Meğer Bush’u ne çok severmişiz

13.11.2006 Vatan

    "Ülkenizde Amerikan karşıtlığı neden bu kadar yüksek?” diye soran Amerikalılara cevabımız çok basitti: “Bizdeki Amerikan değil Bush karşıtlığı.” Artık bu cevabı ciddi olarak gözden geçirmek gerekiyor. Zira ABD’de altı yıllık Bush dönemi kapanıyor, ama Türkiye’de herhangi bir sevinç ve coşku havası yok. Halbuki Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasında, dünyanın ve bu arada Türkiye’nin kaderini doğrudan etkileyebilecek birçok yaklaşım farkı mevcut. Örneğin Baba Bush’tan sonra Demokrat Clinton’ın sekiz yılı İslam dünyasına ilaç gibi gelmişti. Öyle ki Filistinliler Monica Lewinsky olayını “MOSSAD komplosu” bile ilan etmişlerdi. Aynı Clinton’ın deprem sırasında Türk halkına yaptığı jestin binde birini, oğul Bush, değil tsunami mağduru Endonezyalılardan, Katrina mağduru kendi vatandaşlarından bile esirgedi.

Duygular ve gerçekler

Ancak dış politikada ne zaman duygulardan, ilkelerden, simgelerden söz etseniz hemen birileri karşınıza “gerçekler” le çıkıyor ve “Türkiye’nin yüce çıkarları böyle sübjektif şeylere kurban edilemez” diyor. Dün, 1 Mart tezkeresi öncesinde de böyle olmuştu. Ama bizleri “romantik” vs. olmakla suçlayanların “gerçek” diye pazarlamaya çalıştıkları şeylerin birer yalan olduğu kısa sürede ortaya çıktı.

Bugünse, Bush’un hezimetine sevindiğinizde “bu dünyanın hayrına olabilir ama biz Türkiye’nin çıkarlarına bakarız” diyorlar. “Nasıl yani?” diye sorduğunuzda bir dizi kaygı sıralanıyor: “Fransa’dan sonra Amerikan Kongresi’nden de Ermeni Soykırım Tasarısı artık kesin geçer. Irak’ta Kürt devleti ilan edilir. PKK’yı iyice şımartırlar. İnsan hakları konusunda bizi çok sıkıştırırlar...”

Dünyanın lehine olan bir şey bizim aleyhimizeyse, bundan “bütün dünya bize düşman” sonucu çıkarmak yerine biraz dönüp kendimize bakmak daha iyi olabilir dedikten sonra sırayla gidelim:

1) Fransızlar Türkiye’yi AB’den dışlamak istedikleri için Ermeni konusunu istismar ettiler, buna karşılık Irak sorununu çözmek zorunda olan Amerikalılar -Demokratlar dahil- Türkiye’yi kazanmak zorundalar;

2) Her ne kadar Demokratlara yakın bazı uzmanlar Irak’ın üçe bölünmesini savunsalar da bunun resmi parti politikası olduğu söylenemez. Kaldı ki önümüzde iki yıl, bir “cohabitation” dönemi olacak, yani ABD’yi Cumhuriyetçi Bush ile Demokrat Kongre birlikte yönetecekler. Irak konusunda farklı görüşler çarpışacak ve muhtemelen “en makul”, “en az masraflı” ve “en realist” politikalar hayata geçirilecek.

3) Demokratların Cumhuriyetçilere kıyasla PKK’ya daha sıcak yaklaştıkları konusunda elimizde fazla somut kanıt yok. Tam tersine, Abdullah Öcalan Türkiye’ye Clinton döneminde teslim edilmişti.

4) Demokrat ağırlıklı Kongre’nin insan hakları konusunda daha duyarlı olması gerçekten mümkün ve bu hiç de fena bir şey değil. Türkiye eleştirileri “size ne?” diye savuşturmaya çalışmak yerine, temel hak ve özgürlüklerde daha kalıcı ve inandırıcı iyileştirmelere gitmeli.

Türkiye’nin ev ödevleri

ABD’deki yeni dönem Türkiye’ye krizden çok fırsatlar sunuyor. Ama Türkiye’nin de yapması gerekenler var. Örneğin gazetem dahil, Türk medyası, ilk kadın Kongre Başkanı Nancy Pelosi’den her defasında “Ermeni dostu” olarak bahsetmekten vazgeçmeli. Ankara da, uzun yıllar ihmal ettiği Demokratlarla bir an önce sağlam köprüler inşa etmek durumunda. Ve nihayet, Türkiye’nin, kaygılarını dile getirmenin yanısıra, Amerikalılar ve Iraklıların önemli bir bölümünün aklına yatabilecek çözüm önerileri geliştirmesi de şart.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı