Nefret dilinin sembolleri: Yeşil, beyaz Toros ve sarı torba

26.08.2026 medyascope.tv

26 Ağustos 2026’da medyascspe.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Amedspor Süper Lig'e çıktı ve beklemeye başladık bakalım neler olacak diye. Tabii ki olayın sportif yönünden ziyade toplumsal yönü merak uyandırıyor. İlk kendi sahalarında Erzurumspor'la yaptılar, bir şey olmadı ama pazartesi akşamı Kocaelispor deplasmanındaydılar. Ben maçın ikinci yarısını izledim televizyondan. Tıka basa dolu bir stat gördüm. Kocaelispor maçları hep böyle midir çok emin değilim ama belli ki Amedspor maçı olması bayağı bir etkili olmuş. Tıka basa dolu bir tribündü ve sonuçta Kocaelispor maçı kazandı. Ben ikinci yarısını izleyen birisi olarak olaysız geçti diye sevindim ve ertesi gün bir baktım ki tribünlerde birileri sarı torbalar göstermiş. Sarı torba nedir? Sarı torba, Güneydoğu'da çatışmalarda, kırsal kesimde özellikle öldürülen PKK militanlarının konuldukları cenaze torbası ve bir tür sembol haline gelmiş bir şey. Bunu şuradan da biliyorum, sosyal medyada özellikle bu konuda bir şeyler paylaştığınız zaman, ki özellikle de çözüm süreci öncesinde, hemen birileri bir sarı torba lafı eder, hatta görüntüleri paylaşırdı. Ne zamandır pek olmuyor, az da olsa büyük ölçüde kalkmıştı. Fakat pazartesi akşamı bunu Kocaeli'de tribünde gördük.
Daha önce sarı torba görmüyorduk ama Yeşil’i görüyorduk. Yeşil kim? Mahmut Yıldırım. Türkiye'de derin devlet denen olayın en öne çıkmış figürlerinden birisi. Kendisi aslen Zaza ama uzun bir süre devletin PKK'yla mücadelesinde rol oynamış birisi ve sadece dağda PKK'lılarla çatışma, operasyon değil, şehirde esas orada PKK'yla ilişkisi olduğu düşünülen, iddia edilen sivillere yönelik infazlarda birinci derecede rol oynamış bir katil. Mahmut Yıldırım gerçek adı, lakabı Yeşil. Öldüğü söyleniyor, öldürüldüğü söyleniyor, kimilerine göre hâlâ yaşıyor. Hatta geçenlerde birisi yarı açık cezaevinden kendini Yeşil diye tanıtıp birtakım gazetecileri, yanılmıyorsam, kandırmıştı. Bir efsane gibi sürüyor. Tabii ki kötü bir efsane. Ama mesela Bursaspor taraftarları bunun fotoğrafını, artık neyse, tribünlerde sergilemekten geri kalmamışlardı.
Bir başka sembol Beyaz Toros. Beyaz Toros ne? Yine Yeşil ve benzerlerinin özellikle 90'lı yıllarda yaptıkları yargısız infazlarda kullandıkları, çoğunlukla kullandıkları araba modeli Beyaz Toros ve bu da bir sembol haline geldi. Tabii ki bu olayın mağdurları için kötü bir sembol ama bundan zevk alanlar için iyi bir sembol ve yine tribünlerde, yine Bursaspor maçlarında da olmuştu, Beyaz Toros pankartları açıldı. Yeşil, Beyaz Toros, şimdi görüyoruz ki sarı torba. Ne demeye getiriyorlar? Bu kesinlikle ve kesinlikle düşünce, ifade özgürlüğü ile alakalı bir şey değil. Bu bir nefret söylemi ve ırkçı bir yaklaşım, faşist bir yaklaşım. Diyelim ki siz PKK'dan nefret ediyorsunuz vesaire. Amedspor geldiği zaman ne alakası var? Yani Amedspor futbolcularını ya da onu desteklemeye gelmiş taraftarları sarı torbalara mı koyacaksınız? Nedir derdiniz? Tabii ki burada bir kışkırtıcılık var.
Bu tür olayların kendiliğinden oluşması çok mümkün gelmiyor bana. Yani birden bir bakıyorsunuz tribünde bir tane de değil birden fazla sarı torba. En azından bir grup insan bir araya gelmiş ve bunu kotarmışlar. Hatta birtakım fotoğraflar gördüm, sırıta sırıta poz vermişler ellerinde sarı torbalarla. Ama bu sefer ne oldu? Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma yaptı ve 5 kişiyi gözaltına aldı. Çok kolay, tribünlerde artık her şey belli. Zaten oturulan yerler belli, Passolig uygulaması ile beraber. Sürekli kamera ile kaydediliyor. Dünyanın en kolay işi, hele bu teknolojik ortamda. Ve ilk defa bunu duyuyorum; ilk defa böyle bir şeye karşı adliye devreye girdi, güvenlik güçleri devreye girdi. 5 kişi halkı kin ve düşmanlığa teşvik ettiği iddiasıyla gözaltına alındılar. Bu suçlamanın gerçekten zanlılara uygulandığını da, uygulanabildiğini de gördük. Bakalım ne olacak, soruşturma sonucunda ne olacak? Ama bu da bize şunu gösteriyor ki devlet bu konuda eskiden yaptığı, gösterdiği duyarsızlığı göstermeyecek. Çünkü süreç önemli bir aşamada, yasa çıktı ve bunun tamamlanması isteniyor ve bu olayın toplumsal ayağı çok önemli.
Eğer burada sarı torbaya karşı sessiz kalınsaydı yaşanabilecek tüm Amedspor maçlarında, tabii ki deplasmanlarda esas olarak, bunların benzerlerine tanık olabilirdik. Yine olmayacağımız anlamına gelmiyor, yine Amedspor maçlarında birileri birtakım kışkırtıcı şeyler yapmak isteyebilirler. Zaten biliyorsunuz sloganlar atılıyor. Bu tür şeyler pekâlâ olabilir ama bu dönemde, çok hassas olunması gereken, dikkatli olunması gereken bu dönemde bu tür provokasyonlara karşı devletin ama vatandaşın, toplumun hazırlıklı olması ve duyarlı olması gerekiyor. Keşke o torbaları çıkartıp gösterenlere oradaki diğer Kocaelispor taraftarları engel olabilseydi.
Şimdi ben düşünüyorum, bilenler bilir, yıllardır kombinem var, Galatasaray maçına gidiyorum, maçlarına gidiyorum ve ne zaman şu anda bilmiyorum ama Amedspor bize konuk olduğu zaman tribünde neler yaşanabilir diye açıkçası endişeliyim. Yani bunun kulüplerle doğrudan bir alakası olduğunu sanmıyorum, başka bir şey bu. Ama şunu da çok iyi biliyorum, değişik vesilelerle maçlara gittiğimde Galatasaray'ın çok sayıda Kürt taraftarı olduğunu da biliyorum. Bazıları gelip kendilerini tanıtıyorlar, sohbet ediyoruz. Yani bilmiyorum Kocaelispor'un ya da başka takımların böyle taraftarları var mı ama mesela Galatasaray'ın, Beşiktaş'ın, Fenerbahçe'nin çok sayıda Kürt taraftarı olduğunu ve bunların düzenli seyirci olduğunu da biliyoruz. O zaman ne olacak? Yani bu açıkçası beni endişelendiriyor. Ama bu uygulamanın yani Cumhuriyet Savcılığı’nın yaptığının diğerleri için bir ders olma ihtimalini de ciddiye alıyorum, önemsiyorum.
Fakat şunu da söylemeden edemeyeceğim; bir savcı vardı İstanbul'da. Masasında Beyaz Toros vardı biliyorsunuz ve o savcı şu anda Adalet Bakanlığı’nda ya bakan yardımcısı ya da bir daire başkanı olarak terfi etti. Bunu da akılda tutmakta yarar var. Türkiye kritik bir süreçten geçiyor ve ucunda çok güzel şeyler olabilecek bir süreçten geçiyor. Ve burada olayın toplumsal ayağı çok önemli. En büyük sorun, ısrarla bunu söylüyorum, başından itibaren sürecin toplumsallaşmasına taraflar hak ettiği önemi vermediler. Ama zararın neresinden dönülse kârdır. Şimdi bu konuda herkesin, özellikle medyanın elinden geleni yapması gerekiyor ki bu tür provokatif şeyler yayılmasın ve Türkiye'yi tekrar girdiği bu barış yolundan döndürmesin.
Bitirmeden, dünkü yayında Öcalan konusunda, Öcalan görüşmeleri konusunda yurt dışı bir internet sitesinde yayınlanan olayın bir provokasyon olma ihtimalinin yüksek olduğunu söylemiştim biliyorsunuz. Bana kızanlar da oldu, olabilir. Ama yine dün Abdullah Öcalan'ın el yazısı açıklamasını gördük. O da bunu böyle tanımlıyor ve komplo olarak söylüyor. Kendisine yönelik bir komplo olduğunu söylüyor. Onu da bir not olarak düşmek istiyorum. Bu da büyük ölçüde Kürt cenahından, çünkü bunu yayınlayan haber sitesi, yurt dışındaki haber sitesi Kürt çevrelerinden çıkmış bir haber sitesi. Yani bu olayın sadece Türk ayağı yok, Kürt ayağı da var bunu istemeyenlerin. Bunu özellikle vurgulamak lâzım.
Bugün yayını Profesör Ayşe Buğra'ya ithaf etmek istiyorum. Hep aklımdaydı ama dün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Osman Kavala konusundaki kararıyla buna, bugüne karar verdim. Bir kere daha AİHM bir an önce bırakılmasını istiyor Osman Kavala'nın. Neredeyse 9 yıldır Osman içeride, Ayşe de onun eşi olarak bu 9 yılı onunla beraber çekti. İkisinin de bu süreçte yaşadıklarının ayrı ayrı çok zor olduğunu biliyorum. Ayşe diyorum, Osman diyorum çünkü ikisini de yakından tanıyorum, uzun zamandır tanıyorum. Ayşe Türkiye'nin önde gelen iktisatçılarından, iktisat teoristi ama en önemlisi de sosyal politikalar konusunda çok uzman bir isim. Kendisi Türk sağının sembol isimlerinden, yazarlarından Tarık Buğra'nın ve yine yazar olan Jale Baysal'ın kızı. Ayşe Türkiye'nin gerçekten bu alanda yetiştirdiği en önde gelen akademisyenlerinden birisi.
Robert Koleji, ardından Boğaziçi, ardından Kanada'da doktora diye gidiyor ve sonra yıllarca Boğaziçi Üniversitesi'nde çalıştı. Orada özellikle sosyal politika konusunda çok önemli işler yaptı. Kitaplar yazdı. Bu arada çevirileri de var. Özellikle şimdi tekrar bakınca gördüm, Karl Polanyi'nin "Büyük Dönüşüm"ünü de Ayşe Buğra çevirmişti. Umarım bu çözüm sürecinin yarattığı umut ortamında AİHM'in bu seferki kararının ardından bir an önce Osman Kavala da bırakılır ve bu hepimizin acısı ama esas olarak Osman'ın ve Ayşe'nin yaşadığı bu sorun artık bir yerde noktalanır. Bunun tamamen siyasi bir karar olduğunu biliyoruz. Hukuki olarak her şey yıllardır Osman'ın lehine, Osman Kavala'nın lehine. Artık, çok açık söyleyelim, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu kararı dile getirmesini ya da kamuya açık olmasa da ilgililere iletmesini ve Osman'ın artık özgürlüğüne kavuşmasını umuyoruz, bekliyoruz. Türkiye bu ayıbı daha fazla sürdürmesin ve bu vesileyle bir kere daha Osman'a ve Ayşe'ye sevgilerimi iletmek istiyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
28.08.2026 Ahmed eş-Şara Arap dünyası için ne anlam ifade ediyor?
27.08.2026 Türkiye Öcalan ile tanışmaya hazır mı?
26.08.2026 Nefret dilinin sembolleri: Yeşil, beyaz Toros ve sarı torba
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.08.2026 Artık kimse dağa çıkmasın!
21.08.2026 Dünkü savunmamın özeti: Bu ayıp benim değil!
20.08.2026 Alparslan Kuytul'un yalnızlığı
19.08.2026 Abdullah Öcalan: “Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer”
19.08.2026 Silivri mi, İmralı mı?
18.08.2026 Cemaatler şeffaf olabilir mi?
28.08.2026 Ahmed eş-Şara Arap dünyası için ne anlam ifade ediyor?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı