MHP’nin ve Bahçeli’nin duruşu

25.06.2010 Vatan

 

Aradan yaklaşık bir yıl geçti ama daha Kürt açılımının hangi noktada olduğu konusunda bile anlaşamıyoruz. Birçoklarına göre Habur’dan kısa bir süre sonra hükümet açılımı rafa kaldırdı, son terör eylemleri de açılımın tabutunun son çivileri oldu. Öte yandan bazıları aslında açılım diye bir şeyin hiç olmadığını ileri sürüyor. Başbakan Erdoğan ise açılımda kesinlikle bir duraklama olmadığı iddiasında ve yola devam ettiklerini söylüyor. İlginçtir, onu baştan beri bir “yıkım projesi” olarak tanımlayan MHP Lideri Bahçeli de açılımın sürdüğüne inanıyor.

Bahçeli daha açılımdan çok önce iktidar partisini PKK, Kürt meselesi (tabii ki o, bu tanımı kullanmıyor) ve Kuzey Irak konularında “dış güçler” le birlikte yanlış planlar uygulamakla, hatta daha da ileri giderek vatana ihanetle suçluyordu. Bu eleştirilerin açılımla birlikte iyice tırmandığı ortadadır ve aslına bakılırsa buna kimse de şaşmamaktadır. Peki bütün bunlardan hareketle MHP’yi açılımın neresine yerleştirebiliriz?

İşte bu soru, Kürt açılımının ilk somut adımı olan Ankara Polis Akademisi’ndeki çalıştayda da soruldu ve nedense üzerinde çok fazla durulmadı. Çünkü, her ne kadar içlerinde ülkücü geçmişe sahip kişiler bulunsa da, katılımcıların büyük bir çoğunluğu bu partiye epey mesafeliydi ve Kürt açılımının ancak “MHP’ye rağmen” başarıya ulaşabileceği düşüncesindeydi. Kimin bu konuda ne söylediğini aktarmam, toplantının kuralları gereği doğru olmaz, fakat şahsen, MHP’nin bu süreçten bütünüyle dışlanmasının doğru olmayacağını savunmaya çalışmıştım. Sanıyorum aradan geçen bir yılda yaşananlar bu iddiamı doğruladı.

Neden mi? Çünkü eğer hükümet açılımı durdurmuş, rafa kaldırmış veya tamamıyla sona erdirmişse bunun en başta gelen nedeni, ülkenin batısında oy kaybetme endişesidir. AKP’nin bu noktada CHP’den çok MHP’den korktuğunu kestirmek hiç de zor değildir. Zira açılımın yanlış yönetilmesi ülkede zaten varolan Türk milliyetçiliğini daha da güçlendiriyor, MHP ise, hiçbir şey yapmasa bile açılıma öfkeli kesimlerin oylarının gidebileceği ilk adres olarak sivriliyor.

Milliyetçilikler çatışması

Ancak ülkede Kürt ve Türk milliyetçiliklerinin birbirlerini besleyerek güçlenmesinin yarattığı atmosferin riskleri de çok yoğun ve epey deneyimli bir siyasetçi olan Bahçeli de bunların farkında olduğunu kanıtlıyor. Bu risklerin en büyüğü, çatışmanın sokağa taşması ve buna bağlı olarak “halkların birbirine düşmesi” dir. İşte Bahçeli, 1970’li yılların acı tecrübelerini de göz önüne alarak uzun bir süredir MHP ve Ülkü Ocakları üye ve sempatizanlarının sokağa çıkıp, “olaya el koyma” ya çalışmalarından ürküp bunu engellemek için elinden geleni yapıyor.

Bu bağlamda Bahçeli’nin değişik vesilelerle kamuya yönelik açık ve net mesajlar verdiğini, parti teşkilatlarını sürekli olarak uyardığını biliyorduk. Dün bunlara son bir halka daha ekledi ve yeni bir genelgeyle MHP’lileri bir kez daha uyardı.

Onun şehit cenazelerinde aşırılıklardan kaçınılması; kimlerin neden düzenlediği belli olmayan toplantı ve gösterilere katılınmaması; çözümün sokakta değil TBMM’de aranması; kavga ve çatışma ortamları ile muhtemel kutuplaşma ve cepheleşmelerden uzak durulması; yayın, ilan, afiş, pankart ve sloganlarda parti tüzük ve programında yer almayan, izin verilmemiş olanların kullanılmaması gibi uyarıları son derece önem arz ediyor.

Bahçeli’nin son terör saldırılarının ardından OHAL’in, idam cezasının geri getirilmesi gibi önerilerinin kabul edilmesi Türkiye’nin demokratikleşme serüveninde çok büyük geri adımlar olur ve asla kabul edilemez. Yine MHP’nin, Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle kalıcı bir çözümüne aktif destek vermesi de mümkün gözükmüyor.

Bununla birlikte MHP’nin bu ülkede nasıl bir yere sahip olduğunu görüp bu partiyi ve daha önemlisi onun tabanını mutlaka demokratikleşme süreçlerinin olabildiğince içinde tutmaya çalışmak gerekiyor.

Bahçeli sözünü ettiğim genelgede, “Bugün için hepimizin birinci görevi, etnik tuzakları boşa çıkarmak ve bir kardeş kavgasını ne pahasına olursa olsun önlemektir” diyor. Gerçekten yaşanmakta olan gelişmeler ülkemizi, hiçbirimizin arzulamayacağı yerlere sürükleyebilir. Bu noktada MHP’nin ve Bahçeli’nin duruşunun değerini bilmemiz gerekiyor.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı