İstanbul Taksim Meydanı ve Diyarbakır Newroz Meydanı

25.06.2013 Vatan

Gezi Parkı direnişiyle Kürt ve PKK sorunlarını çözüm sürecinin ilişkisi hakkında epey yazı yazıldı, yorum yapıldı; her iki olay da henüz bitmediği için daha da yapılacağa benzer. Ancak şu güne kadar yaşananların ardından, Gezi direnişinin çözüm sürecini baltalama ihtimalinin kesinlikle bulunmadığını; hele direnişin, süreci sabote etmek isteyenler tarafından tezgahlanmış bir komplo olmadığını hiç tereddütsüz söyleyebiliriz. Bu konuda öne sürebileceğimiz kanıtların bazıları: Direnişin ilk günlerdeki simgesinin BDP Milletvekili ve sürecin kilit isimlerinden Sırrı Süreyya Önder olması; Abdullah Öcalan, KCK ve Murat Karayılan’ın ayrı ayrı direnişi selamlayan açıklamalar yapmaları; ilk günlerdeki tutukluğun ardından BDP’nin de direnişe aktif olarak katılması...
Ancak en kesin kanıt, hükümetin uzun zamandır beklettiği yeni demokratikleşme paketini hızla gündeme sokması ve sürecin ikinci aşamasını fiilen başlatmasıdır. Başbakan Erdoğan’ın Gezi direnişine cevap yetiştirmek için düzenlediği mitinglerde, direnişçilere yönelik sert ve dışlayıcı üslubunu koruyup Kürt sorunu ve dolayısıyla çözüm süreci konusunda hep pozitif mesajlar vermesinin de herhalde Gezi ile doğrudan bağlantısı vardır. Tıpkı uzun süredir askıya alınmış olan Alevi açılımının tekrar gündeme getirilmesinde olduğu gibi.

Hükümet direnişi kullanabilir mi?

Her ne kadar siyasi iktidar ve onu destekleyenlerin ısrarla “demokratik düzene karşı uluslararası bir komplo” gibi göstermeye çalışsalar da Gezi direnişi’nin Türkiye’de demokratikleşmeyi geriletmediği, tam tersine hızlandırdığı Kürt ve Alevi sorunlarındaki gelişmelerle ortaya çıkıyor. Dolayısıyla şöyle bir soruyla karşı karşıyayız: Hükümetin (dolayısıyla Başbakan’ın) bir yandan Kürt ve Alevi sorunlarında pozitif bir dil benimseyip diğer yandan Gezi direnişine karşı dışlayıcı, baskıcı üslubunu sürdürebilmesi mümkün müdür?
Başbakan’ın Gezi direnişi karşıtı mitinglerde MHP tabanına sıcak gelecek mesajlar vermekteki ısrarı, pekala, çözüm sürecinde partisinden uzaklaşabilecek Türk milliyetçilerinin gönlünü hoş tutma çabası olarak görülebilir. Diğer bir deyişle Başbakan Gezi direnişi ve direnişçilerini çok daha büyük siyasi planları gerçekleştirmek için araçsallaştırmak istiyor olabilir. Ama bu stratejinin başarılı olabilmesi pek mümkün gözükmüyor. Çünkü her ne kadar “mesajı aldık” deseler de siyasi iktidarın temsilcilerinin Gezi direnişini anladığı söylenemez. Eğer anlamış olsalardı o mitingleri düzenlemez, direniş ve direnişçilere karşı o akıl almaz üslubu sürdürmezlerdi. Dolayısıyla hükümetin anlamadığı (veya anlamak istemediği) bir olguyu başka siyasi amaçları için kullanması mantıklı gözükmüyor.

Korku eşiğini aşmak

Peki nedir Gezi direnişinin mesajı? Çok söyledim, tekrar olacak ama olsun: Hiç kimsenin öngörmediği bir olaydı Gezi direnişi. Bundan sonra nasıl evrileceğini de kimsenin öngörebildiğini sanmıyorum. Ama her geçen gün daha gülünç hale gelen komplo teorilerine pek kimsenin itibar etmediğini, direnişin ne olup ne olmadığı üzerine kaliteli yorum, araştırma ve analizlerin yapılmaya başladığını görüyoruz, ki bu sevindirici.
Kendi payıma, Gezi direnişini anlama bağlamında bir gözlemimi aktarmak isterim. Bundan üç yıl önce, Diyarbakır’daki Newroz Meydanı’nda izlediğim Newroz/Nevruz kutlamaları bana Kürt sorununda yeni bir aşamaya girmiş olduğumuzu düşündürtmüştü. Örneğin “Her yaş ve cinsiyetten, her sosyal katmandan on binler, hatta yüz binlerce insan nasıl bir motivasyonla, güneşin altında saatlerce bir şenlik havasında bir araya gelir. Yine aynı insanların hatırı sayılır bir bölümü, nasıl Öcalan’ı, PKK’yı ve PKK’lıları övmek gibi kanunlara göre suç sayılan şeyleri hiç çekinmeden, hatta göstere göstere yapar?” diye sormuştum.
Bu sorunun cevabı korku eşiğinin aşılmış olmasıydı. O eşik aşıldığı andan itibaren devletin şiddet tekelinin de pek bir işe yaramadığı aşikârdı. Gezi direnişindeyse o eşik daha ilk günlerde aşıldı. Öyle ki direnişle ilgili ilk yazıma “Korku sınırı çoktan aşılmıştı” başlığını attım.
Bu ortak nokta nedeniyle hükümetin Taksim ve Newroz meydanlarına birbirine zıt muamele uygulama çizgisinin başarılı olabileceğini düşünmüyorum.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
13.09.2019 Davutoğlu ve arkadaşlarının AKP’den istifasının muhtemel sonuçları
12.09.2019 CHP değişmeli mi? Değişebilir mi?
11.09.2019 11 Eylül’ü kim yaptı?
11.09.2019 Transatlantik: John Bolton olayı, Ali Babacan söyleşisi, Kremlin’deki CIA ajanı & Kuzey Suriye’de Güvenli Bölge’de son durum
10.09.2019 Ali Babacan’ın söyledikleri ve söylemedikleri
09.09.2019 Bir “muhalefet” stratejisi olarak felaket tellallığı
06.09.2019 Yargı vesayetinde son nokta: Canan Kaftancıoğlu’na mahkumiyet
05.09.2019 Ekrem İmamoğlu’nun başkanlıkta 70 günü
04.09.2019 Erken seçim olur mu? Olursa ne olur?
03.09.2019 İçeride ve dışarıda Erdoğan’ın zor günleri: Murat Yetkin ile söyleşi
13.09.2019 Davutoğlu ve arkadaşlarının AKP’den istifasının muhtemel sonuçları
04.09.2019 Turkey: Could there be an early election? If so, what will happen?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
24.07.2019 Pourquoi le gouvernement turc change-t-il son attitude face aux syriens ?
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı