Normalleşme 1 – Yumuşama 0

26.06.2024 medyascope.tv

26 Haziran 2024’te medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler. Bugün sabah yaptığımız Medyascope’un yayın toplantısında, Erdoğan’ın Meclis grubunda yapacağı konuşmanın önemli olma ihtimâlinin altını çizmiştik. Çünkü Erdoğan şöyle yapıyor: Ya çok vurgulu konuşmalar yapıyor ya da çok fazla mesaj vermeyen konuşmalar yapıyor — arası yok. Meselâ benim en son canlı olarak izlediğim konuşma, ağırlıklı olarak Filistin üzerineydi, Gazze üzerineydi. Aynı cümlenin tekrar tekrar söylenmesiydi ve onun dışında çok fazla siyâsî mesaj yoktu. Bugün çok net birtakım pozisyonlar aldı Erdoğan. Özellikle kendisinin “yumuşama”, muhâlefetin “normalleşme” dediği süreçle ilgili ilk kez net bir şekilde geri adım attı. Ve dedi ki: “Bizim açımızdan normalleşme, muhâlefetin normalleşmesidir” dedi. Bir kere, “normalleşme” lâfını, Özgür Özel’n lâfını kabul etti. Dün de aslında Mehmet Şimşek benzer bir şey yapmıştı. Dün yaptığım yayınla bugün yapmakta olduğum yayının birbirinin tâkipçisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü Prof. Yalçın Karatepe’nin pazartesi günkü 4 saat 15 dakikalık buluşmanın ardından yaptığı açıklamalar çok ciddî bir şekilde iktidârın ayarını bozdu. Çünkü daha önce de hep şöyle oluyordu: Görüşülüyor ediliyordu ve muhâlefet çok fazla bir şey söylemeden yoluna devam ediyordu. Ama bu sefer şunu yaptılar: “Biz o kadar anlattık, bizi dinlemediler. Bunlar değişmeyecek, değişme irâdesi göstermiyorlar” deyip, o 4 saat 15 dakikalık görüşmenin bir hayra dokunmadığını muhâlefet güçlü bir şekilde söyledi ve burada inisiyatifi muhâlefet almış oldu. Nitekim dün peş peşe, önce Ömer Çelik, sonra Faruk Çelik, sonra Mehmet Şimşek, bugün de Recep Tayyip Erdoğan, bu süreçten duydukları rahatsızlığı beyan ettiler. Ve Erdoğan ne dedi? “Normalleşme dediysek o kadar da demedik…” –daha doğrusu yumuşama– “…bizde değişecek bir şey yok. Biz zâten her zaman için çok normaliz. Hiçbir zaman kavgacı olmadık, hiçbir zaman başkasının yaşam tarzına karışmadık” gibi gerçeklerle alâkası olmayan şeyler söyledi ve burada bu çabanın, diyalog çabasının muhâlefetin normalleşmesi için olduğunu söyledi.
Şimdi bu, eşyânın tabiatına aykırı. Neden eşyânın tabiatına aykırı? Daha önce muhâlefetle böyle bir şeye Erdoğan hiçbir şekilde girmedi. Neden girmedi? Çünkü bütün seçimlerden galip çıktı, istediği oyu aldı. En son cumhurbaşkanlığı seçiminde ve milletvekilliği seçiminde de aldı. Hiç böyle, “Muhâlefetle konuşalım, edelim, onları normalleştirelim” gibi bir yaklaşımı olmadı. Ama ne zaman ki ilk kez bir seçimden birinci parti çıkamadı, birçok yeri kaybetti, muhâlefetin diyalog çağrısına olumlu cevap vermek zorunda kaldı. Yani bugün muhâlefet, ana muhâlefet partisi aslında Türkiye’nin birinci partisi ve bu, ister adına normalleşme deyin ister yumuşama deyin, bu sürecin başlamasının nedeni 31 Mart yerel seçim sonuçları. Başka ne gösteriyor bu bize? 11 ay önce yapılan seçimde Erdoğan seçiliyor, kendisi ve MHP ve diğer ortaklarıyla Meclis’te yeterli çoğunluğu rahatlıkla bulabiliyorlar; ama 11 ay sonra yapılan seçim sonuçlarına baktığınız zaman, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesinin mümkün olmadığını ve o rakamları eğer genel seçime aktarırsak AKP + MHP’nin Meclis çoğunluğunu yakalama imkânının olmadığını görüyoruz. Tabiî ki yerel seçim başka, genel seçim başka, cumhurbaşkanlığı seçimi başka; ama 11 ay içerisindeki o büyük oy kayışları, Erdoğan’ın dediğinin doğru olduğunu kabul etsek dahi… ki o genellikle, “Bizim seçmenimiz sandığa gitmedi” diyor, tek sorunun o olduğunu söylüyor. Tek sorun o değil; ama o hâliyle bile, o seçmenin sandığa gitmemiş olması bile Erdoğan’ın tekrar seçilmesinin mümkün olmadığını bize gösteriyor. Dolayısıyla, ana muhâlefet partisiyle iktidar partisi arasındaki bu sürecin başlama nedeni Erdoğan’ın muhâlefete çektiği kıyak değil; muhâlefetin Erdoğan’a bir nevi el uzatmasıydı. Ve nitekim bu nedenle de muhâlefet içerisinde çok kişi Özgür Özel’e ve CHP’ye kızdı. “Erdoğan’a zaman kazandırıyorsunuz, ona cankurtaran simidi atıyorsunuz, hayat öpücüğü veriyorsunuz” vs. dediler. “Erken seçim isteyin. Neden erken seçim istemiyorsunuz?” dediler. Ve iş o raddeye vardı ki, Özgür Özel’i “muhâlefetin içerisindeki AK Parti ajanı” olarak, hattâ “Erdoğan’ın CHP bakanı” olarak tanımlayanlar oldu, bayağı sayıda insan böyle dedi. Bâzı gazeteciler Özgür Özel’e düello teklifi gibi teklifler yaptılar, meydan okudular filan. Neydi senaryo? “Erdoğan çok memnun, işte CHP’liler AK Parti Genel Merkezi’ne geliyor, kendisi CHP Genel Merkezi’ne gidiyor; bakanlar, İçişleri, Dışişleri, Çevre ve Şehircilik ve en son Ekonomi Bakanı CHP’nin gölge bakanlarıyla konuşuyor. Erdoğan burada muhâlefeti oyalıyor ve muhâlefet açıkçası oyuna geliyor” — normal senaryo buydu. Ama bugün Erdoğan’ı dinlediğimiz zaman, tam tersine bu sürecin Erdoğan’ı çok da fazla güçlendirmediğini, muhâlefetin işine daha fazla yaradığını gördük. Bu anlamıyla da bu yayının başlığını “Normalleşme 1 - Yumuşama 0” diye verdim. Şu an îtibâriyle Özgür Özel’in dile getirdiği, CHP’nin dile getirdiği pozisyon önde.
Peki neden işler karışıyor? Erdoğan niye rahatsız oldu? Çünkü CHP ilginç bir şekilde Cumhur İttifâkı’nı zayıf yerinden yakaladı. Bu da Sinan Ateş sûikastı. Başından îtibâren bunu ciddî bir şekilde gündeme getiriyorlar. 1 Temmuz’da duruşma başlayacak, Özgür Özel duruşmaya gidecek, orada işlerin karışacağı söyleniyor vs.. Özgür Özel Sinan Ateş’in eşini kabul etti. Diğer muhâlefet liderleri de kabul etti ve sonunda Erdoğan da kabul etmek durumunda kaldı. Ve MHP’liler, Devlet Bahçeli başta olmak üzere tüm MHP yetkilileri ağızlarını Sinan Ateş sûikastı ile açıp onunla kapatıyorlar ve kendilerinin bu işe bulaştırılmak istendiğini söylüyorlar, ısrarla ve ısrarla. Burada ince bir nokta var. Soruşturmaya hâkim olan meslektaşlarımı tâkip ettiğim zaman görüyorum ki dâvâda MHP’yle ve Ülkü Ocakları’yla geçmişte ve bugün irtibatlı olan çok sayıda isim var. Meselâ ilk akla gelen, hepimizin bildiği, Sinan Ateş’ten önceki Ülkü Ocakları başkanı, daha sonra milletvekili, ikinci dönem alt sırada gösterildiği için seçilemeyen Olcay Kılavuz var. Bahçeli’nin danışmanıydı, sonra görevden alındı. Başka isimler de var. Şimdi bunu sürekli gündeme getirerek, CHP aslında Cumhur İttifâkı’nın altındaki halıyı çekmeye çalışıyor, çok zor bir yere sürüklüyor. Bugün Erdoğan’ın konuşmasında o da vardı, biliyorsunuz: “Cumhur İttifâkı’nda herhangi birisi hedef alınırsa biz kendimiz hedef alınmış gibi görürüz” dedi, çok net bir şekilde. Burada olaydan bahsetmedi, ama bence Sinan Ateş meselesini gündeme getirip bu olayın siyâsî yönünün araştırılmasına izin vermeyeceklerini bir şekilde îmâ etti bence. Ama bu ne kadar sürdürülebilir bir şey olur Erdoğan için? Çok kolay değil. MHP’nin bu kadar zorlandığı bir yerde, birçok koldan bu konuda yeni haberlerin, bilgilerin aktığı bir ortamda, eşinin ve diğer yakın çevrelerinin, Sinan Ateş’in yakın akrabalarının korkusuzca olayın üstüne gittiği bir ortamda işler bayağı bir zorlaşıyor.
Bir de tabiî olayın başka bir boyutu var. Dünkü görüntüleri hatırlayın, Devlet Bahçeli grup toplantısı yaptı ama zor yaptı. Bugün Erdoğan’la görüştü; fotoğraf gördük, başka bir şey görmedik, fotoğraf gördük. Dünküne göre daha zinde gözüküyor, ama yine de solgun bir hâli var. Yani Devlet Bahçeli’nin sağlığıyla ilgili çok ciddî birtakım soru işâretleri var. Böyle bir durumda MHP’nin geleceği gibi bir soru da var ortada. Dolayısıyla şu anda Erdoğan istese de, yani normal şartlarda böyle bir şeye karar vermiş olsa bile, MHP ile ortaklığını sonlandırmak gibi bir şeye herhalde şu aşamada girişmeyecektir. Ama burada bir notu da düşmeme izin verin: Meral Akşener’in tam da böyle bir dönemde Erdoğan’la görüşmüş olması ve ardından hiçbir açıklama yapmamış olmasını da bir kenara not edelim. Dolayısıyla karışık bir olayla karşı karşıyayız. Erdoğan dedi ki: “Zâten bizim ana muhâlefet partisi ile ittifâk yapmamız diye bir şey söz konusu olamaz. Olsa olsa uzlaşı olur, diyalog olur, belki işbirliği olur, ama ittifak olmaz” dedi. Onu da kestirip attı mı acaba? Çünkü söylenen birçok şeyin zaman içerisinde tersinin yapıldığını, özellikle Erdoğan’ın bunu fazlasıyla yaptığını biliyoruz. Bir diğer bildiğimiz husus; Erdoğan’a MHP’nin yetmediği, şu hâliyle yetmediği. Hele ekonominin bu durumunda, asgarî ücrete, emekli maaşına zam yapılmayacağının açıklandığı, buna ek olarak çok sayıda yeni verginin, özellikle dar gelirlileri rahatsız edecek şekilde yeni vergilerin salınacak olması Erdoğan’ın zâten zor olan durumunu daha da zorlaştırıyor.
Peki buradan çıkış yapabilmesi için, iktidârını muhafaza edebilmesi için neye ihtiyâcı var? Güçlü bir ittifâka ihtiyâcı var. Burada Cumhur İttifâkı yetmiyor, bu net. Son seçimde gördük. İkinci olarak, bir başarı hikâyesine ihtiyâcı var; ekonomide tam tersi bir durumla karşı karşıyayız. Erdoğan bunun yerine ne yapıyor? AK Parti içerisinde birtakım değişikliklere gidiyor. 7 il başkanı değiştirildi, başka değişiklikler de olacak galiba, bir kongre olması bekleniyor, yönetimde birtakım değişiklikler olması bekleniyor falan. Ama bunların Erdoğan’ın derdine çâre olması, derman olması bana göre mümkün değil. Yani Ali’nin gidip Ayşe’nin gelmesi ya da Veli’nin gidip Osman’ın gelmesi, Gaziantep’te ya da Zonguldak’ta, özellikle kaybedilen yerlerde –kazanılan Gaziantep istisnâydı– ya da parti yönetiminde birtakım isimlerin gidip birtakım başka isimlerin gelmesi falan, bunların pek bir anlamı yok. Çünkü AK Parti’de heyecan yaratan isim yok. Erdoğan’la başlayıp Erdoğan’la bitiyor. En son gördüğümüz, İstanbul’daki Murat Kurum örneği var. Murat Kurum o seçimden beri ortalıkta yok. O bir tür prens gibi sunuldu, İstanbul’u alabilecek bir başarı öyküsü olarak sunuldu ve çok net bir şekilde kaybetti. Yani şimdi bakıyoruz, Erdoğan’ın çok da fazla bir seçeneği yok. Yönetimde değişiklikler yapsa bile, var olan yönetimi insanlar bilmiyor, umursamıyor. Çünkü Erdoğan partiye, milletvekillerine bir güç, bir iktidar alanı vermedi. Bilerek, bilinçli bir şekilde vermedi. Şimdi bunlara ihtiyâcı var, ama bunu yeniden inşâ etmesi mümkün gözükmüyor.
Tekrar başa dönecek olursak: MHP ve diğer ittifak partileri hâlâ var mı? DSP, HÜDAPAR vs.. Yeniden Refah kalsaydı bir anlamı olabilirdi, o kopmuş gibi gözüküyor, onu öyle söyleyebiliriz. En azından an îtibâriyle öyle, ittifak yetmiyor. MHP’nin ve AKP’nin bir silkinmesi, daha fazla oy alabilmesi, kamuoyunu peşinden sürükleyebilmesi mümkün gözükmüyor. Zâten MHP’de tam bir donuklaşmış yapı var. Erdoğan’ın AK Parti içerisindeki değişikliklerinin çok da fazla bir işe yaramayacağını kestirmek zor değil. Ekonomide ise işler hâlâ düze çıkmış gibi değil, hele şu aşamada, bu sene sonuna kadar en azından ve daha sonraki senelerde de muhtemelen. Özellikle Erdoğan’a oy vermeye müsâit olan kesimlerin, genellikle oy veren kesimlerin de çok ciddî bir şekilde canının yandığı ve daha da yanacağı bir sürece giriyoruz. Son seçimi hatırlayın; emeklilere ikramiye, zam vs. meselesinde, Erdoğan, “Biz seçim ekonomisi yapmıyoruz” dedi ve çok ciddî bir şekilde kaybetti. Emeklilerin yüzünden mi kaybetti emin değilim. Ama emeklilerin beklentilerini yerine getirseydi, bu kadar büyük bir kayıp yaşamayabilirdi. Şimdi Erdoğan olabildiğince Mehmet Şimşek’in yönlendirdiği şekilde gitmeye çalışıyor. Şöyle de bir ihtimal var tabiî ki: Belli bir yerde Mehmet Şimşek’i tekrar durdurup, “Ben ekonomistim” deyip tekrar olayı ele alabilir. O zaman bütün bu yapılanlar iyice boşa gidebilir. Sonuçta büyük bir tıkanmışlıkla karşı karşıya Erdoğan ve burada gerçekten CHP’ye ihtiyâcı var, hâlâ var. Şu hâliyle bugünkü yaptığı konuşmada CHP’ye eskisi gibi hitap etmeye başladı; yok “para sayma makineleri” vs. gibi şeyler söyledi. CHP’ye yönelik birtakım şeyler söyledi. Ve tabiî bir başka husus da hep yapmaya çalıştıkları: “Özgür Özel iyi, çevresi kötü” propagandası. Yani diyalog çabalarının parti içi iktidar mücâdelelerine kurban gitmemesini temennî ettiğini söyledi Erdoğan.
Bunu biliyorsunuz, bir süredir ciddî bir şekilde İmamoğlu ile Özgür Özel’in arasının açık olduğu, Kılıçdaroğlu’nun hâlâ çok güçlü olduğu vs. gibi spekülasyonları iktidar çok ciddî bir şekilde pazarlamaya çalışıyor. Ama benim bildiğim kadarıyla onların çizdiği şekilde bir tablo, göstermek istediği gibi bir tablo yok. Benim bildiğim kadarıyla Özgür Özel bu adımları atarken, Ekrem İmamoğlu ile koordinasyon içerisinde hareket ediyor. Muhakkak ki aralarında belli bir rekabet potansiyeli vardır, ama şu aşamada böyle bir şeye giriştiklerini ve girişeceklerini sanmıyorum. İktidârın bir temennisi bu. Kontrol edilebilir bir muhâlefet istiyorlar ve kontrol edebilmeleri için bir yerlerinden tutabilmeleri gerekiyor. Şu hâliyle o imkânları kalmamış gibi görünüyor gerçekten. Çünkü çok küçümsedikleri Özgür Özel –ki CHP içerisinde de çok kişinin, “Ya, kendisi iyi, ama bu işi kaldırabilir mi acaba?” dediği Özgür Özel– ilginç bir performans izliyor, her gün bir yerde. Bildiğim kadarıyla Sivas’a gidecek. Ankara’da 10 Ekim katliamı kurbanlarının âileleriyle buluşuyor. Gebze’de miting yapıyor. Türkiye’nin değişik yerlerinde miting yapıyor. Sürekli medyanın karşısında. Nedense bir türlü Medyascope’a kendisini çıkartamadık — bu arada onu da bir araya ekleyeyim. Ama şaşırtıcı bir şekilde ilginç bir performans gösteriyor. Herhalde en çok şaşıranlardan birisi de Erdoğan’dır. Ve böyle kontrol edemedikleri bir ana muhâlefet partisi ile karşı karşıyalar. Ve şu hâliyle baktığımız zaman, Erdoğan, kendi deyimiyle “yumuşama”, muhâlefetin deyimiyle “normalleşme”de ayağını frene doğru koydu. Bu olayın kapanacağı anlamına gelmez; ama Erdoğan pek umduğunu bulamıyor, bu anlama gelir. Ve Erdoğan'ın yine her şeyi kontrol altına aldığı, muhâlefeti de tekrar gündemine aldığı, muhâlefeti kontrolüne aldığı yolundaki şehir efsânelerinin de tekzip edildiği anlamına geliyor.
Bundan sonra normalleşme ile yumuşama arasındaki maçın sonucu ne olacak bakalım. Tabiî ki bugün, bu akşam çok daha önemli bir maçımız var: Türkiye’nin Çek Cumhuriyeti ile ya da Çekya ile yapacağı maç var. Herkes ona bakacak. Umarım bir sonraki tura devam eder Türkiye ve heyecanla izlemeye devam ederiz. Kapatırken, Yaşar Yakış’a rahmet diliyorum. AK Parti döneminin ilk Dışişleri Bakanı, Emekli Büyükelçi Yaşar Yakış, 85 yaşında bugün vefat etti. Hemşerimdi, çok ilginç birisiydi, çok zor birisiydi; ama çok düzgün birisiydi. Allah rahmet eylesin diyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.07.2024 Nagehan Alçı yalnız mıdır, değil midir?
30.06.2024 “Tertemiz bir Cumhuriyet kadını”: Ayşe Ateş
27.06.2024 Prof. Mustafa Öztürk ile söyleşi: Şerîat isteyenler aslında ne istiyor?
27.06.2024 Yumuşama/normalleşme dönemi bitiyor mu? İzleyicilerle ortak yayın
26.06.2024 Normalleşme 1 – Yumuşama 0
25.06.2024 CHP’li Yalçın Karatepe neden ve nasıl iktidârın ayarlarını bozdu?
24.06.2024 Hasan Subaşı ile söyleşi: İYİ Parti krizden çıkabilir mi?
24.06.2024 Prof. Hasan Aydın ile söyleşi: İslâm kültüründe düşünce ve ifâde özgürlüğü
23.06.2024 Cumhur İttifakı’nın ömrü uzun değil
23.06.2024 Edip Yüksel ile söyleşi: Dindarlar ve CHP
07.07.2024 Nagehan Alçı yalnız mıdır, değil midir?
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı