Geçen yıl, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Beyaz Saray ziyaretinin hemen ardından, 10 Haziran'da yazdığım yazıya "Bunun adı 'stratejik ortaklık' olamaz" başlığı atmıştım. Çarşamba günü Washington'da, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice "Türk-Amerikan Stratejik İlişkilerinin İlerlemesi İçin Ortak Vizyon ve Bütünlüklü Diyalog" başlıklı bir belgeyi kamuoyuna açıklayacaklar.
Şimdi bir yıl sonra benim özeleştiri yapmam mı gerekecek?
Hiç sanmıyorum. Her ne kadar bir yıl içerisinde iki ülke arasında çok sayıda üst düzey temas gerçekleşmiş, ilişkilerde gözle görülür düzelmeler yaşanmış olsa da temel sorunlar büyük ölçüde ortada duruyor. Bunu dört soruyla açabiliriz:
Washington ağlama duvarı oldu
1) Hangi Türkiye? Türkiye'deki iç çekişme öyle kızışmış durumda ki Washington "Türklerin ağlama duvarı"na döndü. AKP'liler Amerikalıları, kendileri giderse faşizan bir milliyetçiliğin geleceğine ikna etmeye çalışırken, rakipleri de AKP'nin devrilmesi için yoğun lobi faaliyeti yürütüyor. Erdoğan'ın ABD Başkanı George W. Bush ile yaptığı Filistin konusundaki telefon konuşması örneğine bakalım. Bu özel görüşme Amerikan basınında tek bir satır bile yer almazken, Türk gazetelerinde, nerdeyse virgülüne kadar aynı şekilde yayınlandı, hatta Yeni Şafak tarafından "Bush'u uyandırdı" manşetiyle göklere çıkarıldı. Daha önceki benzerleri gibi "Türk'ün Türk'e propagandası"ndan da öte bir durum söz konusu. Amerikalılar bu tür olayları, hükümetin bölgesel sorunlara çözüm üretme değil de, iç (özellikle de muhafazakâr) kamuoyuna mesaj verme gayreti olarak yorumluyor.
2) Hangi ABD? ABD'de bu yıl sonuna doğru yapılacak ara seçimlerden Demokrat Parti'nin zaferle çıkması ve Kongre'de yıllar sonra çoğunluğu ele geçirmesi çok mümkün. Nitekim Gül Perşembe günü, Demokratlara yakın olan Brookings Enstitüsü'nde bir konuşma yapacak. Bu arada bir hatırlatma: Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in Şubat başında Brookings'te konuşma yapması Ankara'nın tepkisini çekmiş, Başbakan Erdoğan da, söz konusu kurumun Katar'da düzenlediği bir toplantısına katılmayı son anda iptal etmişti.
3) Hangi ortak vizyon? "Stratejik çıkar birliği" söyleminin bir temenniden öteye gitmediğini, arada çok büyük vizyon farkları olduğunu Irak'ta açık bir şekilde gördük. ABD'nin bir bütün olarak Ortadoğu'ya, hatta İslam dünyasına yönelik politikaları Türkiye'yi ciddi biçimde kaygılandırıyor.
4) Hangi ortak değerler? Bugün Amerikan karşıtlığı üzerine yapılan anketlerden şu sonuçları çıkarabiliriz: Türk halkının büyük çoğunluğu ya Amerikalıların savundukları değerlere ya da bunları samimiyetle savunduklarına inanmıyor.
Güven bunalımı
Hudson Enstitüsü'nde, Neo-conların en uç kanadının düzenlediği ve AKP hükümetinin kurşuna dizildiği o çadır tiyatrosunu andıran toplantıyı izleyen sivil giyimli bir Türk subayı öfkesini, "Daha çuval olayının hesabını vermeden nasıl başkalarını suçlayabilirler?" diye dile getiriyordu.
Başta Savunma Bakanı Donald Rumsfeld olmak üzere birçok Amerikalı da her fırsatta 1 Mart 2003'de tezkerenin geçmemesinden duydukları rahatsızlığı tekrarlıyorlar. Kısacası, "geçmiş geride kaldı, ileriye bakalım" dense de taraflar birbirlerine tam olarak güvenmiyorlar. Son bir yılda atılan onca adım bu güven eksikliğini tam olarak gideremedi. İşte "Vizyon Belgesi" bir bakıma bu sorunu gidermek için hazırlanıyor. Ama taraflar bu belgenin hiçbir bağlayıcılığı olmayacağının da altını ısrarla çiziyorlar.
Özetle, eşitsiz bir ilişkiden "stratejik ortaklık" çıkartmak zordan da öte bir durum.