Hem laik, hem demokratik hem Müslüman Türkiye

07.04.2009 Vatan

Bush’un 8 yılının iki buçuk yılını Washington’da geçirmiş ve Türk-Amerikan ilişkilerinin nasıl yerlerde süründüğünü birçok vesileyle yerinde gözlemiş birisi olarak Obama’nın ziyaretini bir tür “devrim” olarak nitelememe izin verin. Arada o kadar büyük ve hayati farklar var ki. Bush kibirli, beceriksiz ve Türkiye gibi ülkelerle ilişkisini, yalnızca birkaç danışman, birkaç işadamı ve birkaç general üzerinden sürdürmek isteyen ve bu yüzden hep kırıp döken bir başkandı. Onun dünyaya ettiği kötülükleri zaten biliyoruz ancak Türk-Amerikan ilişkilerini dibe vurdumuş olduğunu da unutmamalı. Obama ise Türkiye toplumunun hemen hemen her kesiminin gönüllerini ve zihinlerini kazanmayı kendine dert edinen, bu uğurda epey iyi çalışmış ve hazırlanmış olduğu anlaşılan, becerikli, alçakgönüllü bir başkan profili çizdi.

Obama’nın ülkemizde son yıllarda iyice tırmanan kamplaşma hakkında çok iyi enforme edilmiş olduğu anlaşılıyordu. Bizim kendi aramızda aramadığımız, arasak bile bulabileceğimiz şüpheli “mutabakat” onun değişik vesilelerle yaptığı konuşmalarda karşımıza çıktı. Bir kere alabildiğine denge gözettiğini söyleyebiliriz. Ne herkesi tam memnun etti, ne de herkesi bütünüyle rahatsız etti. Örneğin Anıtkabir Şeref Defteri’ne Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” sözünü yazması, birçok kez Türkiye’nin laikliğinden övgüyle söz etmesi laikliğe duyarlı ve Atatürkçülüğe yakın kesimleri; Türkiye’nin Müslüman kimliğinin altını çizmesi ve bu nedenle “model bir ilişki” geliştirmek istediklerini söylemesi muhafazakârları; insan hakları ve demokrasiye yaptığı güçlü vurgular, Ermeni sorunu ve azınlık hakları üzerine söyledikleri de liberalleri hayli sevindirdi.

Diğer bir deyişle siyasi yelpazenin her kesimine yarısı dolu bardaklar sundu Obama. İyiniyetliler bardağın dolu tarafına, kötümserler ise boş tarafına bakabilirler. Ben iyimser olanlardanım. Obama ile dünyanın, buna bağlı olarak Ortadoğu’nun, Batı-İslam dünyası ve Türk-Amerikan ilişkilerinin, Bush dönemiyle kıyaslanamayacak ölçüde daha iyi olacağını düşünüyorum. Kuşkusuz çok çetin sorunlarla karşı karşıyayız. Hiçbir derdin kısa sürede, basit bir şekilde çözülenmeyeceği; hele Ortadoğu’da çok sayıda aktörün bulunduğu ve bunların birçoğunun çıkarlarının birbirlerine taban tabana zıt olduğu ortada. Ama Obama ile birlikte Washington yönetimi, her şeyi kendi başına çözebileceği iddiasından ve kendi çözüm projelerini diğer aktörlere dayatma ısrarından vazgeçmiş durumda. Son yıllarda dış politika ciddi açılımlar yapan Türkiye için herhalde bundan daha iyi bir fırsat söz konusu olamazdı.

Laikliğin değeri

Ortadoğu tartışmayı başka yazılara bırakıp iç politikaya odaklanmak istiyorum. Öncelikle Obama’nın üç muhalefet lideriyle görüşmüş olması çok takdire şayan bir adımdı. Bunun seçim sonuçlarına bakılarak atılmış bir adım olduğunu sanmıyorum. Zaten Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da Türkiye ziyaretinde, buradaki yegane muhataplarının siyasi iktidar olmayacağının birçok ipucunu vermişti.

Yine Bayan Clinton gibi Obama’nın da Atatürk ve laikliğe özel önem atfetmesini de iç barışımız için çok olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirmek şart. Bush döneminin o saçma “ılımlı İslam” tekerlemeleriyle Türkiye olarak çok şey kaybettik, üstelik ABD de hiçbir şey kazanamadı. Şimdi yeni yönetimin, ülkemizin modernleşme sürecini çok daha iyi okuduklarını; kökleri siyasal İslam’da olan bir partinin tek başına iktidara gelmesinin laikliğin “başarısızlığı” değil tam tersine “başarısı” olduğunu kavradıklarını görüyorum.

Obama ve Bayan Clinton’ın, Türk laikliğini öne çıkararak, ülkemizi İslam dünyasına bir model olarak gösterme yaklaşımını terk ettiklerini söyleyebiliriz. Fakat Türkiye’nin özgün konumunu bir şans olarak görmeyi sürdürdükleri de açık. Bununla birlikte Türk laikliğinin diğer İslam ülkeleri için nasıl cazip hale getirilebileceği şüpheli. Bakalım yeni Amerikan yönetimi bu çetrefil konuda nasıl bir performans gösterecek. İnşallah Bush ve tayfası gibi kaş yapmak isterken göz çıkarmaz, Türk laikliğini övmeye kalkarken onu tehlikeye atmazlar.

Sevgili dostum Hızır Tüzel’e Allah’tan rahmet, Tansel’e başsağlığı diliyorum.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı