Lagonissi’deki Balkan Konferansı

01.06.1994 Birikim

Helsinki Yurttaşlar Meclisi’nin Yunanistan Ulusal Komitesi 17-19 Haziran 1994 tarihleri arasında uluslararası bir toplantı düzenledi. “Yüzyıl Dönümünde Balkanlar: Çatışma Tehlikeleri-Çözüm Perspektifleri” başlıklı konferansa Yunanistan, Bulgaristan, Türkiye, Romanya, Kosova, Makedonya, Sırbistan ve Arnavutluk’tan parlamenterler ve NGO (non-governmental organizations/hükümet dışı kuruluşlar) temsilcileri, HYM’nin uluslararası yöneticileri ile diğer ülkelerden bazı gözlemciler katıldı. Atina dışındaki Lagonissi Oteli’nde düzenlenen konferansın organizasyonu mükemmele yakındı. Bunda Yunanistan HYM’sinin yakın zamanda iktidara gelen PASOK’la oldukça sıcak ilişki içinde olmasının payı büyüktü. Nitekim konferansın açılış konuşmasını Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı gibi bir görevi olan, Başbakan’ın oğlu Yorgo Papandreau yaptı (bu kişinin Yunanistan HYM’sinin kurucularından olduğunu hatırlatmak gerek). Konferansın en çarpıcı yönlerinden biri, oğul Papandreau’nun girişimleriyle, kalabalık sayılabilecek bir Makedonya heyetine vize verilmiş olmasıydı. Ancak Makedonlar, ülkelerinin Yunanistan’la olan sorunları nedeniyle Atina’ya Bulgaristan üzerinden girebilmişlerdi ve aynı yolla döndüler. Yunanistan’ın dört bir yanında “Macedonia was, is and will be grec” (Makedonya Yunanlıydı, Yunanlıdır, Yunanlı kalacaktır) yazdığı, hattâ Yunanlıların Dünya Kupası’na da bu sloganı taşıdıkları düşünülürse bu adım Balkanlar’da barış ortamının sağlanmasına önemli bir katkıydı; ama her şeyin de bir sınırı vardı: Konferansa katılanların yaka kartlarına ülke değil, şehir ismi yazıldı. Çünkü Makedonlar ülkelerine “Makedonya Cumhuriyeti” diyorlar. Yunanlılar ise bunu asla kabul etmiyorlar; “Eski Yugoslavya’nın Makedonya Cumhuriyeti” gibi anlamsız ve uzun bir isimde ısrar ediyorlar. Sonuçta Makedonlar “Üsküplü” oldu. Bu uygulamanın sonucunda gariplikler de ortaya çıktı. Örneğin Türkiye HYM’den CHP Milletvekili Algan Hacaoğlu “Ankaralı”, ben Taciser Belge ve Nazan Aksoy İstanbullu olduk. Bu isim meselesi Balkanlar’da çatışma ihtimalinin ne kadar yüksek, çözüm ihtimalinin ise ne kadar düşük olduğuna acı bir örnek teşkil ediyordu. Bütün iyiniyetli çabalara rağmen Lagonissi Konferansı, en azından benim için, NGO’-ların “hükümet dışılıklarını” bir kez daha sorgulamama vesile oldu. 1993 yılında New York’taki Columbia Üniversitesi’nin İnsan Hakları Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen bir sömestrlik “İnsan Hakları Savunucuları Eğitim Programı” boyunca ilişki kurduğumuz Amerikan NGO’larının bütün uluslararası faaliyetlerine rağmen, bilerek ya da bilmeyerek Amerikalı olma halini tam olarak aşamadıklarına tanık olmuştum. Zaten bunların birçoğu, ana amaçlarının, yabancı (özellikle azgelişmiş) ülkelerdeki insan hakları ihlallerinin önünün alınması için Amerikan yönetimine baskı yapmak olduğunu açıkça belirtiyorlardı. Benim ve programa katılan başka ülkeden birçok arkadaşımın “emperyalizmin vicdanı” adını taktığımız bu NGO’lar insan hakları sorununa öylesine Amerikan (en azından Batılı) bir perspektiften bakıyorlardı ki, birçok Güney ülkesinde özgün ve köklü insan hakları kuruluşlarının oluşmasının önünü tıkıyorlardı. Lagonissi Konferansı, son yılların popüler olayı NGO’ların bir başka yönüne tanıklık etmemi sağladı: NGO’lar pekala irili ufaklı bazı devletler (özellikle reel sosyalist sistemin çökmesiyle ortaya çıkan yeni rejimler veya yeni ülkeler) tarafından uluslararası diplomasi alanında kullanabiliyorlar. Özellikle her türden çatışmanın ve çatışma ihtimalinin yoğun olduğu Balkanlar’da birçok rejim, resmî tezlerini uluslararası platformlarda anlatmak için bağımsız (görünümlü?) aydınlara ihtiyaç duyuyor. Konferans boyunca söz alanlardan kimin parlamenter, kimin “NGO” temsilci olduğunu ayırdetmek birçok durumda epey zorlaştı. Örneğin Bulgar bir kadın profesörün, vatandaşlarının, Sofya’daki Yunan Konsolosluğu’ndan vize alabilmek için çektiği çileleri anlatmasının hemen ardından söz alan Yunanlı bir kadın gazeteci (ve insan hakları savunucusu) cevaben Arnavutluk’ta azınlıkta olan Yunanlılardan bazı girişimcilerin de cezaevlerinde olduğuna dikkat çekti. Durum öyle bir hal aldı ki, gözlemci statüsündeki bir Fransız gazeteci, insan hakları savunucularının, esas olarak, başka ülkelerdeki azınlık haklarını değil, kendi ülkelerindeki azınlık haklarını savunmaları gerektiğini hatırlattı. Açık söylemek gerekirse Lagonissi’de, biz Türkiye delegasyonu ve ülkelerindeki rejime muhalif birkaç Sırp ve devletsiz Kosovalıların dışındakilerin büyük çoğunluğu milliyetçi olarak adlandırılabilecek konumlardan hareketle Balkanlar’da çatışma ihtimallerinin önünü alma yolunda “diplomatik bir diyaloga” girdiler. Sonuçta Avrupa Konseyi’nin Korfu Zirvesi’ne iletilmek üzere oldukça diplomatik bir mektup kaleme alındı. Metin üzerindeki son tartışmalar da daha çok teknik konularda seyretti. Yine de bu mektubun “hiç de fena” olmaması ilginç. Demek ki diplomasi yabana atılacak bir şey değilmiş. Ama bırakalım diplomasiyi diplomatlar yapsın, NGO’lar da işe kendi hükümetlerini eleştirerek başlasınlar.


Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı