Galatasaray başkan adayı Prof. Süheyl Batum ile söyleşi

21.05.2024 medyascope.tv

21 Mayıs 2024’te medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Galatasaray Spor Kulübü’nün 25 Mayıs Cumartesi günü yapacağı Olağan Seçimli Genel Kurul Toplantısı’ndaki iki başkan adayından Prof. Süheyl Batum stüdyoda konuğumuz. Bu yayından önce, mevcut başkan ve yeniden aday olan Dursun Özbek’e de çağrı yaptık. Ancak kendisi yayına katılamadı. Biz de Süheyl Batum’la yayın yapıyoruz. Dursun Özbek katılmadığı için diğer yayını iptal etmemiz söz konusu olamayacaktı. Keşke diğerini de yapabilseydik, olmadı. Hoş geldiniz hocam.
Süheyl Batum: Hoş bulduk.

Ruşen Çakır: Açıkçası, benim için sürpriz oldu adaylığınız. Süheyl Batum’u yıllardır tanırım, kulübü yıllardır bilirim. “Bu seçimde başka adaylar çıkar mı?” diye bakınırken, birden siz çıktınız. Nereden çıktı adaylığınız?
Batum: Dediğin doğru. Ama ben lisedeyken, “Galatasaray’ın Riva’sı var, bize hiçbir şey olmaz. Borçlansak bile adamız var” derdik. Sonra, 2016-17 yılında, Dursun Başkan o sırada, “Riva’yı satalım, onu inşaat projesi hâline dönüştürelim ve gelir elde edelim” dedi. Aslında o kadar da önemsememiştim. Nasıl olsa bizim Florya’mız var, orası var diye düşündüm. Bir baktık ki Türkiye târihinde en kötü sözleşmeyi yapmış. Riva sözleşmesinde Galatasaray’ın payına sâdece %20 düşüyor, üstelik nâtamam villalarla. Yüzde 80’ini Emlâk Konut ve yüklenici firma paylaşıyor. Türkiye’de herhalde %20’ye-%80 anlaşan bir mülk sâhibi yoktur. O arada Dursun Özbek, “Bunun içine Florya’yı da katıyoruz” dedi. Allah’tan o iş yürümedi, Mustafa Cengiz Florya’yı geri aldı. Ama Riva %20’lik bir payla, hem de kaba inşaat üzerinden gitti.
Dursun Başkan 27 Nisan’da, yani bundan 15-20 gün öncesinde, “Florya için güzel teklifler var. İki milyar TL avans alacağız ve Bankalar Birliği borcunu kapatacağız. 25 Mayıs’taki seçime kadar yeni seçilecek yönetimi borçsuz bırakmayı taahhüt ediyorum” dedi. “Bir dakika ağabey! Sana 2022’de verilen yetkide birtakım koşullar koydu Galatasaray. Riva %20 payla, nâtamam villalarla gitti. O inşaatlar tamamlanınca payı zâten %15’e geliyor. Şimdi Florya’yı nasıl veriyorsun, kaça veriyorsun? ‘70 milyon dolar aldım’ diyorsun. Demek ki sen o koşulların hiçbirine uymadan, bir yerden bir teklif aldın ve ön satış avansı aldın” dedik. Dursun Özbek, “Biz toplamda 400 milyon dolar bir para alacağız” dedi. Biz bunun üzerine oturup bir hesap yaptık. Orada en azından 500 milyon dolar gibi bir zarârımız var. Sen hiç 500 milyon doları bir arada gördün mü ya? Kaç kişi görmüştür 500 milyon doları. “Amaan ne olur” dendi. 500 milyon dolar Galatasaray’ın geleceği. Artık Riva gitti. Başka bir Florya’mız da yok. Burada acâyip bir durum var. “Dursun Başkan büyük hatâlar yapıyor. Bu hatâyı yaptırmayacağız” dedik. Aday olmamın birinci sebebi buydu. 
İkincisine gelince: Galatasaray demokratik bir kuruluş, bir sivil toplum örgütüdür. Sâdece bir futbol takımı değildir. Galatasaray’ın içinde her partiden, her siyâsal görüşten, düşünceden insan olur. Bizi birbirimize bağlayan şey, hangi partiden olduğumuz değil, Galatasaraylı olup olmadığımızdır. Bu kadar basittir. Bu câmianın içinde liseli olan vardır, olmayan vardır, ama Galatasaraylı’dır. Dursun Başkan, Galatasaray bayrağı altında, bir siyâsetçi için, “Seçimi o kazanırsa bizim için hârika olur” diyor. O kişi de kendini tam bilmediği için onun yanağını okşuyor. Bu görüntü bizi çok rahatsız etti.

Ruşen Çakır: Murat Kurum olayından söz ediyorsunuz.
Batum: Evet. Siyâsî bir şey değil, biz siyâsetçi değiliz. Dursun Abi veya Dursun Başkan, Galatasaray’ın başkanı, başkan olarak istediği partiden olur, istediği görüşten olur. Ama Galatasaray Başkanı olarak ne AKP’den ne CHP’den ne MHP’den ne DSP’den, kimseden yana olduğunu söyleyemez, “O olursa bizim için iyi olur” diyemez. Siyâseten taraf olamaz. 
Üçüncüsü de şuydu: Galatasaray son yıllarda en kolay dokunulabilir bir câmia hâline geldi. Neden? Sen de ben de hepimiz biliyoruz, çünkü Türkiye’de artık hukuk kalmadı. Hukuk kalmayınca futbol da hiç kalmadı. Hukukun olmadığı bir yerde, işler ya paraya kalır ya mafyaya kalır ya siyâsete kalır. Artık Türkiye’de her şey uydurma. “TFF” diyorsun, “Tahkim Kurulu” diyorsun, “Hukukçular geldi” diyorsun, ceketlerini ilikleyip duruyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, “Siz nasıl hukukçusunuz? Siz yargı organı değil misiniz? Bunlar nasıl yargı kararları?” diyor, biz görmezden geliyoruz. Bence Galatasaray, bütün geçmişiyle, 500 yıllık kurumlara dayanmasıyla, bunu söyleyebilecek tek ve en önemli câmiadır. Ben de bir hukukçu olarak bunu söylemek durumundayım.
Bu dediklerimizin doğru olduğu işte iki gün görüldü. Bir maç kaybettik. Maçı kazanırsın, kaybedersin, olabilir. Ama sonrasında olanlar inanılması güç. Alanımız basıldı. Bu yetkileri olmayan insanlar, orada bizim genel sekretere, “Defol git buradan, yoksa dayak yersin!” dedi. Birini linç etmeye çalıştılar. Öbürü gitti arkadan bir eski yöneticimize yumruk attı. Bir başkası geldi, “Hırsızlar, namussuzlar, haysiyetsizler… Şampiyon bizdik” gibi lâflar etti. Şimdi bunlar Galatasaray gibi bir câmiaya söylenebilecek şeyler değil. Galatasaray milyonlarca taraftarını, insanını, câmiasını korumak zorunda. “Erkeksen gel buraya, ben buradayım.” Bu nedir kardeşim böyle! Biz hemen suç duyurusunda bulunduk dün. “Eğer bu bir hukuk devleti ise gereğini siz yerine getireceksiniz. Yok eğer değilse, bize açıkça hukuk devleti olmadığını açıkça göstereceksiniz” diye açık açık söyledik. İşte bütün bunlardan dolayı ben adaylık filan düşünmezken, yola çıktım.

Ruşen Çakır: İzleyicilerimizden de soru alıyoruz, yavaş yavaş geliyor sorular. Bir izleyicimiz, “Süheyl Hoca ülkenin hukuk sorununu çözemeyeceğini anlayınca kendini spora vermeye mi karar vermiş?” diye sormuş.
Batum: Evet, doğrudur. Yıllardır siyâsette anlatmaya çalışıyoruz, bir anlamı yok. Anayasa için söylüyorsun, bir anlamı yok. Ama hukuk, bunun çok bâriz ortaya çıktığı bir alan. “Tahkim Kurulu” diyorsun, insanları oturtuyorsun. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, “Sen mahkeme filan değilsin” diyor. Biz bunları söylediğimizde anlaşılmıyor. Bâri futboldaki insanlar…  Çünkü futbol farklı bir şey. Ne söylersen adamın yüreği burada çarpıyor. Bunun hukuksuzluğunu daha net görüyor.

Ruşen Çakır: İzleyicimiz Hüseyin Kaya, “Kongrelerde, başarılı yönetimlerin karşısında rakip olmaz genellikle. Süheyl Hoca işinin zor olduğunun ne kadar farkında?” demiş.
Batum: Çok güzel söylemiş. On beşinci olduğunda çıkmak kolaydır. Biz eğer sırf “Bir başkan adayı olalım” deseydik ya da “Dostlar alışverişte görsün” diye yapsaydık veya “Kazanırız. Bak 15.” deseydik, bize “Kolay” derlerdi. İkinci sene şampiyonluğa giderken ve “Görüntüde borçlar kapatılmış, hârika” demek varken, “Paraları mı almaya geliyorsunuz?” diyenler çok olmasına rağmen, biz çıktık. Bu, bizim ne kadar farklı düşündüğümüzü, niyetimizi gösteren bir şey.

Ruşen Çakır: Bilmeyenlere söyleyeyim, ben de Galatasaraylı’yım. Kombine biletim var, sürekli de maçları izlerim. Cumartesi günü maça gittiğimizde şampiyonluğun îlânını bekledik. Cumartesi günü kongre var, pazar günü de Konya maçı var. Konya maçı formalite olacak diye düşündük. İhtimalleri tartışmayalım, ama hâlâ şampiyonluk garanti değil. Cumartesi günkü kongrenin anlamı daha da artıyor.
Batum: Daha da arttı. Ben şimdiden arkadaşlarımla da konuşacağım, ama şuna karar verdik. Biz pazar günü şampiyon olacağımıza inanıyoruz. Ama cumartesi günü de seçim olacak. Tabiî bu nasıl yansır, nasıl yansımaz onları söylemiyorum. Ama cumartesi günü biz seçilirsek, şampiyonluktan sonra yapılan kupa törenine seçilmiş başkan olarak değil kesinlikle misâfir olarak katılacağız. Yani dün seçildik, geldik törene, “Kupayı biz verelim” demeyeceğiz. Bu, oradaki arkadaşlara sayılsın. Kaybedersek zâten bir şey yok, ama kaybetmeyeceğiz. Kazanırsak da bir kakofoni olmasın. Başkan gelsin, kupayı alsın, birlikte kutlayalım. Ama biz misâfirler olarak katılacağız kesinlikle. Bunu arkadaşlarla konuşacağım, ama benim kanaatim böyle. Çünkü biz rol çalmak için değil Galatasaray daha iyi olsun diye geldik ve hepimiz şampiyonluğu çok istiyoruz. Ama buraya denk düştü.

Ruşen Çakır: Bir izleyicimiz, “Süheyl Hoca’yı hiçbir genel kurulda ve Divan Toplantısı’nda göremedik. Mâdem bu kadar büyük hatâlar vardı, neden zamânında hiç bunları söylemedi?” diye sormuş.
Batum: Herhalde o arkadaş gelmemiş. Ben genel kurullara geldim, Divan Kurulu’nda konuşma da yaptım. Hepsine gelmedim elbette; ama gelmediğime dâir böyle bir şey yaydılar. O da onlardan duymuş herhalde. Yoksa ben, 1983 yılında, 12 Eylül’den sonra ilk defa dernekler ve spor kulüpleri tekrar açıldığında, Semih Haznedaroğlu Abi’nin adına konuşma yapan üç kişiden biriydim. 2000 yılında Alp Yalman’la berâber oradaydım. 2022 yılında Eşref Hamamcıoğlu ile berâber, Disiplin Kurulu Başkanı olarak katıldım. Yani Galatasaraylılar hayatlarında böyle bir adamı ilk defa gördüler gibi bir şey yok. Ben yıllardır Divan Kurulu üyesiyim. Gittim, konuşmalar da yaptım. Hattâ yaptığım konuşma videolarda döndü Galatasaray Kulübü’ne, hiçbir şeyim yokken bile, bâzı hukuksal konularda kendim gittim. Bugüne kadar niye hiçbir şey söylemedi demek belden aşağı vurmaktır. Ama o söylediğim de doğru. Dursun Başkan 27 Nisan’da, “70 milyon dolar alacağız ve Bankalar Birliği borcunu seçime kadar kapatacağız” dediğinde, “Abi biz sana yetkiyi böyle vermedik. Sen bunları alacaktın, basın yoluyla canlı olarak kamuoyuna duyuracaktın. Katılımcı sayısını artırmak için, açık ihâleleri basın yoluyla duyuracaktın. Hangisini yaptın? Hangi teklifleri aldın?” diye sorduk. Çünkü “Teklifleri aldık” diyor. Kim aldı teklifleri? Bunlar kim? Dört tâne büyük bağımsız denetim firması nerede? Bir proje yönetim şirketi kurulacak, tüm süreçler bu proje yönetim şirketi tarafından yürütülecek. Peki, nerede abi bunlar?  Üstelik de bir 25 Mayıs’a kadar alıyorsun. Bu öyle kolay bir para değil. Senin verdiğin rakamlara göre yaptığımız hesaplar arasında büyük bir fark var.
Az önceki soruyu soran Galatasaraylı dostumuza da şunu söyleyeyim: Ben Genel Kurul’da aradaki bu farkları sordum. Divan Kurulu’nda da sordum. Dedim ki: “Başkan! Sen ‘400 milyon dolar alacağım, bunun 70’i bizim’ diyorsun. Ama bizim yaptığımız hesapta, şu inşaat şirketleriyle burada minimum 900 milyon dolar kazanacağımız söyleniyor. Arada 500 milyon dolar fark var.” Dursun Başkan bana şöyle diyebilirdi: “Süheyl Batum, söylediklerinin hepsi yanlış. Biz buradan ancak 420 milyon dolar kazanabiliriz” dese, onu da anlardım. Ama bize “Bu kulübün içine nifak sokmayın, fitne sokmayın. Kapım açık. Gelin odama size anlatayım” dedi.  Bu ne demek? Hangi kurumda böyle bir şey olabilir?  “İyi yönetilmiyor” diyorsun. Cevap olarak, “Kapım açık, gel. Sordun mu bana?” diyor. Bu ne demek? Sorduğumuz yer belli.
Bunun dışında başkana, “Kaç ev yaptın, kaç ev sattın? Şu nedir bu nedir?” diye sorular sorduk. “Ben hukukçulara sordum, bunları size vermek mükellefiyetimiz yokmuş. Size ancak Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamalarını verebilirim” dedi.  Onları niye isteyeyim. Zâten senin televizyonunda da bütün televizyonlarda da yayınlanıyor.

Ruşen Çakır: Birkaç kişiden Florya ve Riva sorusu geldi, ama siz bunu epeyce anlattınız.
Batum: Evet, defalarca anlattım.

Ruşen Çakır: Burak Timuroğlu şöyle demiş: “Süheyl Hocam, hem ‘Ülkede hukuk yok’ diyorsun, hem ‘Hukukla çözeceğiz’ diyorsun.”
Batum: Hayır, öyle demiyorum. “Hukuk yok, ama bu hukukun olması için birçok imkâna sâhibiz” diyorum. Örneğin, içimizden birkaç arkadaş inanılmaz bir şey yaptı. Bir tânesi Rezan (Epözdemir). Rezan çok iyi bir hukukçudur, bir metin hazırladı. Biz ona da baktık. TTF’nin gerçek anlamda bağımsız, özerk bir kuruluş olması için gerekli değişikliklerin neler içerdiğini, bu sözde Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), Uyuşmazlık Çözüm Kurulu (UÇK), Tahkim Kurulu’nun, nasıl doğru dürüst bir kurul hâline dönüşebileceğine dâir bir metin hazırladı. Bir tek örnek söyleyeyim. Hukuk önemli. Meselâ, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ali Rıza karârında, Sedat Doğan karârında, Hakem İbrahim Tokmak karârında Tahkim Kurulu’na, “Sen mahkeme değilsin, bağımsız değilsin. Yargılama yapamazsın” dedi. Bunun üzerine federasyon oturdu kanunu değiştirdi. Ne getirdi biliyor musun? Yemin getirdi. “Yemin ettirdik” diyorlar.  “Ben çok iyi olacağıma ve bağımsız davranacağıma yemin ediyorum, vallahi tallahi.” Hukuk düzeninde böyle bir şey olabilir mi? Peki, bunu düzeltemez misin? Hukuk olmadığını, ama bunu düzeltmenin mümkün olduğunu söylüyorum.

Ruşen Çakır: Esat Gök çok somut, kısa bir soru sormuş. Hep soruluyordu herhalde bir de ben sorayım: “Okan Buruk’la devam edecek misiniz?”
Batum: Evet, yüzde yüz. Olan şeyler değiştirilmez. Ben Okan Buruk’un başarılı olduğunu düşünüyorum. Avrupa’da istediğimizi yapamadık, ama çok basit bir şey söyleyeyim: Sparta Prag’la play off maçına çıkacağız. Okan Buruk, ara transfer döneminde, 20 gün önceden bana, “Bir sol bek, bir de sağ bek alın” dedi.  O yeni çıktı, ama Sacha Boe’yi sattık, elimizde ciddî bir para da var. O süre boyunca yönetim almadı. Sonra ne oldu? Biz sağ ve sol beksiz, Barış Alper’i, Berkan’ı oralara monte ederek, olmadı Berkan’ı stopere monte ederek çıkmak zorunda kaldık ve elendik. Şimdi burada Okan’ın bir kabahati yok. Yönetim gerekli desteği sağlayamadı. O yüzden bizim için Okan Buruk, Erden Timur ve futbolcular bir assettir. Biz yürüyen bir şeye çomak sokmak için gelmedik.

Ruşen Çakır: Erden Timur da dâhil mi?
Batum: Dâhil tabiî. Zâten şu anda Sportif AŞ’nin Başkan Yardımcısı. Benim bildiğim kadarıyla istifâ etmedi.  Biz kazandığımızda da istifâ eder, “Ben gelmiyorum” derse –ki hiç inanmıyorum–, biz Okan Buruk’la Erden Timur’u bir bütün olarak görüyoruz, futbolcuları da görüyoruz. Biz deli miyiz buna çomak sokalım? Hatta biz buna Ünal Aysal’ı da…  Bugün Sportif AŞ’nin Başkanı Dursun Özbek, “Ben başkan olmayacağım, Ünal Abi’yi oraya getireceğim. Çünkü onun da vizyonu geniştir…” dedi.

Ruşen Çakır: Ama Ünal Aysal’ın Sportif AŞ’nin başına geçmesi durumunda kulübün futbola dahli olmayacağı söyleniyor.
Batum: Hayır, olacak; ama kulüp şöyle olacak: Zâten Sportif AŞ. ile dernek, spor kulübü birbirinden ayrı. Ama şunu yapacağız: Ünal Abi yönetimle konuşup, “Sayın Başkan, (Buruk) veya Erden Timur, Ahmet’i, Mehmet’i, Abdülkerim’i istiyor” diyecek. Tamam, biz onları ona sağlamaya çalışacağız. Biz hiçbir şekilde, “Okan Bey veya Ünal Bey veya Erden Timur, sen bu işten anlamazsın. Biz şimdi sana Falcao’yu getiriyoruz” demeyeceğiz. Zâten yürüyen bir şey var. Sparta Prag’a yenildik. Eh, Okan Buruk söyledi yenileceğini, ne yapsın? “Bana bir sağ bek, bir de sol bek alın” dedi, alamadık. Hunn’ü aldık. Ne oldu? Oynatamadık, çünkü geç aldık. UEFA listesinin verilmesinden sonra aldık. Dolayısıyla bunu kesinlikle Okan’a yazmıyorum. O bakımdan Okan Buruk bizim bir assetimiz. Erden Timur ve bugünkü futbolcular assetimizdir. Ünal Abi’yi de oraya bir asset olarak oturtacağız ve Ünal Abi’ye, “Sayın Başkan, sen vizyonunla, bu arkadaşlara –eğer isterlerse– yardımcı olursun ve onların istediklerini bizden talep edersin” diyeceğiz. 

Ruşen Çakır: Eray Bey’den bu konuyla bağlantılı bir soru gelmiş: “Transfer görüşmelerini kim yapacak?”
Batum: Transfer görüşmelerini kesinlikle Sportif AŞ Başkanı ve Başkan Yardımcısı yapar. En son aşamada, Okan Buruk da aynı kanaatte ise, “Tamam” derse, bize gelip “Bunu alacaksınız” diyecekler. Biz kesinlikle kendimizden transfer yapmayacağız. Ben hukukçuyum. Hukukta da buna inanmam. Yani işten anlamayan biri gelip, “Karar böyle olacak” desin, bunu kabul etmem.

Ruşen Çakır: Cumartesi günü statta yaşananlarla ilgili öfkeli izleyiciler var. Anladığım kadarıyla, bu cumartesi yaşananlar, önümüzdeki cumartesi yapılacak Genel Kurul’da da etkili olacak görünüyor. Bir izleyicimiz amatör branşları soruyor.
Batum: Çok güzel. İlk önce, öfkeli olanlara şunu söyleyeyim: Kesinlikle haklılar. Çünkü bu, dünyada çok az görülen bir şeydir. Bir maç kazanırsın ya da kaybedersin, ezelî rakibine yenilirsin veya yenersin. Biz geçen sene orada 3-0 yendik. Ama daha önce 3-1 yendik filan. Şimdi, bu yapılanları hoş görmek mümkün değil. Dünyanın hiçbir yerinde, bir kulübün başkanı sâhaya gelip, “Oradan çıkmazsan dayak yersin” diyemez. Bu olaya teknik direktörün oğlu ve bâzı futbolcular da karıştı. Bunların hepsini videolarda gördük. Biz hemen ertesi günü Başsavcı’ya gidip yaşanan olaylar için suç duyurusunda bulunduk. Başsavcı’ya açık açık, “Türkiye bir hukuk devletiyse, bu suçlar işlenemez, gereğini yerine getir” dedik. Şimdi bunun tâkipçisiyiz. İçişleri Bakanı’nın, Adâlet Bakanı’nın harekete geçmesini bekliyoruz. Trabzon maçında ilk önce bir açıklama yapıp, sonra Ali Koç “Ne diyorsun sen?” dediğinde, “Yok efendim, yok, Fenerbahçeli futbolcularla alâkası yok” diyen bir Adâlet Bakanı’ndan, şimdi bekliyoruz. İçişleri Bakanı! Nasıl olur da senin polislerinle berâber, oraya beli silâhlı altı, yedi tâne adam ve elli altmış tâne adam girip orada bir terör yaratırlar? Devlet bunların hepsinin tek tek hesâbını soracak, sormak zorunda. Eğer sormazsa, Türkiye’de devlet yok demektir. Göreceğiz.

Ruşen Çakır: Amatör branşlar?
Batum: Amatör branşlar Türkiye’de hakîkaten üvey evlât gibi. Bunun için iki önemli projemiz var: Bir tânesi şu: Bugünkü bütçede amatör branşlarımız her yıl 158 milyon lira zarar ediyor. Biz iki yıl için 158+158 –onu da yuvarlayıp 160 olarak aldık– 320 milyon lirayı, yönetim kurulu olarak, geri ödemesiz veriyoruz. Nakit akışı kolaylığı filan değil, geri ödemesiz parayı veriyoruz. Yani bundan sonra bütçeden ayrılan paydan 1 lira gelse, artık o zarârı kapatmaya değil, daha yeni bir gelişmeye dönecek. Bunu sağlayacağız. Üç yüz yirmi milyon lirayı tiko vereceğiz. 
İkincisi, bir ilçe belediyesi ve İBB ile bir görüşme yaptık. Şimdi ilçenin ismini söylemeyeyim rufâîler karışır üç günde. İstanbul’un o ilçesinde amatör sporlara yönelik bir salon var. Ama âtıl durumda, çalışmıyor. “Bir protokol yapalım, o salonun işletmesini bize verin” dedik. “Tamam” dediler. İnşallah 25 Mayıs’ta kazandığımız gün, sözleşmeyi de 29’unda yaparız. Temizlik ve güvenlik hizmetini belediye ödeyeip karşılayacak, biz de işletme giderlerini karşılayacağız. Orası bütün amatör sporcularımızın emrine âmâde olacak. Çünkü yazık, çantaları ellerinde o salondan bu salona gidiyorlar. Bugün burası kapalı, öteki tarafa gidiyorlar filan. Bundan kurtarmış olacağız. Bütün sporlar için değil, ama bu çok önemli bir şey sağlayacak. Basketbol, voleybol ve diğer bireysel sporlar için sâhası da var. Soyunma odaları, duşları, portatif tribünü var. Biz bütün amatör sporcuları buradan yararlandıracağız Ne zamana kadar? Kemerburgaz projesi bitene kadar. Bir de, artık yıllardır söylenen o “62 dönümün üstünde çok amaçlı salon yapacağız” lâfı vardır ya? Galatasaray gibi bir câmiada bunun yapılmamasına inanamıyorum hakîkaten. Galatasaray’da her şey yapılabilir. Eğer şeffaf ve doğru dürüst yaparsan, birçok insan bunun içine girer. Ama şeffaf yapmazsan, bir de tek kişiye verirsen, Galatasaray’da da her kulüpte de olur, çok konuşulur.
Meselâ Erden Timur, Florya’daki tesisin yapılmasıyla ilgili, “Nef ya da başka bir şirketle ben de tek başıma yapmam” dedi. Çünkü bir şirkete versen mutlaka onun bir söylentisi çıkacağını biliyor. Ama Türkiye’de öyle şirketler var ki. Üç dört şirkete verirsin ve onlar taşeron hizmetiyle yaparlar. Ya da çok açık olarak verirsin. Dursun Bey’in söylediği gibi, “%50 onlar, %50 biz.” Böyle bir hâsılat paylaşımı. Bu nedir yani?  Ruşen Çakır’ın kendi evi olsa ya da Süheyl Batum’un kendi arsası olsa Florya gibi bir yerde, %50-%50 paylaşırsa, emin ol, “Siz deli misiniz?” derler.

Ruşen Çakır: Bir izleyicimiz, “Sportif vaatleri nedir Nasıl bir transfer dönemi geçirmeyi vaat ediyor? Elinizde oyuncu listesi hazırlığı yoksa, transfer döneminde başarısızlık kaçınılmaz” diye sormuş. Bu aslında birçok taraftarın merak ettiği husus.
Batum: Bu soruyu soran arkadaşımız da çok iyi bir Galatasaraylı mutlaka, ama şunu bilmiyor: Transfer listesi elinde olup gelen yönetimler dâima başarısız olmuştur. Türkiye’nin en zengin insanının torunu Ali Koç başkan oldu. Kendine göre bir listesi vardı elinde. Beş yıldır felâket oldu; hiçbir şey yapamadı. Sonunda aklı buldu ve dedi ki: “Ben bunu yapamıyorum, Erden Timur’un listesine bakayım, kim varsa onları almaya çalışayım.” Fred ve Szymanski’yi alarak iyi bir transfer yaptığını söyledi. Böyle bir şeye kesinlikle inanmıyorum. Diyelim Süheyl Batum’un elinde hârika bir liste var. Ben bu işi Okan Buruk kadar ne bilirim? Kendime göre bir transfer yapsam… Yani ben de anlarım futboldan. Altı yaşından beri Galatasaraylı’yım. 69’dan beri maçlara giderim. Ama ben, “Bu futbolcuyu alacağız” desem, çok sevdiğim halde Abdurrahim Albayrak’ın durumuna düşerim. “Falcao'yu ben aldım” diyemezsin, olmaz. Onlar isteyecekler, sen onu getireceksin. O soruyu soran çok değerli Galatasaraylı dostuma böyle cevap verebilirim: “Elimde bir liste var, merak etmeyin onları getireceğim” dersem, bundan korksunlar. 

Ruşen Çakır: Serhat Öztürk demiş ki: Süheyl Bey’e başkanlık yakışır, ama Ali Koç’la baş edecekse öyle gelsin.”
Batum: Ederiz Allah’a emânet. Hukuk düzeninde hiç kimseden endîşemiz olmaz. Samîmiyetle söylüyorum. Herkes hukuka uygun davranacak. Herkes diğer câmiaya saygılı olacak. Çünkü bu futbol işi başka şeye benzemez. İş adamın kalbinde. “Neden Galatasaraylı’sın? Neden Fenerbahçeli’sin? Neden Trabzonlu’sun?” diyemezsin. Kimse gelip bize hakaret etmeyecek, biz de kimseye hakaret etmeyeceğiz. Kimse gelip bize, “Mâlûm câmia” demeyecek, biz de demeyeceğiz. Kimse gelip bize, “Bilmem ne terör örgütünün çocukları” demeyecek, biz de demeyeceğiz. Kimse târihi yeniden yazmaya, uydurmaya tevessül etmeyecek, biz de etmeyeceğiz. Öyle olursa kimseyle uğraşmayız. Ama, adı ne olursa olsun birileri bunları yapıyorsa, Galatasaray câmiası onunla mücâdele eder. 

Ruşen Çakır: Rezan Epözdemir’in durumuyla ilgili bir husus var. Esas başkanın o olacağı söyleniyor.
Batum: Hayır. Rezan genç bir arkadaşımız.

Ruşen Çakır: Yani bu şimdi biraz CHP’de Özgür Özel-İmamoğlu için söylenenlere benziyor.
Batum: Evet, bunlar hep söylenir. Ama çok net söylüyorum: Hayâtımda hiçbir dönemde, hiçbir kişi için, “Bu onun adamıdır”, “Bunu öbürü hazırlamıştır” filan demedim. Her şey görülecek, her şeye bakılacak. O listede yer alanlara baktığında da bir bölümü Galatasaray Liseli, bir bölümü değil. Galatasaray Liseli olanlar da olmayanlar da, hiçbiri, onun adamı olup onunla gelecek kadar veya benim adamım olup benimle gelecek kadar düşük profilli insanlar değil. Pırıl pırıl insanları almaya çalıştık. Mâdem çağdaş bir ülkedeyiz, kadın-erkek dengesini yapmaya çalıştık. Sen de biliyorsun, bunu hep söylerler. Meselâ elinde bir proje vardır, anlatırsın, “Boş ver, sen onları yapabilecek misin?” derler. Yani ben bu arkadaş için söylemiyorum onu, ama genelde öyledir.

Ruşen Çakır: Semih Bey seçimi kazanma konusunda sormuş: “Süheyl Hoca seçimi kazanma konusunda ne kadar emin? Kendi şansını nasıl görüyor?”
Batum: Vallahi ben “Seçimi kazanacağız” diyorum. Ama şimdi burada bir şans vermem, diğer tarafı da küçümsemek gibi olur, onu istemiyorum. Geçtiğimiz pazar günü yaşanılan olaylar şunu da gösterdi: Biz “Galatasaray’ı kolay dokunulabilir bir hâle getirdiniz, böyle yapmayın, Galatasaraylılar’ı koruyun” derken, doğru söylediğimiz, abartmadığımız da anlaşıldı. Ben “Kazanacağız” diyorum. Ama “Dediğinden emin misin? Şansın ne kadar?” diye sorarsan, hayır, emin değilim.  Herkesin oyu kutsaldır. Gelip oyunu kullanacaktır. Sonucu göreceğiz.

Ruşen Çakır: Esat Gök, “Ünal Aysal’a, zamânında yaptığı Drogba ve Sneijder transferleri gibi transferler yapması için yetki verecek misiniz?” diye sormuş. 
Batum: Ünal Abi zamânında Galatasaray Spor Kulübü’nün başkanıydı. Ama o dönem başkaydı, bu dönem başka. Ünal Abi o zamanlar Fatih Terim’le çalışıyordu; ama Fatih Terim’le arasında Erden Timur gibi biri yoktu. Belki o dönem ihtiyaç da yoktu. Artık dünya değişti. Ünal Abi’nin vizyonu çok yüksektir. Vizyon futbolda çok önemli.  O yüzden biz onu oraya koyduk. Meselâ Ünal Abi, “Harika bir futbolcu alma imkânına sâhibiz” dese, biz de “Okan ve Erden de isterlerse o futbolcuyu alabiliriz” dediğimizde, onların da “Hayır” diyeceğini tahmin etmem. Onlar istediğinde de Ünal Abi’nin “Hayır siz nereden çıktınız?” diyeceğini tahmin etmem. Biz, çok iyi bir dörtlü kuracağımızı düşünüyorum. Yani Okan Buruk, Erden Timur, Ünal Abi ve yönetim. Biz onların istediğini sağlamaya çalışacağız.  Bununla çok başarılı transferler yapacağımıza inanıyorum. Scout ekibinin başında Emre Utkucan var, pırıl pırıl bir arkadaş. Onu da istediği anda geliştiririz.
Ama Galatasaray’ın hedefi şu olmalı, bunu kesinlikle istiyoruz. Demin sen de söyledin, Şampiyonlar Ligi inanılmaz para getiriyor. Türkiye Ligi’nden çok daha fazla getiriyor. Artık Galatasaray küresel bir aktör olmalı. Bakıyoruz, Sarkozy’nin oğlu evinden çıkarken Galatasaray formasıyla çıkıyor. Afrika’ya gidiyorsun, Mısır’a gidiyorsun, oraya gidiyorsun buraya gidiyorsun Mısır’a gidiyorsun, Hasan Şaş ismini duyuyorsun. Ben bu dörtlünün, Galatasaray’ı bir küresel aktörlüğe dönüştürebilecek bütün hamleleri yapabileceğini düşünüyorum ve bunu yapacağız.

Ruşen Çakır: Mehmet Ali Bey’den bir taraftar sitemi gelmiş, onunla kapatalım programı. Şöyle demiş Mehmet Ali Bey: “Şampiyonluk sürecinde seçim kavgası vermeniz ne kadar doğru Süheyl Bey? Önceliğiniz takım olmalı, seçim değil. Şampiyonluktan sonra istediğiniz kavgayı verin” demiş; ama kongre de cumartesi günü.
Batum: Evet. Çoğu kişi böyle düşünüyordur. Biz de böyle düşündük. Ama biliyorsun seçim 25’inde. Bir hafta önce ilk toplantı 18’inde. Bu târihten 15 gün önce listeni vermek zorundasın. Yani ayın 3’ünde. Biz de listemizi verirken, böyle bir kavga görüntüsü olmasın diye, “Biz listemizi zorunlu olduğumuz için şimdi veriyoruz. Bize ‘24’ünde verin’ deselerdi, 24’ünde vermeye gayret ederdik. Ama listeyi 3’ünde vermek zorundayız. Biz o kadar da zor insanlar değiliz. Hepimiz Galatasaraylı’yız. Birinci amacımız Galatasaray’ın şampiyonu olması. O yüzden düşük profilli gideceğiz” dedik. Meselâ, artık şampiyon olacağımıza inandığımız Karagümrük maçı sonrası, o 90. dakikada, daha golü attıktan sonra, “Tamam artık iki maç, 6 puan var. Biz şampiyon oluruz” dedik ve ondan sonra, yapacağımız projeleri anlatmaya başladık. O güne kadar biz, kavga çıkmasın, bir problem olmasın, insanlar, “Biz şampiyonluğu bekliyoruz, sen proje anlatıyorsun” demesin diye, Karagümrük maçına kadar projeleri anlatmaktan imtinâ ettik. Ama durum öyle bir hâle geldi ki, biz 25’inde seçimi yapacağız, 26’sında şampiyonluk maçına çıkacağız. Ve inanıyoruz, alacağız. Ama bunu da yapmak zorundayız. Çünkü başka türlü yapma imkânı yok. Tüzüğe göre seçimi Haziran’a alma imkânı yok. Ama soruyu soran beyefendinin, “Sen gir de, ağzını açma. Kim ne diyorsa bekle. Veren versin, vermeyen vermesin” diye bir beklentisi olmaz herhalde.

Ruşen Çakır: Evet, çok teşekkürler Süheyl Batum. İzleyicilerden de epeyce soru aldık. Şu bilgiyi tekrar edeyim: Dursun Özbek’le de yayın yapmak istedik. Ama kendisinin programlarına uymadığı için olamadı. Onun için yayınımızo iki adaydan sâdece Süheyl Batum’la yaptık. Kendisine çok teşekkür ediyoruz. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
16.06.2024 “AK Parti içindeki gayri memnun kesim” ve “bürokratik vesayet” ile mücadele iddiaları
09.06.2024 Fethullahçı şebekeyle savaşmak için içeride barışa ihtiyacımız var
07.06.2024 CHP’nin yükselişi sürüyor mu? Hatem Ete ile söyleşi
07.06.2024 Ruşen Çakır ve Kemal Can ile Haftaya Bakış (217): Hakkâri Belediyesi’ne kayyum atandı - Akşener’in Beştepe ziyâreti - Fethullahçılık nereye gidiyor?
06.06.2024 Fethullah Gülen’in yeğeni Ebuseleme Gülen ile söyleşi: “Çok günahımız var, îtiraf etmeliyiz”
04.06.2024 Değişen Güneydoğu’dan izlenimler (3): Kürt hareketi ve Kürtlerin yarım kalan “Türkiyelileşme” süreci
03.06.2024 Değişen Güneydoğu’dan izlenimler (2): Erdoğan’ın yarasını ne kayyumlar sarabildi ne de HÜDAPAR
02.06.2024 Değişen Güneydoğu’dan izlenimler (1): Dönüşüm ve değişimin başrolünde kadınlar var
01.06.2024 Değişen Güneydoğu (4) – Van – Neslihan Şedal olaylı seçimi ve dönüşen şehri anlatıyor: “Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşmez”
31.05.2024 Değişen Güneydoğu (3) Batman: Kadın intiharlarından “Kadın Kenti”ne Gülistan Sönük : “Kayyumlar en büyük tahrîbâtı kadın kurumlarında yapmışlar”
16.06.2024 “AK Parti içindeki gayri memnun kesim” ve “bürokratik vesayet” ile mücadele iddiaları
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı