İslami hareket kendi büyüsünü kendi elleriyle bozdu

06.02.2014 Vatan

Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye'de farklı İslami cemaatler, gruplar ve şahsiyetler arasında anlaşmazlıklar, rekabetler, ayrışmalar vb. yaşanmış ama bunların hiçbiri kapsamlı bir çatışmaya dönüşmemişti. Çünkü bu İslami yapılanmaların tümü asıl tehditin, rejimden (devletten) ve onun himayesindeki sivil kesimlerden geldiğini görüyor (veya öyle düşünüyor), buna bağlı olarak aralarındaki çelişki ve sorunları geri plana itiyorlardı. 17 Aralık 2013 tarihinden itibaren alenileşen Fethullah Gülen cemaatiyle AKP hükümeti arasındaki savaş bu bakımdan cumhuriyet tarihinde bir ilktir. Şu ana kadar zaten her iki tarafa da fazlasıyla zarar vermiş olan bu savaşın orta ve uzun vadede sadece Cemaat ile AKP değil genel olarak tüm İslami camia üzerinde olumsuz anlamda çok daha büyük ve kalıcı tahribatı olacağını öngörebiliriz.

Ötekini suçlama devri kapandı
"Neden?" sorusuna birkaç başlıkta cevap vermeye çalışayım:

1)
Öncelikle İslami camianın, tüm kötülüklerden "öteki"ni sorumlu tutması devri böylece sona ermiş oldu.

2)
Cemaat ve AKP'nin birbirlerine karşı yürüttükleri kampanyalarda geniş ölçüde "öteki"lerin geçmiş argümanlarına başvuruyor olmalarıyla bütün algı kalıpları altüst oldu. Örneğin düne kadar Fethullah Gülen'i Amerikancı ve/veya İsrail yanlısı olmakla itham etmek "ulusalcı hezeyan" olarak görülürdü; artık değil. Yine Gülen'e yönelik "sahte peygamber" ve benzeri suçlamalar da yıllardır değişik İslami yapı ve şahıslara yöneltilen "dini suiistimal" suçlamalarını meşrulaştırmış oluyor. Öte yandan yakın zamana kadar Erdoğan'ı otoriterleşmekle suçlayanlara hemen "darbeci" yaftası yapıştıran Cemaat'in de artık bunun çok daha ilerisinde eleştiriler geliştirdiğine tanık oluyoruz. En nihayet muhalefet partilerinin yapamadığını Cemaat başardı ve bir hafta içinde hükümet ve Erdoğan'ın adının yolsuzlukla beraber anılmasına neden oldu. Yani İslami hareket kendi büyüsünü kendi elleriyle bozmuş oldu.

3)
Türkiye genel olarak muhafazakâr bir ülke olmasına rağmen dindarlar uzun bir süre sistemin dışında tutuldu. Bu olağanüstü durum nedeniyle ülke yıllarca nice sorun ve çatışma yaşadı. Nerdeyse 12 yıla varacak olan AKP iktidarıyla dindarlar merkeze taşındı ve olağan bir duruma geçildi. Fakat tam da bu geçişin sağlanmasının hemen ardından bu savaşın patlak vermesi asıl sorunun, sistemin merkezinde kimin olduğu değil sistemin bizzat kendisinde olduğunu, diğer bir deyişle, Cemaat-hükümet savaşı, oyuna dokunmadan sadece oyuncuları değiştirerek Türkiye'nin önünün açılamayacağını net bir şekilde bizlere gösterdi.

Bugün her iki taraf da kendisinin haklı, diğerinin haksız olduğunda ısrarcı. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:
Tarafların birbirlerine yönelttikleri eleştiri ve suçlamaların çoğu kulağa fazlasıyla inandırıcı, yine tarafların kendilerini savunmak için geliştirdikleri argümanlar ise inandırıcılıktan uzak geliyor.
Öte yandan şunu da biliyoruz: Yıllar sonra bugünkü argümanların, ayrıntıların çoğu unutulacak, esas olarak İslami iddialı iki yapının birbirine karşı amansız bir savaş yürüttüğü, birbirini alabildiğine yıprattığı hatırlanacak. Kimsenin kazanacağını sanmıyorum, velev ki taraflardan biri galip çıksın, bu durum onun haklılığının kanıtı olarak da görülemeyecek.
Ama muhafazakâr camianın gelecek kuşakları için bu günler kesinlikle "kara bir dönem" olarak hatırlanacak.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
13.06.2019 Erdoğan neden artık kriz çözemiyor?
12.06.2019 Ekrem İmamoğlu değişti mi?
12.06.2019 Transatlantik: S-400/F-35 Krizi, Doğu Akdeniz’de doğalgaz krizi, ticaret savaşları & ABD siyasetinde TV düelloları
11.06.2019 Bahçeli’nin rahatsızlığının nedenleri
10.06.2019 Erdoğan İstanbul’da neden meydanlarda değil?
08.06.2019 Yıldırım-İmamoğlu tartışmasını kim yönetsin?
07.06.2019 Binali Yıldırım’ın 180 derece değişen stratejisi işe yarayacak mı?
06.06.2019 AKP’lilerin İmamoğlu’na yönelik Pontus kampanyasının anlamı ve anlamsızlığı
03.06.2019 Davutoğlu partisini sonunda kuruyor mu?
31.05.2019 Metin Feyzioğlu’nun gösterdiği: Kutuplaşma yalanı
13.06.2019 Erdoğan neden artık kriz çözemiyor?
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı