Önceki gün Kayseri’de AKP mitingindeydim. MHP lideri Devlet Bahçeli aynı saatlerde Erzurum mitinginde kürsüden “Apo’yu asmaları için” AKP’liler ip atmış. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e bunu söylediğimde “zamanında, hükümet olduklarında ip arasalardı onlara veren çok kişi çıkardı” diye tepkisini gösterdi. Başbakan Erdoğan dün Mersin’de Bahçeli’ye benzer bir cevap verdi. Dün Trabzon’da MHP’nin mitingini izlemeye gelen gazeteciler olarak Bahçeli’nin ip polemiğini sürdüreceğine, Erdoğan’ın cevabına cevap vereceğine emindik, hatta şaka yollu olarak “belki bu sefer kürsüye darağacı kurar” diyenlerimiz de oldu. Yanıldık. MHP lideri şaşırtıcı şekilde ip konusunu kapattı. Hatta Öcalan’ın asılması konusunu, önceki mitinglerin aksine hiç dile getirmedi.
Peki neden böyle yaptı? Geri adım mı attı? Sanmıyorum. Tam tersine inisiyatifi ele geçirmiş olmanın verdiği güven duygusuyla ipleri bilerek gevşettiğini düşünüyorum.
Seçim kararı alındıktan sonra MHP hakkında iki yazı kaleme almıştım. İlkinde “Medyaya bakmayın MHP’yi ciddiye alın” demiş ve bu partinin barajı rahatlıkla geçebileceğini ileri sürmüştüm. Bir ay sonra da, partinin ileri gelenleriyle de görüşerek MHP’nin çıtayı 1999 seçimleri, yani yüzde 18 olarak belirlediğini belirttim. Trabzon mitingi benim için öngörülerimin sınanacağı ilk olay olacaktı. Partililer, kent tarihindeki en görkemli MHP mitinginin bu olduğunu söylediler ama açıkçası tahminlerimin altında bir kalabalık ve coşkuyla karşılaştım. MHP’nin Karadeniz’de yaşadığı söylenen tırmanışın dün meydana tam yansımadığı açıktı. Daha önce Batman, Elazığ, Malatya, Diyarbakır ve Kayseri’de izlediğim AKP mitingleriyle kıyaslandığımda MHP’lilerin dillere destan örgütçülük ve aktivizminin büyük ölçüde aşınmış olduğunu söyleyebilirim.
Bu gözlemlerden hareketle MHP’yi küçümsemek yanlış olur. Ülkücü hareketi en iyi bilen gazetecilerden, NTV’den Kemal Can, daha önce izlediği dört mitingte rastladığı bir olgunun Trabzon için de geçerli olduğunu söylüyor. Kemal şu noktaya dikkat çekiyor: “Geleneksel ülkücü profiline pek uymayan, belli ki kendi başlarına alanlara gelen çok sayıda kadın ve genç var.”
İşte günümüzdeki MHP’yi kavrayabilmek için bu tip yeni ve örgütsüz milliyetçilere bakmak gerekiyor. Bir de, belki hayatında hiçbir MHP mitingine katılmayacak olup bu partiye oy vermeyi düşünenlere. Bu noktada, Bahçeli’nin medyaya kapılarını kapatma stratejisi, bu kesimlere ulaşmasını engelleyebilir, dolayısıyla aleyhine işleyebilir.
Bahçeli’nin tek muhatabı Erdoğan
MHP liderinin daha önceki miting konuşmalarının tümünü medyadan takip etmiş olduğum için Trabzon’da çok fazla yeni bir şey söylediğine tanık olmadım. Ancak yine de onu 50 dakika, binlerce ülkücüyle birlikte dinlemek ilginç bir deneyimdi. Ekonomik konulara çok az değinen Bahçeli alabildiğine siyasi bir konuşma yaptı. Konuşmasının nerdeyse tümünde saedece Başbakan Erdoğan’ı muhatap aldı. Ona ikinci tekil şahıs kipiyle, yani “sen” diye hitap etti. AKP liderini sık sık azarladı, bazen ona öğütler verdi, kimi zaman da Yüce Divan’la tehdit etti. Uzun uzun milliyetçiliğin ne olduğunu ve Erdoğan’ın neden milliyetçi olamayacağını anlattı.
MHP liderinin Cumhurbaşkanı Sezer’e sahip çıkmada gösterdiği özen dikkat çekiciydi. Dönemin Başbakanı Ecevit’in, Sezer’in adaylığını açıklamasından sonra Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Cemil Çiçek’in kendisini tebrik edip “oyumuz Sezer’e” demiş olduklarını gazete arşivlerinden hareketle hatırlatmasıysa iyi bir buluştu.