Hizbullah’a moral takviyesi

05.01.2011 Vatan

Edip Gümüş, Cemal Tutar, Hacı İnan ve daha bir sürü isim.

Bundan yaklaşık 10 yıl önce Türkiye’yi derinden sarsan Hizbullah örgütünün önde gelen isimlerinin neredeyse hepsi teker teker tahliye oluyor. Nasıl daha önce PKK’lıları silah bırakmaya teşvik amacıyla hazırlanıp bir “Pişmanlık Yasası”ndan öteye geçemeyen “Topluma Kazandırma Yasaı”ndan da en çok Hizbullah sanıkları yararlanmışsa, bugün de tutukluluk sürelerinin başlıbaşına cezaya dönüşmesini engellemek için uygulamaya konulan CMK’nın 102.

Maddesi’nden de en çok Hizbullahçılar yararlanacağa benziyor veya onların yararlanıyor olması dikkat çekiyor.

Her ne kadar bu tahliyeler “beraat” ya da “af” anlamına gelmese de, diğer bir deyişle şimdi tahliye edilen kişilerin bir bölümü ilerde davaları sonuçlanınca epey ağır cezalara çarptırılacak olsalar bile Hizbullah yanlılarının tahliyeleri birer şenliğe dönüştürmeleri hiç ama hiç şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı değil çünkü, güvenlik güçlerinin üstüste gelen operasyonlarına, yedikleri epey ağır darbelere rağmen Hizbullah varlığını sürdürmeyi becermiş, üstelik 10 yıl önceye kıyasla daha güçlü ve etkili bir konuma gelmişti. İşte bu tahliyeler, bir süredir yeni bir evreye geçme hazırlıkları içinde olan Hizbullah’a tam bir moral takviyesi oldu.

Hizbullah’ın evreleri

Hizbullah’ın “yeni bir evreye geçmesi” ile neyi kastettiğimi açıklamaya çalışayım: Malum Hüseyin Velioğlu liderliğindeki Hizbullah, cumhuriyet tarihinin en gizli, en katı yasadışı örgütüydü. Uzun bir süre “tebliğ” faaliyetleri yürüten örgüt bir aşamadan sonra PKK ve diğer İslamcı örgütlerle çok sert çatışmalara girdi. Bu süreçte devletin “derin” bazı uzantılarıyla ilişki içinde olduğuna dair epey iddialar ortaya atılan Hizbullah, 17 Ocak 2000 günü Velioğlu’nun İstanbul Beykoz’da silahlı çatışmada öldürülmesinin ardından devlete, güvenlik güçlerine de saldırmaya başladı. Velioğlu’nun ölümünden yaklaşık bir yıl sonra Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve korumalarının şehit edilmelerinin ardından devletin Hizbullah’a yönelik operasyonları iyice şiddetlendi ve örgütün lider kadrosu ve silahlı militanlarının çoğu yakalandı, bir kısmı öldürüldü.

İşte bu kasırganın ardından Hizbullah kabuğuna çekildi. Silahlı faaliyetlerden iyice elini eteğini çeken örgüt, belli bir toparlanmanın ardından hayatında ilk kez yasal alanda varlık göstermeye başladı. Web sayfaları, yayınevleri, gazeteler, dernek ve vakıflar derken Hizbullah sosyal ve kültürel anlamda Kürtlerin yaşadığı hemen her yerde PKK çizgisine alternatif ve paralel yegane oluşum olarak kendini göstermeye başladı. Örneğin ilköğretim kurumlarında başörtü tartışmasına yol açan olayların arkasında bir şekilde Hizbullah’ın bulunduğu düşünülüyor. Bütün bunların ötesinde artık Güneydoğu’da Hizbullah’ın televizyon kanalı kurmayı, yerel ve hatta genel seçimlerde bağımsız adaylar göstermeyi tartıştığı konuşuluyor.

Üçüncü Hizbullah’ın eşiğinde

Velioğlu’nun ölümünün ardından “İkinci Hizbullah” döneminin yaşanmaya başlandığını söylemiştim. Aradan geçen on yılda Hizbullah öyle bir noktaya geldi ki “Üçüncü Hizbullah” diye adlandırabileceğimiz yeni bir evreye geçmesi kaçınılmaz. İşte bu tahliyeler, Hizbullah’ın kendini yeniden tanımlama ve konumlandırmasının arifesine denk geldi. Tahliye olan isimlerin, Hizbullah’ın ikinci dönemine yabancı veya muhalif olduklarını sanmıyorum. Eninde sonunda Hizbullah denince akla ister istemez cezaevlerindeki yüzlerce militan ve yönetici de geliyordu. Bu kişiler içerde olsalar dahi, dışardaki gelişmeleri yakından takip ediyor, ona bir şekilde müdahil olabiliyorlardı. Ancak tahliyelerle birlikte Hizbullah içinde birtakım dengelerin ve iktidar ilişkilerinin, bunlara bağlı olarak da strateji ve taktiklerin de belli ölçülerde değişime uğrayacağını tahmin edebiliriz.

“Bize ne Hizbullah’tan!” diyenler çıkabilir. Fakat yoğun bir şekilde Kürt sorununu tartıştığığımız bir dönemde, PKK’dan bağımsız hareket edebilen belki de tek Kürt hareketinde yaşanacak her türlü gelişme ve değişmenin tüm Türkiye’yi birinci derecede ilgilendirdiği açıktır.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı