Hayrünnisa Gül’ün sunduğu fırsat

11.11.2010 Vatan

Tam da CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun da üniversitelerde türban (başörtüsü) sorununun çözümü için adım attığı (veya atmaya kalktığı) bir dönemde Hizbullah’a yakın oldukları iddia edilen bazı veliler, çocuklarını ilköğretim okullarına başörtüsüyle sokmak isteyerek tartışmalara yepyeni bir boyut getirdiler. Daha doğrusu normalde ilerki bir dönemde yaşanması söz konusu olan bir tartışmaya erken start verdiler. Nitekim aslında son derece münferit bir hadise olan bu girişim Türkiye’deki türban tartışmasına damga vurdu. Ve Hayrünnisa Gül’ün İngiltere’de kendisine yöneltilen bir soruyu cevaplandırırken ilköğretimde başörtüsüne kesinlikle karşı olduğunu, hayli açık ve sert kelimelerle ifade etmesiyse tartışmada tarafların birbirine karışmasına neden oldu.

Hayrünnisa Gül’ün bu sert çıkışı, popüler deyimle, muhafazakâr kesimlerde tam bir şok etkisi yarattı. Radikal eğilimli İslamcıların biraraya geldiği ve başörtüsü yasağına karşı faaliyetleriyle özellikle dikkat çeken Özgür-Der’in kendisini “beyazlamaya çalışan siyah”a benzetmesi (bilmeyenler için açıklayalım: “Beyazlamaya çalışan siyah” ABD’de siyah grupların temel hak ve özgürlük mücadelesine katılmayan, hatta ona karşı çıkıp kendilerine beyazlar arasında yer yapmaya çalışan siyahlar için söylenmiştir. Yani en basit deyimiyle “işbirlikçi” anlamına gelir) tartışmanın çıtasını çok yükseklere çıkardı. Ali Bulaç, Ahmet Taşgetiren gibi muhafazakâr aydınlar da Hayrünnisa Gül’e itirazlarını yer yer çok sert ifadelerle dile getirdiler.

Kaza deyip geçeceklerdi

Eğer Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, vakit geçirmeden eşiyle aynı görüşte olduğunu açıklamasaydı bu konu Hayrünnisa Gül’ün neden olduğu bir “kaza” olarak kabul edilip üstü kapatılırdı. Çünkü gerek ilkokul ve liselerde, gerekse devlet dairelerinde başörtüsü takılıp takılmayacağı, şu dönemde, başta AKP hükümeti olmak üzere muhafazakâr kesimin hiç ama hiç tartışmak istemedikleri bir konu. Zaten CHP ile birlikte üniversitelerdeki yasağı kaldırmaya yönelik düzenleme sırf bu yüzden, AKP’nin bu konularda taahhütte bulunmak istememesi nedeniyle gerçeklememişti.
Evet kaçınılmaz olan ama geciktirilmek istenen bu hayati tartışma, bir-iki velinin girişimi ve Hayrünnisa Gül’ün bir soruya irticalen verdiği bir cevapla başlamış oldu. İyi de oldu. Örneğin sıcağı sıcağına Başbakan Erdoğan’a bu konuda ne düşündüğü soruldu, o da, bana (ve birçoklarına) göre, üstü kapalı cümleler kursa da, Cumhurbaşkanı (ve eşi) ile aynı görüşte olmadığını açıkladı.

Laiklerin tavrı

Normal olarak Gül ile Erdoğan’ın bu kadar kritik bir konuda farklı pozisyonlar almasının çok ciddi siyasi sonuçlar doğurması beklenir. Yine de “laikliğe duyarlı” olarak tarif edebileceğimiz kesimin, muhafazakârlar arasındaki bu tartışmaya nasıl bakacakları ve ne tavır alacaklarını bekleyip görmek lazım. İçlerinden büyük bir grubun “AKP’liler ‘iyi polis-kötü polis’ oynuyla bizi kandırmaya çalışıyor” diye düşünüp bu tartışmayı önemsemeyeceklerini rahatlıkla tahmin edebiliriz.
Fakat ilk günden Kılıçdaroğlu’nun yaptığı gibi, Hayrünnisa Gül’ün (ve dolayısıyla Cumhurbaşkanı’nın) “hükümetten daha cesur çıktığını” kabullenirlerse Türkiye’deki başörtüsü sorununun toplumun tüm kesimlerinin mutabık kalacağı bir şekilde çözülmesinde aktif rol oynayabilirler.
Sonuç olarak, çok kritik bir konuda hayli elverişli bir noktadayız. Bu fırsatı kaçırmamalı ve işe zaten pratikte kalkmış olan üniversitelerdeki başörtüsü yasağını kalıcı bir şekilde kaldırmakla başlayabiliriz, başlamalıyız.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı