Ruşen ÇakırRuşen Çakır Resmi web sitesi
Facebook Paylaş
Koşar adım “medeniyetler çatışması”na
26.03.2007 Vatan


7 Mart akşamı Amerikan Girişim Enstitüsü (AEI) “Irving Kristol” ödülünü Princeton Üniversitesi’nden Prof. Bernard Lewis’e verdi. O da ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve eşinin de dahil olduğu kalabalık bir topluluğa bir konuşma yaptı.
Konuşmanın yeri, Bush yönetiminin, dünyanın çoğu tarafından eleştirilen politikalarının önemli bir bölümünün kotarıldığı AEI; dinleyiciler Washington’un önde gelen yeni-muhafazakarları (neo-conlar); onurlandırılan kişi yeni-muhafazakarlığın ideologu Kristol; ödüllendirilen kişi Batılı oryantalistlerin “merci-i taklit”i Lewis ve konuşmanın başlığı “Avrupa ve İslam” olunca gerisini kestirmek zor olmasa gerek. Ama yine de Lewis’in konuşmasının bazı can alıcı bölümlerini aktarmak ve dünyanın nasıl koşar adım “medeniyetler çatışması”na doğru yol aldığını göstermek istiyorum.
Lewis İslam ile Hıristiyanlığın dünyaya egemen olmak için 1400 yıldır çatıştıklarını, günümüzde bu çatışmayı sürdürmek isteyen Hıristiyanların azınlıkta kaldığını, ama radikal İslami hareketlerin giderek güçlendiğini söylüyor. 11 Eylül saldırılarını “savaşı düşmanın alanına taşıma” olarak tanımlayan Lewis, Avrupa’ya yönelik “üçüncü saldırı dalgası”nın başladığı iddiasında. Ona göre saldırı iki yolla yapılıyor: terör ve göç.
Alarm zilleri
Lewis şöyle diyor: “Onların bazı açık avantajları var. Şevk ve imana sahipler ki Batı ülkelerinin çoğunda bunlar ya yok ya da çok zayıf. Onlar davalarında haklı olduklarına inanıp kendilerine güvenirken bizler zamanımızı kendimize iftira atıp birbirimizi aşağılamakla geçiriyoruz. Onlarda sadakat ve disiplin ve belki de herşeyden önemlisi kalabalık bir nüfus var. Nüfus artışı ve göçü birlikte ele alırsak, en azından bazı Avrupa kentleri ve hatta ülkelerinde bariz bir şekilde çoğunluk haline geleceklerini kestirebiliriz.”
Konuşmasının sonundaysa dinleyicileri bir nebze de olsa rahatlatıyor: “Ama bizim de avantajlarımız var. En önemlileriyse bilgi ve özgürlük. Batılı yorumuyla özgürlük fikri her geçen gün daha fazla anlaşılıyor, benimseniyor ve arzulanıyor. Uzun vadede, bu süregelen mücadeleden galip çıkma yolundaki en büyük, hatta belki de tek umudumuz budur.”
Ne yapmalı?
Lewis’in sözleri şunun için çok önemli: Siyasi kimliğimiz, duruşumuz, dine bakışımız ne olursa olsun, bizi hâlâ Samuel Huntington’un çizdiği medeniyetler çatışması perspektifi içerisinde, potansiyel düşman bir medeniyetin unsuru olarak görenler Batı’da çok etkili konumdalar. Peki bunun cevabı ne olmalı? Biz de Lewis’in yaptığı gibi dünyaya “biz ve onlar” penceresinden mi bakmalı, tüm Batı’yı bize düşman mı bellemeliyiz?
Tabii ki hayır. Kaldı ki bunu yapabilmemiz için once “biz”in bir bütünlük oluşturması gerek. Halbuki Türkiye ve diğer İslam ülkeleri yıllardır kendi içlerinde kamplara bölünmüş durumdalar ve siyasi, etnik ya da mezhepsel nedenlerle kendi “biz ve onlar” çatışmalarını yaşıyorlar.
Batı ne yaparsa yapsın bizlere düşen dünyada “birarada yaşama” kültürünü hakim kılmaya çalışmak, bunun için de öncelikle kendi içimizdeki otoriter ve totaliter eğilimlere, bağnazlıklara karşı mücadele yürütmek olmalıdır.

SON YAZILARIM
Facebook Paylaş
Adres: Metis Yayınları İpek Sok. No: 5 34433 Beyoğlu / İstanbul
Tel: +90 212 245 46 96 E-posta: rusen@rusencakir.com