılık bir işkenceyi detayları ile anlattı. Nedir bu: Çıplak arama. Önce bir bakalım, nasıl anlatmış başına gelenleri.

Fatoş Pınar Türker: ‘‘Bir kadın memur geldi. ‘Arama yapacağız’ dedi. Sıra ile götürüyorlar bizi, sonra geri getiriyorlar. Benimle birlikte gitti, böyle arşiv odası gibi bir yere aldı beni. 'Soyun' dedi. 'Nasıl yani?' dedim. Eldiven taktı eline. Arkada klasörler var, çok küçük bir oda. O memuru da nerede görsem asla unutmam, odayı da nerede görsem asla unutmam. 'Üstünü çıkar' dedi. Üstümü çıkardım ama üstümü çıkarmanın... Zaten çıplağım. Ne kontrolünü yapacaksın? Yine de kontrol yaptı. 'Tamam, üstünü giyebilirsin' dedi. 'Peki gidebilir miyim?' dedim. 'Hayır' dedi. 'Eşofmanını da indir' dedi, indirdim. 'Çamaşırını da' dedi. 'Nasıl yani?' dedim, 'İndireceksin' dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerine kadar indirdim. 'Şimdi yere çömel' dedi. Ondan sonra da 'Burada utanan varsa çıkabilir' dedi. Ben utanmıyorum ama insanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum. ‘Cinsel organını aç’ dedi. 'Bacaklarını aç, arkana dön, eğil.' Sonra 'Tamam' dedi.’’

Evet, gerçekten çok acı, çok ibret verici bir olay. Ve burada önemli olan, Pınar Türker gibi başına bunlar gelen birisinin bunu bir mahkeme salonunda tüm kamuoyuna bütün detaylarıyla anlatabilmesi ve anlatırken de "Ben bundan utanmıyorum, yapanlar utansın" demesi. Zaten bütün ince nokta burası. Düşünülüyor ki; bu tür uygulamalardan ve işkencelerden sonra mağdurlar sessiz kalır, utanır, söyleyemez ya da bazıları "böyle söylersem tahliye olamam" vesaire diye ürker diye düşünüyorlar. Yani yaptıkları yanlarına kâr kalacak sanıyorlar. Ama Fatoş Pınar Türker böyle yapmadı. Bunu açık açık söyledi.
Bakıyoruz; İsviçre’de okumuş, Boğaziçi Siyaset Bilimi’ni bitirmiş, Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen kurumlarında, şirketlerinde üst düzey yöneticilik yapmış ve aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi’nde İşletme bölümünde hocalık da yapıyormuş. 2021’de kamuya geçip İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Medya A.Ş.’nin Genel Müdürü olmayı kabul etmiş. Yani aslında önü çok açıkken, özel sektörde çok açıkken bir anlamda kendisini kamu hizmetine adamış. Nevşehirli bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmiş. Öyküsüne baktığımız zaman da tam bir Cumhuriyet insanı, Cumhuriyet kadını görüyoruz.
Yaptığı bu savunmanın ardından önce Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı bir açıklama yaptı. Daha doğrusu 2025'te yaptığı bir açıklamayı tekrar yayınladı. Dedi ki: ‘‘Böyle bir şey yok. Bu tamamen asılsızdır.’’ Ama zaten Fatoş Pınar Türker emniyetten bahsediyordu. Daha sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden bir açıklama geldi: ‘‘Her şey hukuki mevzuata uygun bir şekilde yapılmıştır. İddialar asılsızdır’’ diye. Şimdi şöyle bir olay var; birisi bir şey söylüyor, bir suçlamada bulunuyor, adı var, kendisi herkesin içinde bunu söylüyor ve siz hiçbir inceleme yapmadan ya da çok hızlı bir inceleme yapıp bir gün içerisinde ‘‘bunlar doğru değildir’’ diyorsunuz. Bu tür ayrıntıları bir insan neden uydurur? Ve zaten demin dinlediniz, ne diyor? ‘‘O kişiyi, kadın memuru asla unutmam. O mekânı asla unutmam’’ diyor.
Normal şartlarda hukuk devletinin olduğu yerde, bu çıplak arama işkencesi suçlamasında bulunan kişiye o binada görevli personelin fotoğrafları gösterilip ya da karşısına çıkartılıp teşhis etmesi beklenir, şu olur bu olur. Hızlı bir şekilde bir yalanlama yapılıyor ama çok da böyle açık bir yalanlama değil. Akın Gürlek’e soruldu dün Meclis’te AK Parti grup toplantısının çıkışında, ‘‘bakanlıkta işim var’’ deyip cevap vermedi. Yani şimdi bu dönemler tabii ki Akın Gürlek'in doğrudan etkili olduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemler ve şimdi de bakan olarak onun sorumluluğunda, İçişleri Bakanı'nın da sorumluluğunda ve çıkıp kamuoyunu aydınlatmaları gerekiyor. Aydınlatmak değil aslında, gereğini yapmaları gerekiyor. Çünkü bir kadın, bir cumhuriyet kadını onurlu bir şekilde kendisine yapılan işkenceyi anlattı. Bunun lamı cimi yok.
‘‘İddialar asılsızdır.’’ Neye göre asılsızdır? Niye böyle bir şeyi uydursun? Açıkçası mahkemede kendisini savunurken, ki savunmasının içerisinde çok başka ayrıntılar da var. Mesela bir savcı SEGBİS'ten kendisiyle bağlanıp ‘‘Hadi artık konuş, çocukların var. (Çünkü eşinden ayrı anladığım kadarıyla) Çocuklarının sosyal hizmetlere mi gitmesini istiyorsun?’’ diyor. ‘‘Avukatıma danışayım,’’ diyor. ‘‘Ne yapıyorsun? Ne avukatı ya, karıştırma avukatı,’’ diyor bir savcı. Ama bu onurlu kadın bütün bunları çekinmeden anlatıyor. Bunları anlattığı zaman, bunları böyle anlattığı zaman açık söylemek gerekirse bugünün Türkiye'sinde kendi durumunu riske atıyor. Yani bunlar itirafçıların, etkin pişmanlıkçıların ifadesi gibi bir ifade değil. Tam tersine başka bir şey. Kendini savunurken aslında bu sistemi sorguluyor. Çok önemli bir şey.
Zaten İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında — ben birçok oturumu izledim tutuksuz sanık olarak, çoğunu da geri kalanların da hepsini medyadan takip ediyorum — bu operasyonu yapanların en çok rahatsız olduğu husus bence şu; böyle siyasi bir angajmanı olmayan, kendi halinde gözüken birtakım insanların — belediye bürokratı olabilir, iş insanı olabilir — çıkıp orada bir yılı aşkın süre cezaevinde kalmayı göze alıp kendilerine dayatılan suçlamaları reddetmeleri ve özellikle de tabii bir başka boyutu da şu; başkalarını suçlama yolundaki telkinleri de reddetmeleri ve onurlu bir duruş sergilemeleri. İşte bu bize neyi gösteriyor? Onur, her şeyin başında geliyor. O meşhur slogan; ‘‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek.’’ Çok güzel bir slogandır. Çok doğru bir slogandır. İşte Fatoş Pınar Türker onurlu duruşuyla işkenceyi ve işkencecilerini, buna zemin hazırlayanları yenmiş oldu.
Kişisel bir anımı anlatayım. Metris Cezaevi'nde 12 Eylül'de bizi dışarı çıkartmak söz konusu olduğunda, mahkemeye ya da avukat görüşüne ya da aile görüşüne, çıplak arama dayattılar ve biz kabul etmedik. Uzun bir süre, aylarca ne mahkemeye gidebildik, ne avukata gidebildik, ne ailelerimizle görüşebildik. Orada hiç unutmadığım bir andır. Bir astsubay pantolonunu indirip ‘‘Ne var bunda? Hepiniz erkek adamlarsınız. Ne olacak pantolonu indirince?’’ demişti. Yani onun için bu önemli olmayabilir ama bizim için önemliydi. Onurumuzdu. Onurumuzu korumak için birtakım haklarımızdan feragat ettik. Fatoş Pınar Türker tek değil. Başkaları da oldu. Özellikle çıplak arama konusunda başkaları da yaptı bunu. Fatoş Pınar Türker çok doğru olanı yaptı.
Şimdi, ‘‘Ne olacak canım? Çıplak arama işte, mevzuat’’ diyen var mıdır? Böyle bir mevzuat yok. Neyi arıyorsunuz? Ne arıyorsunuz? Nedir? Evinden almışsınız zaten. Çocuklarının önünden almışsınız. Apar topar getirmişsiniz. Yani soyarak ne bulacaksınız? Ne bulmayı umuyorsunuz? Orada yapmak istedikleri çok açık. Onun onurunu kırmak, moralini bozmak, yıkmak. Biz buna ‘‘yıkmak’’ derdik. Yıkmak; kişiliğini yıkmak, devirmek. Ondan sonra onu yaptığınız zaman, o kişi bu çarka girdiği zaman sizin elinizde, yani ‘‘siz’’ derken kimi kastediyorum; tabii ki bu süreci yapan devletin, yetkililerin elinde bir oyuncak gibi olabiliyor. İşte her kuşun eti yenmiyormuş. İnsanlık onuru, işkenceyi pekâlâ yeniyormuş. Fatoş Pınar Türker'e bir vatandaş olarak çok teşekkür ediyorum. Zor bir şey yaptı; çocukları olan bir anne olarak, kamuoyunda bilinen bir isim olarak bu yaşanan şeyi ‘‘Utanması gereken ben değilim, onlar’’ diyerek teşhir etti. Helal olsun diyorum.
Ve bugünkü ithafım, bu konuyla çok alakalı bir şey, çok sevgili kardeşim Nilüfer'e, Nilüfer Alcan. Doğru dürüst fotoğrafını bile bulamadım. Nilüfer, benim Galatasaray Lisesi’nde hazırlıktan beri sınıf arkadaşım olan İlker'in küçük kardeşi. Çocukluğunu bilirim, hakikaten. Biz zaten okula girdiğimizde çocuktuk ama Nilüfer'in çocukluğunu bilirim. Biz sol harekete girdik, İlker, başka arkadaşlar beraber. Ondan sonra, bir süre sonra anladım ki yıllar geçtikten sonra Nilüfer de büyümüş. O da öyle olmuş. Sağlık teknisyeniydi diye hatırlıyorum. Çok aktifti, birtakım insan hakları kurumlarında çalışıyordu ve içeri girdi. İçeri girdiğinde duyduğum kadarıyla nişanlıymış ve o meşhur Hayata Dönüş Operasyonu'nda Bayrampaşa Cezaevi'nde hayatını kaybetti.
Türkiye çapında 20 cezaevinde düzenlenen operasyonda iki asker, 30 tutuklu hayatını kaybetti. O dönemin iktidarı Başbakan Bülent Ecevit ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Cezaevleri Genel Müdürü yine o çevrelerden Ertosun soyadlı birisiydi, kim olduğunu şimdi hatırlamıyorum. Hatırlamak da istemiyorum açıkçası. Ve büyük bir katliamdı bu. Tecrite karşı yürütülen ölüm oruçlarını bastırmak için yapılan bir operasyondu ve orada sevgili kardeşim Nilüfer de dahil olmak üzere çok kişi hayatını kaybetti. Nilüfer'in ölüm nedeni birinci derecede yanık ve duman zehirlenmesi. Şimdi yaşasaydı herhalde 60'ına yaklaşmıştı. Tekrar kendisini rahmetle ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
11.06.2026 Fatoş Pınar Türker'in onuru işkenceyi yendi
09.06.2026 Alişer Delek: “Kılıçdaroğlu kurultayı bir yıldan önce yapmaz”
09.06.2026 CHP son hız kopuşa gidiyor
09.06.2026 Hafta Başı (85): Özel-Kılıçdaroğlu düellosu
09.06.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: “İki CHP’nin bir arada durabilme ihtimali giderek azalıyor”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
06.06.2026 Serkan Turgut ile söyleşi: İzmirliler niçin kaygılı, öfkeli ve umutsuz?
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı